"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kalb ruhun ayıbını nasıl görmez?

M. Fahri UTKAN
06 Ağustos 2017, Pazar
İhlâs Risalesi’nde her zaman okunması gereken düsturlardan, ikinci düsturda “Bu hizmet-i Kur’âniyede bulunan kardeşlerinizi tenkit etmemek ve onların üstünde faziletfuruşluk nev’inden gıpta damarını tahrik etmemektir. Çünkü nasıl insanın bir eli diğer eline rekabet etmez, bir gözü bir gözünü tenkit etmez, dili kulağına itiraz etmez, kalb ruhun ayıbını görmez. Belki birbirinin noksanını ikmal eder, kusurunu örter, ihtiyacına yardım eder, vazifesine muavenet eder. Yoksa o vücud-u insanın hayatı söner, ruhu kaçar, cismi de dağılır” deniliyor.

“Asgarî 15 günde bir okunmalıdır” şeklinde tavsiye edilen ihlâs düsturunun üstünde durulması gereken bir konu var bence.  Bu konu, “kalp ruhun ayıbını görmez” cümlesidir. 

 Kalp ruhun ayıbını nasıl görmez?

Bu veciz cümle ile çok hakikatler beyan edilmiş. Bir vücudu meydana getiren maddî ve manevî uzuvların her biri ayrı ayrı düşünüldüğünde bir ferd, bir bütün düşünüldüğünde ise cemaat akla gelir. Burada uzuvlar, cemaat olarak düşünüldüğünde her bir uzvun ancak kendi vazifesini yaparken, bir başkasının vazifesine karışmadığını ifade etmekte. Yoksa bir kusurları var olduğu halde karışmadığı anlamına gelmiyor. 

Çünkü “Nasıl ki bir insanın bir eli bir elini kıskanmaz ve gözü kulağına haset etmez ve kalbi aklına rekabet etmez.”1 Aynen öyle de, ‘kalp de ruhun ayıbını görmez’ deniliyor. 

Başka bir açıdan bakarsak; “…muhabbet, mahbubunda bahaneler aramaz ve kusurlarını görmek istemez.”2 Çünkü “Rıza gözü, ayıplara karşı kördür.” Ve aynı zamanda, “Vücud nev’inde tezahüm (birbirine sıkıntı vermek) yoktur” diyor Üstad Bediüzzaman.

İnsan vücudu tam bir dayanışma ile çalışır. Bir ayak diğer ayağa çelme takmadığı gibi kalp de ruhun ayıbını görmez. Yani bir insan tutup da kendi hatalarını başkalarının içinde teşhir etmez. Benzeri bir durum cemaat ruhunda da (şahs-ı manevide de) olur ve olmalıdır. Tenkide medar haller olsa bile, bu teşhir edilmeden bünye içinde halledilir ve edilmelidir.

“İnsan bir beden ve bir ruhtan oluşmakla beraber, ruhunda, manevî olarak bulunan bir kısım lâtifeler/duygular vardır. Ruhtaki bu lâtifelerden biri kalb, biri nefis olduğu gibi biri de ruhtur.” 

Üstad Bediüzzaman 16. Lem’ada bazı lâtifelerden şöyle bahsediyor: ”Meselâ vicdan, a’sab, hiss, akıl, heva, kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiyye gibi letaif, kalb, ruh ve sırra ilâve edilse letaif-i aşereyi (insan ruhunda bulunan on lâtifeyi) başka bir surette gösterir.” 

İnsan ruhunda, nefis, heva, heves gibi kötülüğü emreden ve terbiye edilmesi gereken özellikler bulunduğu gibi, akıl, kalp, vicdan, ruh gibi gerçeği arayan, değerli ve nefsi dizginlemekle vazifeli lâtifelerimiz de vardır. Hâlbuki insan bir beden ve bir ruhtan oluşmaktadır, bilindiği gibi. Yani buna göre, ruhumuzda, ruh adında aynı ismi taşıyan bir de lâtifemiz vardır.

Bu açıdan düşünürsek, “kalb ruhun ayıbını görmez” cümlesi ile kasd olunan “ruhun ayıpları var da kalp onları görmezlikten gelir” mânâsında değildir. “Bu lâtifelerimiz, aralarında tam bir uyumla çalışır, birbirlerinin kusurunu aramazlar ve birbirinin faaliyetlerini sekteye uğratır bir tavır içinde değildirler” diyebiliriz, her halde.

Burada bahsedilen, “Kalb’den maksat, sanevberî (çam kozalağı gibi) bir et parçası değildir. Ancak bir lâtife-i Rabbaniyedir ki; mazhar-ı hissiyatı vicdan, ma’kes-i efkârı dimağdır.”3 

 “Bozuk olan bir kalp, kendini sahipsiz, maliksiz, yetim bilir. Bu haletten korku neşet eder. O korku onu (kalbi) kaçıp gizlenmeye icbar eder (zorlar)”4 kalp o zaman da kendi derdini düşünürken ruhun ayıbını görmeyebilir.

“İman kalpte, kafada daimî bir manevî yasakçı bıraktığından, fenâ meyelânlar histen, nefisten çıktıkça, ‘Yasaktır!’ der, tard eder, kaçırır. “evet, insanın fiilleri kalbin, hissin temayülâtından çıkar. O temayülât, ruhun ihtisasatından ve ihtiyacatından gelir. Ruh ise, iman nuru ile harekete gelir. Hayır, ise yapar, şer ise kendini çekmeye çalışır; daha, kör hisler onu yanlış yola sevk edip mağlûp etmez. 

“Elhâsıl: Had ve ceza emr-i İlâhî ve adalet-i Rabbaniye namına icra edildiği vakit, hem ruh, hem akıl, hem vicdan, hem insaniyetin mahiyetindeki lâtifeleri müteessir ve alâkadar olurlar.”5

Kalp ruhun ayıbını görmez. Çünkü kalp ruhla beraber hareket ederler. İnsan nasıl ki beraber çalıştığı, arkadaş olduğu arkadaşının, dostunun, sevdiğinin hatalarını görmezse, işte kalp de beraber hareket ettikleri ruhun ayıbını görmez, daha doğrusu görmek istemez, görmezden gelir.

Kalp ruhun ayıbını görmez. Çünkü dördüncü düsturda belirtildiği gibi; “Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şâkirâne iftihar etmektir.” Bunun için kalp ve ruh bir nev’î kardeştirler. Kardeşler birbirlerinin ayıbını görmek değil, birbirlerinden şakirane iftihar ederler.

Dipnotlar

1- Mektubat, 724.

2 -Mektubat, 763.

3- İşâratü’l İ’caz.

4- Bakara 14. Âyet tefsiri.

5 - Eski Said D. Eserleri.

 

Okunma Sayısı: 1649
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı