"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Allah, çocukları babasız (!) bırakmasın..

M. Fahri UTKAN
05 Ocak 2018, Cuma
Ne babalar oğullarını ne de oğullar babalarını seçerler. Önce baba bu dünyaya misafir olur, daha sonra evlenir ve Cenâb-ı Hak’ta isterse, oğullar dünyada misafirliğe başlar.

Beraber veya ayrı yaşadıkları sürece her yaşta çocuklar babaları hakkında farklı fikirde olurlar:

“5 yaşında: Babam her şeyi bilir.

10 yaşında: Babam çok şeyi biliyor.

15 yaşında: Ben de babam kadar biliyorum.

20 yaşında: Şu muhakkak ki babamın öyle pek fazla bir şey bildiği yok.

30 yaşında: Bir kere de babamın fikrini sorsam fena olmayacak.

40 yaşında: Ne de olsa babam bazı şeyleri biliyor.

50 yaşında: Babam her şeyi biliyormuş.

60 yaşında: Ah, babam hayatta olsaydı da kendisine danışabilseydim!

Bazı babalar çocuklarıyla gerekli ilgilenmeyi yapar, onları kendi fikirleri veya çevre baskısı istikametinde yetiştirmeye çalışırlar. Bazı babalar ise, bazen iyi niyetten bazen de etraflıca düşünmemekten dolayı çocuklarıyla pek ilgilenmeye vakit bulmazlar.

Aşağıda biri baba-oğul hikâyesi ve bazı yorumları nazar-ı dikkatinize sunmak istiyorum. Buyurun okuyun. En sonda da sizin fikirlerinizi öğrenmek isterim.

“Adam yorgun argın eve döndüğünde 5 yaşındaki çocuğunu kapının önünde beklerken bul- du. Çocuk babasına, “Baba bir saatte ne kadar para kazanıyorsun” diye sordu... Zaten yorgun gelen adam, “Bu senin işin değil” diye cevap verdi. Bunun üzerine çocuk “Babacım lütfen, bilmek istiyorum” diye üsteledi. Adam “İllâ da bilmek istiyorsan 20 lira” diye cevap verdi. Bunun üzerine çocuk “Peki bana 10 lira borç verir misin?” diye sordu. Adam iyice sinirlenip, “Benim senin saçma oyuncaklarına veya benzeri şeylerine ayıracak param yok. Hadi, derhal odana git ve kapını kapat” dedi. Çocuk sessizce odasına çıkıp kapıyı kapattı. Adam sinirli sinirli “Bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder.” diye düşündü. Aradan bir saat geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşti ve çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını düşündü, “Belki de gerçekten lâzımdı”... Yukarı çocuğunun odasına çıktı ve kapıyı açtı... Yatağında olan çocuğa, “Uyuyor musun?” diye sordu. Çocuk “Hayır” diye cevap verdi... “Al bakalım, istediğin 10 lira. Sana az önce sert davrandığım için üzgünüm. Ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim” dedi... Çocuk sevinçle haykırdı, “Teşekkürler babacığım”...

Hemen yastığının altından diğer buruşuk paraları çıkardı. Adamın suratına baktı ve yavaşça paraları saydı. Bunu gören adam iyice sinirlenerek, “Paran olduğu halde neden benden para istiyorsun?

Benim, senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak vaktim yok” diye kızdı... Çocuk “Param vardı, ama yeterince yoktu “ dedi ve yüzünde mahcup bir gülücükle paraları babasına uzattı; “İşte 20 lira... Şimdi bir saatini alabilir miyim babacım?...”

Evet, hikâyeyi okudunuz. Ne düşünüyorsunuz bilmiyorum.

Fakat etrafınıza bir bakın. Bu tür baba –çocuk veya anne– çocuk manzaraları görüyorsunuzdur mutlaka.

İşte sırf dünya için (ne yazık ki, bazen sırf ahiret için çalışanlarda da görülüyor) çalışmalar sonunda gelinen nokta.

Yukarıdaki baba yerinde olsaydınız, ne hissederdiniz?

Başınızı ellerinizin arasına alıp nerede hata yaptığınızı mı, yoksa zamane çocuklarının fazla ukala olduğunu mu düşünürdünüz?

Bence birinci sorunun cevabını araştırmak ve düşünmek gerekiyor.

Anne ve babası çalışan, sırf dünyevî kaygılar içinde yetiştirilmeye (!) çalışılan çocuklar daima problemli olmakta ve bu problemlerini de hayat boyu yanlarında taşımaktadırlar.

Anne-baba çalışmak zorunda bile olsalar mutlaka belli bir saatlerini çocuklarına ayırmalıdırlar.

Bu zaman ayırma lâf olsun torba dolsun babında olmamalıdır.

Bütün işlerinden ve düşüncelerinde azade olarak çocuğu karşısına alıp onun yaptıklarını, bazı olaylar hakkında düşüncelerini vs. anlatmasını istemeli ve onu dikkatli bir şekilde gerçekten muhatap kabul ederek dinlemelidir.

Böylece hem çocuk, insan yerine konulmanın-sayılmanın zevkini tadacak hem de bazı şeyler hakkında düşüncelerini ifade ederken aynı zamanda kendini anlatmış olacaktır.

Eğer bu davranışlarda bulunmaz ve çocuklarımızı boş bırakırsak, ya yukarıdaki hikâyede olduğu gibi ancak resmi-formal bir davranış sonucu onlarla konuşabiliriz. Veya onu da yapamazsak artık o çocuklar bizim elimizden çıkmış veya sokağın ya da televizyonun esiri olmuşlardır kesinlikle.

Onun için daha doğumundan başlayarak (belki de doğumundan önce) her iki kanattan (hem dünyevî hem de uhrevî) eğitimleri bizzat ilgilenerek vermeye çalışmalıyız.

Bazen anne-baba öyle bir hizmet aşkı içinde olmaktadırlar ki, çevresine hizmet ederken evlerinde de hizmet edilecek çocukları olduğunu iş işten geçtikten sonra anlamaktadırlar, maalesef.

Hizmetlerde düşünülecek muhatapların ilklerinden en birincisi bence en yakınımızdaki aile fertleri, özellikle de çocuklarımız olmalıdır. “Onlar nasıl olsa öğrenir” deyip ipin ucunu bırakırsak, daha sonra Hıristiyan birinin Müslümanlığa geçmesi gibi zor olacaktır.

O halde parolamız “Beşikten mezara ilim” olmalı ve bu yolda ne kadar zamanımızı harcarsak o kadar faydalı ve verimli sonuçlar almamız bedihidir.

Okunma Sayısı: 3163
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı