"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Vuslat

Kübra ÖRNEK
07 Ağustos 2017, Pazartesi
Okulumuzun son günleriydi. Son sınavlarımızı da verip mezun olacaktık.

5 yılımızı ayırdığımız bu menzilden ayrılmak zor olsa da baki muhabbetler kazandırmıştı bize. Bir de üzerine son dönemin meşakkati, tezler, projeler tuz biber oldu. Dershane hayatı ile nefes alıyorduk. Derken Allah’ın rahmeti imdadımıza yetişti. Ve sevgili babamın beni hayatımın en büyük vuslatına gönderiyor olmasının sevinci dünyevî bütün telâşlarımı unutturdu. Evet her şeyi bir kenara bırakıp, hayatımın en güzel yolculuğu için hazırlıklara başlamıştım. Kâbe’ye Allah’ın yeryüzündeki evi olan Beytullah’a gidecektik. Kur’ân-ı Kerîm’den öğrendiğimize göre yeryüzünde yapılan ilk mabed Beytullah’tır: “İnsanlar için yeryüzünde ilk konulan ibadet evi Mekke’de olan Kâbe’dir.” (Al-i İmran, 3/96)

Bunu bilmek ve asırlar öncesinde Peygamberimizin (asm) o topraklara ayak basmış olması bizi oldukça heyecana getirdi. Ve yola koyulduk, benimle birlikte gözleri mutluluktan parlayan şevkli genç kardeşlerimizle.

Bu duyguyu tarif etmeye lisanım yetmez lâkin olduğu kadarıyla anlatacağım..

Her gün en az beş vakit yöneldiğimiz Kâbe’ye kutsal topraklara gelmiştik. En çok da buraya gençken gelmeyi istedim. Her şeyin farkında iken, istidatların inkişaf ettirildiği en güzel çağlarımızda. Şükür ki nasip oldu. Kutsal toprakları hakkalyakin müşahede ettik. Vakit gelmişti. Kafile başkanı, indiğimiz zaman başlarımızı öne eğmemizi söyledi. Biz de öyle yaptık. Çünkü ilk bakış, ilk yakarış önemliydi. Duâların kabul olma müjdesi vardı. Yaklaştıkça Lebbeyk duâsını okuyorduk. Her Lebbeyk dediğimizde Rabbimizin işittiğini bilerek..

İşte o an gelmişti. Başlarımızı kaldırdık. Ve karşımızda bütün ihtişamıyla Kâbe-i Muazzama. İçten içe planladığımız bütün duâlar unutulmuştu. O an sadece bir şey vardı. Allah’ın huzurunda olduğumuzu tam manasıyla hissettik. 

O zaman her şey unutuluyor sadece bir şey istiyorsun Rabbinden: Rızasını... Ve o anki hislerinin daim olmasını istiyorsun. Sineni namazdaki gibi Allah’a açarak O’na yalvarıyorsun. Bir sır gibi sadece O var. O zaman “Ya Baki Entel Baki”nin sırrına erişiyorsun. Üstadımız Bediüzzaman Said Nursî’nin maddî manevî her şeyden feragat mesleğini orda daha iyi kavrıyorsun. Aslında hiçbir şeye sahip olmadığını görüyorsun. Gözünden süzülüyor yaşlar istemsizce. Gözlerin zekâtıydı bu, onun ibadeti. Durmuyordu gerçekten, mutluluğun delili, vuslatın şahitleri. Kalbimde bütün biriktirdiklerimle vuslat vaktiydi. Meğerse ayine-i Samed olan kalp bu dünyaya razı değilmiş, o zaman anlıyorsun. Kimseye açmadığın kadar Rabbine açıyorsun sineni. Sineni aç ki, ummanlar kadar inanç dolsun. Karşınızda size nurlu siyahıyla bakan bir mabed. Baktıkça büyüyen göz bebekleri, baktıkça atan bir kalp. Duygularımı tarif etmem imkânsız. Anlatılmaz yaşanırmış meğer. Gidenlere derdik hep “Bir kere gittiniz, bırakın da artık biz gidelim.” Ama öyle olmuyormuş. İnsan gidince dönemiyor, dönünce özlüyormuş. İlk gidiş heyecan, ikincisi hasret oluyormuş. Allah herkese nasip etsin.

Sonra Hacer-ül Esved’i uzaktan selâmlayıp tavafa başladık. Ruhlar âleminde Allah’a verdiğimiz sözü burada manen tazelemiştik. Ve zerreden şemse kadar her şeyin saf tuttuğu o zikir halkasına dahil olduk elhamdülillah. Ona bakmanın bile ibadet olduğu yerde boş durulmazdı. Biz Ona yöneldik, âlem bize. Biz döndükçe, dünya da bizim etrafımızda dönüyordu sanki. Öyle güzel bir duygu işte. Cevşendeki duâlarda teslim olduk Kâbe’nin Sahibine. Öyle bir teslimiyet ki, ondan öncesi yokmuş gibi, anı en güzel bir şekilde yaşıyorsun. Ya Kâbe’ye ilk dokunuş. Ve alnını bizzat ona vermek, orada duyduğun kokunun tarifi imkânsız. Cenneti bilmiyorum, ama benim dünyamda yaşanabilecek en güzel Cennetti. Saadet-i dareynin ilk safhası bu olsa gerek, Allah daim etsin. Bir de gençken buraya çağrılmış olmak ve teyzelerin, amcaların ibadetlerini istedikleri gibi yapamamaları, bizlere imrenerek bakmaları, tavsiyeler vermeleri bizi fazlasıyla şevke getirdi. Zira gençken yapılan ibadetler Allah katında daha makbuldü. Biz de bulunduğumuz zamanı fazlasıyla değerlendirmeye gayret ettik. Sonra ise Hicri İsmail’de Kâbe’nin yanında duvarla örülü olan kısımda tavaf namazımızı eda ettik. Burası Kâbe’ye önceden dahilmiş daha sonradan ayrılmış.

Hz. Aişe de (ra) bu kısımda namaz kılmanın önemini şöyle rivayet ediyor: “Resulullah (asm) beni elimden tutup Hicr’e soktu ve Kâbe’ye gitmeyi arzu edersen burada namaz kıl! dedi.” Şükür ki, bize de orada namaz kılmak nasip oldu. İnsan başını secdeden kaldıramıyor. Hiç ayrılmak istemiyorsun, ama her güzel şey gibi bu güzellikler de bitiyor. Sonra Safa Merve Tepesi’nde say vazifemizi de yaparak umremizi tamamlamış olduk Allah kabul etsin.

Buradaki hatıralar anlatmakla bitmez. En son gece Hira Nur Dağı’nda, Mi’rac Gecesi kıldığımız namazın tadından hiç bahsetmiyorum bile. Kâbe-i Muazzama karşısında âyet âyet yükseliyorsun Mi’raca..

Sevr Dağı, Arafat, Muzdelife, Mina ve Cennet’ül Mualla… Namaz kıldıkça umre sevabı kazandıran Kuba Mescidi. Ve Mescid-i Nebevi, Ravza-i Mutahhara gül kokan menziller Peygamber Efendimizin (asm) kabrinde Cevşenden okuduğumuz nurlu salâvatlar ve kabrin bulunduğu yeşil halıda (inşallah Cennet bahçelerinde) kıldığımız namazlar.. Ve daha maneviyat kokan yerler.. Ertelemeden bir an önce gidip görün derim. Arkadaşlarla her konusu açıldığında bilenler bilir susmayan bir Kübra olur. Eminim herkes öyledir güzel şeyler paylaşılır, ben de bu duygularımı unutmadan dile getirmek istedim. Sanki yaşıyor gibi o anları anlatmak benim için şevk, onlara da teşvik oluyordu. Evet, önemli olan o duyguların baki kalmasıydı. Zira umre, umreden sonra başlar. Yani döndükten sonra bu hisleri taze tutmak için hayli görev düşüyordu bizlere. Yoksa maddeten herkes gider ve herkes aynı hisseyi de almaz. Nice güzel yürekler vardır Kâbe görmeyen. Allah, bu kutsal yerlere gidip, güzel dönmeyi ve aynı hislerle bu âlemden göçmeyi bizlere nasip etsin.

Okunma Sayısı: 1545
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı