"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mana-yı hadis

M. Ali KAYA
22 Kasım 2016, Salı
Hadis kaynaklarında İslâm bilginlerinin kitaplarında geçen hadislerin bazılarının ifadelerinin benzeri hadisler yoktur.

Ancak âlimler “Mana-yı Hadis” olarak almışlardır. Çünkü hadisleri manası ile nakletmek caizdir. Muhaddisler de hadislerin pek çoğunu zaten bu şekilde rivayet etmiştir. Bunun için aynı manayı ifade eden farklı rivayetler ortaya çıkmıştır. 

Bediüzzaman 19. Mektub’un mukaddimesinde “Mu’cizat-ı Ahmediye”ye başlamadan önce bir “İhtar” ile şöyle der: “Şu risalede çok ehadis-i şerife nakletmişim. Yanımda kütüb-ü hadisiye bulunmuyor. Yazdığım hadislerin lâfzında yanlışım varsa, ya tashih edilsin veyahut “hadis-i bi’l-mana” denilsin. Çünkü kavl-i racih odur ki, “Nakl-i hadis-i bi’l-mana caizdir.” Yani hadisin yalnız manasını ele alıp, lâfzını kendi zikreder. Mâdem öyledir; lâfzında yanlışım varsa, hadis-i bi’l-mana nazarıyla bakılsın.” (Mektubat, İstanbul 2004, s. 152) 

İmam-ı Gazali gibi allame ve müceddid yazmış olduğu en değerli eseri “İhya-i Ulum ed-din” isimli 16 ciltlik hacimli eserinde Peygamberimizin (asm) “Kütüb-ü Sitte”de bulunmayan pek çok hadisleri “Hadis-i Bi’l-mana” olarak nakletmiş ve yazmıştır. Pek çok bilginler de onu bu yönü ile tenkit etmişlerdir. Bu tenkitlere cevap veren allame kâmil muhaddis İmam-ı Muhammed bin Muhammed El-Hüseynî El-Zebidî, İmam’ın “İhya”sına yazdığı “İthafü’s-Saâdet el-Müttakin bi Şerh-i İhya-u Ulum ed-Din” isimli şerhinde bu itirazlara şöyle cevap verir: “Sahabelerden Hz. İmam-ı Ali (ra) Abdullah bin Abbas (ra) Enes bin Mâlik (ra) Ebu Derda (ra) ve Ebu Hureyre (ra) gibi hadis rivayet eden sahabeler Ppeygamberimizden (asm) duyduğu manaları kendi sözleri ile nakletmişlerdir. Bunun için mana aynı olduktan sonra farklı lâfızlar ve ifadelerle bir hadisi rivayet etmek elbette caizdir. Lâfza değil, manaya bakmak gerekir. Lâfız için manayı terk etmek caiz olmaz” demiştir.

Bütün tercümeler ve Kur’ân mealleri ve hadis kitaplarının tercümeleri hep manayı yansıtmaya çalışırlar. Çünkü çoğu zaman Arapça bir kelimenin Türkçede karşılığı bulunmaz. Diğer diller de böyledir. Bunun için “mana-yı hadis” esas alınır. Tabiinden pek çok büyükler de aynı şekilde hareket etmişlerdir. Hasan-ı Basri, İmam-ı Şa’bî, Amr bin Dinar, İbrahim Nehâî, İmam-ı Mücahid, İkrime, İbn-i Sirin gibi meşhur muhakkik muhaddisler ve allâmeler aynı görüşte birleşmişlerdir. Hatta İbn-i Sirin der ki: “Ben bazı hadisleri ayrı ayrı on kişiden duyardım manası aynı, ama lâfızları farklı olurdu.” Süfyan-ı Sevri gibi büyük bir allâme “Bir mecliste birinin hadislerin lâfzı üzerinde fazla bilgiçlik tasladığını görürseniz bilin ki o adam kendini tanıtmak ve öne çıkarmak için çalışıyor” demiştir.

Usûlcüler hadisin mana olarak rivayet etmelerinin şartlarını da şöyle sıralamışlar: “Birincisi, hadisi rivayet eden kişi gerek dil, gerekse mana bakımından hadisin anlamını bilen birisi olmalı. İkincisi hadisi bilmekle beraber lâfzını unutmuş olması. Üçüncüsü ise, rivayet edilen hadisin zikir ve duâ gibi telâffuzu ile ibadet edilen bir hadis nevinden olmamasıdır” demişlerdir. 

Senet yönünden de senedi sağlam değil diye hadise ilişmek doğru değildir. İmam Celâleddin-i Suyutî gibi bir muhaddis ve müçtehid der ki: “Senedi bulunmayan bir hadis görülürse şayet bu hadis usûl-i İslâmiyeye zıt, akla münâfî ve sahih hadislere muhalif ise, o zaman mevzu oluşuna hükmedilebilir. Eğer bu şartlar mevcut değilse o hadise ilişilmez.” Bu kaideye binâen senedini Kütüb-ü Sitte”de bulamadığımız İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbanî ve Bediüzzaman Said Nursî gibi büyük allâmelerin kitaplarındaki hadislere ilişmek büyük bir hatadır. 

Sonuç olarak hadisleri mana olarak nakletmek caizdir ve İslâm bilginlerinin çoğu bunu yapmışlardır. Bu bakımdan bir hadisin aynen metni bulunmazsa veya senedinde bir zayıflık görülse ona zayıf ve mevzu diye bakmak İslâm muhakkik ve müçtehidlerine göre doğru değildir. Buhari ve Müslim gibi muhaddislerin hadis konusunda cerh ve tadil noktasında dikkatleri ve çalışmaları Hadis ilminin sıhhati ve metodolojisi bakımından önemlidir ve gereklidir. Ama onların kitaplarına almadıkları rivayetleri hadis değildir, diyemeyiz. “ Kütüb-ü Sitte dışında sahih hadis yoktur” demek de çok büyük hatadır. Bunu Kütüb-ü Sitte müellifleri dahi söylemiyorlar. “Biz yüz binlerce hadisten senet ve lâfız yönünden kendi ölçülerimize göre sahih bulduğumuz bu hadisleri seçtik” diyorlar.

Okunma Sayısı: 783
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • said yazar

    22.11.2016 06:34:02

    Mehmet Ali Bey. Günümüzde din alanında elzem olan konuları vukufiyetle analizinizden dolayı binlerce Teşekkürler. Devamını bekliyoruz. Selam ve dua ile

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı