"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Büyük İslâm Hattatı Hamid Aytaç...

21 Mayıs 2018, Pazartesi 00:20
Merhum İbrahim Hakkı Konyalı’nın kaleminden...

Eğer bugün yaşayan Türk hattatlar olmasaydı yeni camilerin yazılarını yazdırmak için hariçten hattat getirmek zarureti hâsıl olacaktı.

 20 Ağustos 1984 tarihinde vefat eden meşhur tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı, 18 Mayıs 1982 yılında vefat etmiş olan Hattat Hamid Aytaç’la görüşmüş ve bunu bir yazısında anlatmıştı. 21 Ağustos 1971 tarihli Yeni Asya’da yayınlanan bu sohbeti her iki merhuma da rahmet olması niyazıyla yeniden yayınlıyoruz.

***

“Arap harfleriyle yapılmış bir tablo seyrederken insanda bu yazı kolayca yazılabilir zannı hâsıl olur. Fakat tatbik cihetine gelince onun büyük bir zaman, büyük bir gayret, mesai ve hüner istediği anlaşılır. Bunda muvaffak olmak yalnız zaman işi değildir. Yaratılış ve bediî kabiliyetin, aşkın da inzimamı şarttır. Zaten dedelerimiz aşksız meşk olmayacağını bir atalar sözü ile pek güzel belirtmişlerdir. Yetmiş sekiz yaşındayım. Altmış beş senedir arasız ve deliksiz bir mesai ile bu yazıya çalıştım. Fakat onun hatır ve hayale gelmedik o kadar incelikleri ve hususiyetleri vardır ki, hepsinin derinliklerine inmiş olduğumu iddia edemem. 

Bu san’atta muvaffakiyetin başlıca amili ilhamdır. Hatta bir şair gibidir. Her aruz ve hece veznini bilen bir adam şair olamayacağı gibi İslâm harflerini kusursuz yazan her adam da hattat olamaz. Hatta kuvvetli bir şairin, kuvvetli bir hattatın meydana getirdiği her şiire ve her hatta da güzel şiir ve güzel hat denemez. İlham olmayınca şairin şiirleri dilsizdir. Hattatın ilhamsız yazıları da ruhsuzdur. Ben Arap yazılarından en çok sülüsü, sülüs celisini, nesihi ve taliki severim. Bunların her birisinde bir sofradaki nefis yemek ve meyvelerdeki değişik çeşni zevkini bulurum.

San’atkâr Hamid, manevî hocam Rakım hakkındaki hayranlığını izah ederken de şunları söylüyordu: “Sülüs ve celi yazıların tekâmülünde dahi san’atkâr Mustafa Rakım’ın çok büyük hizmeti geçmiştir. Denebilir ki, İslâm yazısının sülüs ve celisi onun kaleminde kemaline, kemalinin zirvesine erişmiştir. Rakım; Şeyh Hamdullah’ın, Hafız Osman’ın, büyük kardeşi saray-ı Sultanî kâtibi İsmail Zühtü’nün yazılarından kendi zevkine uyan, ruhunu tatmin eden harf şekilleri seçmiş, yepyeni bir mektep kurmuştur ki onun meydana getirdiği tablolar eşsizdir ve öyle sanırım ki eşsiz de kalacaktır. Ben daima bu üstadın izinde yürümeyi hedef tuttum. Büyük Rakım’ın hattaki dehasının en büyük tesiri meşhur Hattat Sami Efendi’nin yazılarında görülür. Rakım harflere güzel ve ince bir üslûp vermiş ve onları mahirane istif etmiştir. Fakat harekete ve süs kısmına o kadar ehemmiyet vermemiştir. Sami Efendi merhum yazılarında istifi mahirane tatbik etmekle beraber süslemede de fevkalâde muvaffak olmuştur. Celi yazının eslâfa nazaran tekâmülünde Rakım’dan sonra Üstat Sami Efendi’nin büyük hizmeti geçmiştir. Biz de onların izi üzerinde yürüyoruz. Benim asıl hocam Erkân-ı Harbiye-yi Umumiye Matbaası hattatlarından merhum Mehmet Nazif Efendi’dir. Mehmet Nazif Efendi devrinin hattatlarından Sami, Şevki, Filibeli Bakkal Hacı Arif, Çarşıkapılı Arif Efendilerle fikir bağdaştırarak, el ele san’at san’ata vererek Rakım’ın açtığı yazı çığırı üzerinde dikkatle ve hassasiyetle çalışmışlardır. Üstadım Mehmet Nazif Efendi merhumun eserlerinde Rakım’ın yazılarındaki ruhu ve çeşniyi bulmak mümkündür.”

Ona sordum: Siz Rakım mektebine ne yenilikler getirdiniz, kendinizden ona neler verdiniz?

Üstat Hamid bu sorumu derin bir tevazu ile şöyle cevaplandırdı: İkinci Mahmut devrinde yaşayan Rakım’la biz müsavi olabilir miyiz? Toprak nerede, Süreyya Yıldızı nerede? Celi hattı tekâmülün şahikalarına çıkaran Rakım’ın topuğuna yetişmeye imkân var mıdır? 

O, san’atın altın çağında yetişmiştir. Yanında ve yakınında bu san’atın en kudretli elemanlarından kardeşi İsmail Zühtü’den başka birçok hat üstatları vardı. Devrinde yazı san’atı alâka, hürmet ve riayet görüyordu. O yazıyı seven ve kucaklayan bir muhit vardı. Biz İslâm harflerinin tehcir edildiği bir zamana rastladık. Biz kurak ve çorak bir tarlada az bir rutubetle yaşama imkânı arayan bir bitki gibiyiz. Onun izinde yürüyebilirsek, ona lâyık bir şakirt olabilirsek ne mutlu bize!

Onun ibda’ ettiği esere ufak bir şey ilâve etmemize imkân yoktur. 

Hamid’e şöyle bir soru daha sordum: Yakut’i Müsta’sami’nin eski üstatların yazılarını da tetkik ediyor musunuz? 

Hiç irkilmeden cevap verdi: Yakut devrinden bugüne kadar binlerce hat san’atkârı gelip geçmiş, bu yazıya hepsi varlıklarından bir şeyler katarak bugünkü mükemmelliğe yükseltmişlerdir. Onları tetkik etmek, traktör, otomobil ve tepkili uçak devrinde kağnı ve karasaban tetkik etmeye benzer.

Eski üstatları hat tarihiyle meşgul olanlar tetkik etsinler. Rakım üslûbundaki yazılardan başkasını tetkik ve taklit etmeye lüzum yoktur.

Üstat “Hangi hattatları beğeniyorsunuz?” sualimizi karşılarken de dedi ki: Talebemden merhum Halil’i çok beğenirim. Hattat Macit de çok muvaffak olmuş san’atkârlarımızdandır. Her ikisi de benim takip ettiğim yazı yolunda yürüdüler. Sami Bey merhumdan meşk alan talik yazıcı Necmeddin Efendi de sülüste ve bilhassa talikte üstattır. Bizde yazı san’atı ile birinci derecede meşgul olanlardan başka kimse kalmamıştır. Yeni mektepler açmak ve hocaların sayısını arttırmak suretiyle eski yazımızı yaşatmaz, kıymetli hattatlar yetiştirmezsek korkarım ki son üstatlar da hayattan ellerini eteklerini çekince müthiş bir fetret başlayacak, başka memleketlerden yazı ve hattat getirmek mecburiyeti hâsıl olacaktır. Mimarî bir şaheser olan Şişli Camii’nin İslâmlar arası takdirler kazanan yazısını biz yazdık. Eğer bugün yaşayan Türk hattatlar olmasaydı bu caminin ve yapılmakta olan diğer camilerin yazılarını yazdırmak için hariçten hattat getirmek zarureti hâsıl olacaktı. Mustafa Rakım’lar yetiştiren bu milletin hattatsız kalması kadar feci ve korkunç bir şey olamaz.

Hattat Hamid bugün İslâm âleminde İslâm yazısını yazanlardan Bağdat’ta Mehmet Hasım’la, İskenderiye’deki Medreseti’t-tahsin-i hututun müessisi ve müdürü Mehmet İbrahim’i çok beğendiğini de söyledi.

Son sualim şu oldu: San’atınız bugün size müreffeh bir hayat temin ediyor mu, en çok beğendiğiniz yazılarınız kimlerdedir üstat?

Aldığım cevap da şudur: Son zamanlarda yazıya karşı fazlaca bir alâka gösterildiği için şöyle böyle geçinebiliyorum. Şikâyetim yok. Şimdiye kadar 250’den fazla yazı yazdım. Bunlar Bağdat’ta, İstanbul’da birçok dostlarımdadır. Türkiye’de en iyi yazılarım tüccardan Musa Topbaş, Hacı Ahmet Akosman ve Rahmi Köseoğlu ile Haşim Zincir’dedir. 

Hamid 1309 hicri yılında Diyarbakır’da İmadiye Mahallesinde Ulu Cami yakınındaki evlerinde doğmuştur. Babası hattat Amidli Âdem’in torunlarından Zülfikar Efendiydi. İlk tahsilini Ulu Cami bitişiğindeki Sibyan Mektebinde yapmıştır. Diyarbakır’da Askerî Rüşdiyeyi bitirdikten sonra 1324 Rumî tarihinde İstanbul’a gelmiş. Hukuk Mektebine devam ederken yapılan tavsiyeler üzerine Sanayi Nefise Mektebine geçmiş ve 1326’da babasının vefatı üzerine serbest hayata atılmak zaruretini duymuştur. Bir sene kadar Rüsumat Matbaası Müdürlüğü’nü yapan Hamid, 1327’de Mekteb-i Harbiye Matbaası’na tayin edilmiş. Üç sene burada vazife gördükten sonra 1330’da Erkân-ı Harbiye Harita Matbaası Hattatlığına memur edilmiştir. Burada iki sene çalıştıktan sonra Birinci Cihan Harbi sırasında Yıldırım Ordular gurubu emrinde olan Almanya Erkân-ı Harbiye Harita Dairesine geçmiş. Bir sene de burada hizmet etmiş ve vazife görmüştür. 1330 yılında mütarekeyi müteakip serbest mesleğe atılmıştır.

Yeni Asya, 21 Ağustos 1971

***

Hamid Aytaç kimdir?

Hamid Aytaç (d. 1891, Diyarbakır – ö. 18 Mayıs 1982, İstanbul), dünyaca ünlü Diyarbakırlı hattat. İlk öğrenimini sibyan mektebinde Diyarbakır mebusu hoca Mustafa Akif Efendi’den yapmıştır. Yazı aşkı da bu hocanın eğitiminden doğmuştur. Rüşdiye mektebinde Hoca Vahid Efendi’den rika ve jandarma kolağalarından (önyüzbaşı) Ahmed Hilmi Efendi’den sülüs yazıyı öğrenmiştir. İstanbulda en yeni camilerden olan Şişli Camii’nin eşsiz yazıları ile bir çok evlerde, salonlarda ve işyerlerinde Mısır ve Irakta, hatta dünyanın her yerinde onun binlerce nefis yazısı vardır. Uzun ve verimli bir ömür süren Hattat Hamit Bey bütün İslâm âleminden, hatta Japonya’dan bile bir çok öğrenci yetiştirmiştir. Mekke-i Mükerreme’de yapılmış olan bir İslâm Konferansı’nda Hattat Hamit Beyin yazdığı bir Kur’ân-ı Kerîm’in Almanya’da yapılmış nefis yaldızlı ve renkli bir baskısı Suudî Arabistan kralı Halid tarafından bütün İslâm devlet başkanlarına armağan edilmiştir. 18 Mayıs 1982 de vefat etmiş, vasiyeti üzerine Karacaahmet Mezarlığı’nda Şeyh Hamdullah’ın yakınındaki kabrine, bir Mi’rac Kandili günü defnedilmiştir.

İbrahim Hakkı Konyalı kimdir?

1896 yılında Konya’da doğan İbrahim Hakkı, ilk tahsilini mahallesinde Sibyan mektebinde, Rüştiye’yi de Akif Paşa mektebinde faaliyet gösteren Fuyuzat-ı Hamidiye Rüştiyesi’nde bitirdi. Çeşitli medreselerde özellikle de Islâh-ı Medaris’e devam ederek tahsilini tamamladı. İstanbul Arşiv Dairesi ile Ankara Vakıflar Müdürlüğü Arşiv Daire Müdürlüğü görevlerinde bulundu ve buradan emekli oldu. Büyük eserlerini 1940 yılından sonra vermeye başladı. 200’ün üzerinde eseri vardır. Alanya Tarihi, Erzurum Tarihi, Konya Tarihi, Karaman Tarihi, Akşehir Tarihi, Ereğli Tarihi, Kilis Tarihi, iki ciltlik Üsküdar Tarihi ve Beyşehir Tarihi eserlerinden bazılarıdır. Tercüman-ı Hakikat, İleri ve Yeni Asya gibi pek çok gazete ve dergilerde de yazıları çıkmıştır. İbrahim Hakkı Konyalı, büyük ve değerli arşivini ve binlerce ciltlik kütüphanesini, Üsküdar Selimiye’deki Hünkâr Kasrı’na “İbrahim Hakkı Konyalı, Kütüphane ve Arşivi” adıyla vakfetmiştir. Bir araştırma için geldiği Akşehir’de geçirmiş olduğu bir kalb krizi sonunda, 20 Ağustos 1984 tarihinde vefat etmiş ve cenazesi İstanbul’a götürülerek, daha önce hazırlatmış olduğu, Üsküdar Karacaahmet Kabristanı’na defnedilmiştir.

Okunma Sayısı: 1154
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı