"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Cinayetin düşündürdükleri

M. Latif SALİHOĞLU
31 Ekim 2018, Çarşamba
Haftalardır Türkiye ve dünya gündemini meşgul eden gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti, pek vahim ve üzücü olduğu kadar hayli düşündürücü yönleriyle de büyük önem arz ediyor.

Tabiî, öncelikle Allah böylesine acı, böylesine fecî bir âkıbeti kimsenin başına getirmesin. Hadiseye nereden bakılırsa bakılsın, hakikaten tüyler ürperten, dehşet veren, aynı zamanda nefret uyandıran bir cinayet...

Adamcağız evlilik işlemlerinin tamamlanabilmesi için, nişanlısı dışarıda beklerken, o Suudi Arabistan Konsolosluğu binasına gidiyor. Ama, onun bu gidişi hayatına mal oluyor. Hem de akla-hayale gelmedik bir şekilde...

Bu cinayetin taammüden, yani önceden tasarlanıp plânlandığı hususu, şüphe-tereddüt götürmez derecede anlaşılıyor. 

Şayet öyle olmayıp da, bu âniden gelişen bir hadise olsaydı, asla günlerce beklenilmez ve hemen anında açıklama cihetine gidilmiş olacaktı. Ama gelin görün ki, öldürüldüğü şeklindeki acı gerçek günler sonra itiraf edildiği halde, maktulün cesedi hâlâ meçhûlde.

Böyle bir gaddarlık, ilâveten böyle bir rezalet olmaz, olamaz. Asla kabul edilemez. Zaten, insanlık âlemi de bunu kabul etmedi ve etmeyecek. 

Dahası, adeta bir “milât” gibi gördüğü bu vahşiyane cinayeti unutmayacak ve peşini de bırakmayacak. 

İşte, bu noktada ümit verici bir duyarlılık gözlemleniyor. Dolayısıyla, bu şerden de inşaallah bir hayır çıkacak. Meselâ: Kuvvet bulmasını ümit ettiğimiz hürriyet, meşrûtiyet, adâlet gibi içtimaî nimetlerin ne derece ehemmiyetli olduğunun, ülke ve âlem-i İslâm çapında daha iyi anlaşılması gibi...

* * *

Hadisenin düşündürücü bir başka yönü, kapalı rejimlerin ve kraliyet türü yönetimlerin temel insan hak ve hürriyetini fütûrsuzca nasıl ayaklar altına aldığını gösteriyor.

Hiç şüphe edilmesin ki, Suudi yönetimi, rejime veya saltanatına muhalif gördüğü herkesin hayatına kast edebiliyor. 

Sûikast metotları farklı olsa da, netice pek değişmiyor. En yakınından en uzak kişiye kadar, muhalif olduğuna inandığı herkesin vücudunu bir şekilde ortadan kaldırmakta bir beis görmüyor.

Kendi coğrafî sınırları içinde, kim bilir Kaşıkçı gibi nicelerinin hayatı söndü, yahut söndürüldü. Hemen hiçbiri ses getirmedi. Şayet, Kaşıkçı da Arabistan’da ele geçirilip infaz edilseydi, sonuç muhtemelen yine aynı olurdu. Zira, gerek o ülkenin ve gerekse dünya medyasının orada çalışma hürriyeti sınırlı ve kısıtlıdır. Böyle cinayetlerin üzerine gidip dünyanın gündemine taşıyabilme imkân ve kabiliyetleri yoktur.

Basın yayın hürriyeti, aslında Türkiye’de de ideal seviyede değildir. Kezâ, adlî ve idarî mekanizmanın çalışması da öyle... Şayet ideal mânada bir işleyiş mümkün olsaydı, hadisenin gelişme seyri şüphesiz daha farklı olacaktı. En azından, mahalli besbelli olan bu cinayetin aydınlatılması bu derece uzamaz ve bu ölçüde savsaklanamazdı.

Özetle, olaya Türkiye cephesinden bakıldığında da, genel tablo içinde ne yazık ki karşımıza utanç verici bazı kareler çıkıveriyor.

Umarız dileriz ki, Kaşıkçı cinayeti son olsun ve benzer hadiseler hiç tekerrür etmesin.

Okunma Sayısı: 1334
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı