"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

31 Mart’tan 15 Temmuz’a

M. Latif SALİHOĞLU
13 Nisan 2018, Cuma
Bugün meşhûr 31 Mart Vakasının yıldönümü: Rumî takvime göre 31 Mart 1325'te İstanbul’da patlak veren o kanlı kargaşanın Milâdî tarihi 13 Nisan 1909’dur.

O tarihte günlerce devam eden kanlı 31 Mart kargaşası, bir cihette 1925’teki Şeyh Said Hadisesi ile de benzerlik gösterirken, büyük çapta ise, 2016’daki “15 Temmuz Fâciası” ile önemli benzerlikler arzediyor.

İki yıla yakın bir zamandır ki, hemen her yerde şu tarz sorularla karşılaşıyoruz: Hocam, siz gazeteci, tarihçi, yazarsınız. Size göre ‘15 Temmuz’ kimin eseri? Tasarım ve planlamayı kim yaptı? Bu hadisenin içinde, arkasında kim veya kimler var? Sizce bu olayın perde gerisi ne zaman aydınlığa kavuşur? Vesaire...

Bu fakirin de, bu ve benzeri tarzdaki suâllere öncelikli cevabı şöyle olmuştur: Ey Azizler! 15 Temmuz Vakasının aydınlığa kavuşmasını, bugün itibariyle ve hatta yakın gelecekte mümkün göremiyorum. Düşünün ki, bundan yüz küsûr sene evvel yaşanmış olan 31 Mart Vakasının bile ardı-arkası hâlâ karanlıkta. Kezâ, bundan doksan küsûr yıl evvel vuk’u bulmuş olan Şeyh Said Hadisesi’nin dahi hakiki mahiyeti hâlâ bilinmiyor, bilinemiyor. Hatta, 1909’da ve 1925’te idam edilenlerin mezar yerleri dahi tam olarak bilinemiyor. Yani, asırlık hadiselerin bile içyüzü henüz aydınlatılamamışken, daha bir-iki sene evvel yaşanmış mürettep bir kanlı kargaşanın mahiyeti, iç yüzü ve arka plânı nasıl bilecek ve nasıl aydınlatılacak...

Kendimizi hiç yormaya, paralamaya gerek yok. Zira, “Minareyi çalan, kılıfını da hazırlar” misâli, bu vatan ve milletin zararına darbe yapan, saldırı tertipleyen, katliâm düzenleyen cereyanlar, kendilerini çok iyi şekilde kamufle ediyor ve çok büyük emek ve masraflarla izinin sürülmesini âdeta imkânsız hale getirmek için gerekli her türlü tedbiri önceden alıyor. 

Öyle ki, bırakın azmettiricilere ulaşıp belirlemeyi, siz büyük gayret ve çabalarla tetikçileri bile zar-zor tesbit edebiliyorsunuz. Dahası, tam “Aha tesbit ettik” derken, kumpasçılar ona da bir çare buluyor ve tetikçiyi ortadan kaldırma cihetine gidiyor.

Peki, suç delillerinin böylesine karartıldığı, kamufle edildiği veya tümüyle ortadan kaldırıldığı durumlarda ne yapmalı?

İşte, bu gibi durumlarda, elinizde aklen, fikren, irfânen, izânen, vicdânen tek bir ölçü ve kıstas kalıyor. O da şudur: Söz konusu hadise daha çok kimin/kimlerin işine yaradı? Netice itibariyle, bu kanlı vak’adan en çok kim veya kimler istifade etti? Hadisenin bilânçosu, neye tahvil edildi ve hangi maksat için kullanıldı?

Şimdi, aynen bu kıstas ve ölçüler ışığında, biz 31 Mart Vakasının sonucu ve hâsıl olan netice hakkındaki tesbitleri sıralayalım; siz de bunları alıp Şeyh Said, Menemen, Dersim, 27 Mayıs, 12 Eylül, 12 Mart, 28 Şubat ve 15 Temmuz Hadisesi gibi kanlı kargaşalara tatbik etmeye çalışın. Bakalım, sonuç ne olacak ve bakalım tetikçiler, maşalar ve azmettiriciler hakkında sizde nasıl bir kanaat husûle gelecek.

İşte, 13 Nisan 1909’da başlayan 31 Mart Hadisesinin ardından hasıl olan sonuçlar:

1) Muhakemesi kıt saftrikler, aklını başkasının cebine koymuş dindarlar, önceden plânlanmış olan kargaşa ortamında âlet olarak kullanıldı ve resmen tuzağa düşürülmüş oldu.

2) Neticede, nâzik demokrasi, nâzenin Meşrûtiyet büyük yara aldı.

3) Hürriyet, adâlet, eşitlik ayaklar altına alındı.

4) Temel insan hakları, adeta çarmıha gerildi.

5) İstibdat, diktatörlük daha da şiddetlendi.

6) Siyasî muhalefet hareketi kanlı bir şekilde bastırıldı; insanlık dışı cezaî müdahalelerle, Ahrar hareketi alabildiğine sindirilmiş oldu.

7) Muhalif gazeteler kapatıldı, hür fikirli gazeteciler ve aydınlar cebren susturuldu.

8) Dindar, mütedeyyin insanlar, fert ve kitleler halinde çok büyük zararlar gördü.

9) Başımıza harp belâsı geldi ve peşpeşe cepheler açıldı: Balkan Savaşları, Trablusgarp/İtalyan Harbi, Dünya Harbi, İstiklâl Harbi...

İşte, bu ve benzeri sonuçlara bakıp muhakeme yürüterek, 31 Mart ve bir cihette ona benzeyen 15 Temmuz Vakalarının kime yaradığı, dolayısıyla kim(ler)in müşterek yapımı olduğu noktasında tutarlı bir fikir edinmek mümkün hale gelebiliyor.

***

@salihoglulatif:

Bir asrı aşkın süredir ki, hemen her kanlı vak’ada sâfî-kalp dindarlar kullanılıyor ve hâsıl olan fatura, yine dine ve dindar insanlara kesiliyor.

Okunma Sayısı: 8312
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Erhan

    13.4.2018 08:44:32

    Çok makul bir yaklaşım.Allah inşallah işlerin içyüzünü ve hakikatini ortaya çıkarır.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı