"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Boğuşmalara mesafeli durmalı

M. Latif SALİHOĞLU
06 Aralık 2017, Çarşamba
Dünya çapındaki boğuşmaların seyri gibi, mâna ve mahiyeti de değişiyor: Eskiden, daha çok ırkî-millî, mezhebî kaynaklı ve askerî güce dayalı boğuşmalar olurdu. Çağımızda ise, siyasî, ticarî, iktisadî ve diplomatik boğuşmalar ağırlık kazanmış durumda.

Tıpkı, tâ bir asır önce dile getirilen şu veciz tesbit ile nazara verildiği gibi: “Devletler, milletler muharebesi, tabakat-ı beşer muharebesine terk-i mevki ediyor.” (Lemeât)

Dünya üzerinde, özellikle İkinci Büyük Harpten sonra, artık fikirler, ideolojilerle bağlantılı, sosyal sınıflar ve tabakalar arasında ve daha çok menfaat odaklı çekişmeler ve boğuşmalar boy gösteriyor.

Öyle ki, silâhlı gösterilerin ve sun’î gerilimlerin arka planında dahi, silâh-mühimmat satışları ve bunlardan elde edilecek servetler hesabı yatıyor.

Allah muhafaza, şayet silâh üreten ve pazarlayan büyük devletler savaşa tutuşacak olursa, dünyanın sonu gelir ve kıyâmetin kopmasına sebebiyet verir. Zira, yeni nükleer silâhlar bir yana, halihazırda depolanmış olan silâh ve mühimmat dahi, yeryüzündeki canlıların sonunu getirebilir.

* * *

Yerli ve yabancı kaynaklı haberler ortalığı istilâ etmiş durumda. Buna dayalı olarak, aşırı meraklı kimselerin huzuru kaçıyor, kafası şu tarz sorularla allak bullak: Dünyayı tehdit eden Kuzey Kore, acaba ne yapacak? Suriye krizi nasıl bir seyir takip edecek? Arap dünyasındaki karmaşanın sonu ne olacak? Reza Zarrab meselesinin iç yüzü nedir? Nasıl bir sonuca doğru götürülmek isteniyor? Türkiye, AB veya ABD ile karşı karşıya gelir mi? Bir ambargoya maruz kalabilir miyiz? Vesaire...

İşte, dar dairedeki mühim vazifeleri unutturan ve şiddetli huzursuzluk veren geniş dairedeki bu tür gelişmelere kapılmamalı ve kalbimizi, zihnimizi kaptırmamalı. Aksi halde, çok büyük zarar ederiz.

Zararın neler olabileceğini ise, Üstad Bediüzzaman’ın Kastamonu Lâhikası’nda geçen tüyler ürpertici şu keskin ifadesinden öğreniyoruz: “Bu zamanda merakla, ...ciddî alâkadarâne küre-i arzdaki boğuşmalara merak edip bakanlar, dikkat edenler, maddî ve manevî pek çok zararları vardır: Ya aklını dağıtır, manevî bir divâne olur; ya kalbini dağıtır, manevî bir dinsiz olur; ya fikrini dağıtır, manevî bir ecnebî olur.”

Buna göre, bilhassa geniş daireli boğuşmalara mesafeli durmak ve mümkün olduğunca pencerelerden seyredip içine girmemek lâzım geliyor.

GÜNÜN TARİHİ: 06 ARALIK 1948

Meşhûr Savarona satılamadı

Bundan seksen yıl önce astronomik bir fiyatla satın alınan meşhur Savarona Yatı, M. Kemal’in ölümünden on yıl sonra bugün (6 Aralık 1948) satışa çıkarıldı. Ne var ki, alıcı çıkmadığından satılamayıp hiç işlevsiz bir şekilde elde kalakaldı.

Türkiye tarafından alındığı günden bu yana Savarona Yatı’yla ilgili bilgiler hep şüpheli, hep şaibeli bulunmuş ve çeşitli tartışmalara konu olagelmiştir. Bilvesile, bugüne kadar çok çalkantılı bir macera yaşayan korkunç maliyetli Savarona’nın kısa bir hikâyesini aktarmaya çalışalım.

* * *

1931’de tamamlanıp denize indirildiğinde dünyanın en büyük yatı olan Savarona, 28 Mart 1938’de Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından 1 milyon 250 bin dolara satın alındı. (İlâveten, tefriş edilerek büyük masraflar yapıldı. Toplam maliyet, o günkü Türkiye parasıyla korkunç meblâğlara ulaştı.)

Ölümcül hastalığa yakalanan M. Kemal için alınan bu geminin o günkü maliyeti, mini bir devletin bütçesine denk düşüyor. (İkdam, 24 Şubat 1939) Üstad Bediüzzaman’ın Ceylan Çalışkan’a ait 5. Şuâ’ya ilâve ettiği  bir “Haşiye”deki ifadesine göre, bu gemi için “On beş milyon fakir milletin parasıyla on yedi milyon lira” sarf edilmiş.

* * *

Dolmabahçe’de ölümcül hastalıkla pençeleşen M. Kemal, bu gemiyi toplam iki ay bile kullanamadı. Ölümünden 10 yıl sonra satışa çıkarıldığı halde satılamayıp, metruk halde kaderine terk edildi.

Bu geminin yeniden onarılıp kullanılır hale getirilmesi ise, Turgut Özal’ın teşvikleri ve armatör Kahraman Sadıkoğlu’nun gayretleri ile (1989-92 yıllarında) mümkün olabildi. Sadıkoğlu, 6 bin dolara hurdaya gitmek üzere iken sahip çıktığı Savarona’ya toplam 60 milyon dolar harcayarak onardığını defaatle dile getirdi.

Muhtelif kaynaklarda rastladığımız Savarona ile ilgili dikkat çekici diğer bazı bilgiler ise şöyle:

- Geminin ağırlığı: 4.6 gros ton.

- Kapasite: 34; mürettebat 44.

- 3 Ekim 1979'da yangın çıktı.

- 1989’da temizlik ve onarım.

Sadıkoğlu anlatıyor: Savarona’yı aldığımızda, çok kötü durumdaydı. Tamir için Gölcük’ten Tuzla’ya çekilirken batma tehlikesi geçirdi. Makinalar, tulumbalar, jeneratörler, kısacası hiçbir şey çalışmıyordu. Tam anlamıyla fare yuvası olmuştu. Bir özel kimyevî gazla yat ilâçlandı. İlâçlama işlemi tam 3,5 ay sürdü. Sonunda 2,5 ton fareyi temizleyebildik. (Hürriyet, 6 Ekim 2010)

* * *

Son 8-10 yıllık süreçte Savarona’nın başına gelen iğrençlikleri anlatmaya ise, edebimiz ve prensiplerimiz müsaade etmiyor.

***

@salihoglulatif:

Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku. Yoksa, hayvan ve câmid hükmünde insan olmak ihtimali var.

(Bediüzzaman)

Okunma Sayısı: 3391
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdullah TUNÇ

    6.12.2017 11:12:49

    Evet, küre-i arzdaki boğuşmaları merakla takip edip bakmak; ya aklı dağıtır,ya kalbi dağıtır,ya fikri dağıtır ve bunun sonucu ya manevi divane,ya manevi dinsiz,ya manevi ecnebi olunur. Demek ki akla,kalbe ve fikre darbe vuruluyor, aklı,kalbı ve fikri dağıtıyor.Aklın doğru düşünmesini engelliyor,kalbin selametini bozuyor, fikri hezeyanlaştırıyor ve böylece insanı istikametten ayırıyor. Merakla arz deki boğuşmaları takip edenler böyle oluyor.Ya bütün varlıklarıyla yönelenler,adeta bir ölüm kalım mücadelesi süretine çevirenler,bunu bir itikat haline getirenlere ne nam vermeli,nasıl vasıfdırılmalı?Üstat,manevi divane,manevi dinsiz,manevi ecnebi demiş,biz bunlara ne demeliyiz? Bugünkü hal,o zamanda ki halden çok çok daha şiddetlidir.. Peki bu dehşetli hale karşı ne yapılıyor. Bu boğuşmalardan şiddetle uzak mı duruluyor,yoksa içine mi dalınıyor? Burada küçük dairede ki en önemli vazifenin ihmal edildiği kesin...Hali alem buna şahittir...Cenab-ı hak hepimizi bu dehşetli halden korusun...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı