"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Diplomaside ‘Eyy! Ey!’lerin hükmü

M. Latif SALİHOĞLU
12 Aralık 2017, Salı
Bir “yönetim san’atı” olan siyaset, bilhassa günümüzde profesyonelce icra edilmesi lâzım gelir. Zira, amatörce siyaset yapacak bir zamanda yaşamıyoruz.

Diplomasi ise, “dahilî siyaset”in sınır, kalıp ve kapasitesini de aşan devletler arası münasebetlere dair tanzimleri ihtiva eder ki, bu sahadaki aktörlerin “ilm-i siyaset”in de ötesinde ayrıca “hariciye ilmi”ni bilen san’at ve maharet ehli kimselerin varlığını iktiza ediyor.

Aksi halde dengesizlik, istikrarsızlık, deneme-yanılma ve U dönüşleri gibi garabetler kaçınılmaz bir hale gelir. Tıpkı, özellikle son yıllarda sıklıkla yaşadığımız zikzaklar, gel-gitler ve zincirleme sâir tuhaflıklar gibi...

Demek ki, siyaset gibi diplomasi de amatörce icra edilecek bir sanat değil. Her ikisinin de, gayet profesyonelce bir bilgi, birikim ve davranışlar bütünlüğü içinde yürütülmesi gerekiyor.

Buna göre, özellikle diplomaside hamasetin yeri olmadığı gibi, hükmü de yoktur. Hiçbir devletin diplomat veya yönetim kadrosu, senin hamasetli çıkışlarının etkisiyle fikir ve fiiliyatını değiştirmez. Hatta, şayet kısmî değiştirmeler söz konusu olursa, onun da müsbetten çok menfice olması ve zarar vermesi ihtimali daha yüksektir.

Kısaca, hamasetli çıkışların ve konuşmaların diplomasi sahasında ve devletler arası münasebetlerde bize hiçbir faydası yoktur, olması da mümkün görünmüyor. Tıpkı, “Eyy Putin! Eyy Trump! Eyy Merkel!. Eyy Esed!” deyip durmanın, şimdiye kadar hiçbir hükmü ve kıymet-i harbiyesi görülmediği gibi...

Ama, buna rağmen açılışlarda, parti kongrelerinde, şurada-burada “haricî konular”la ilgili konuşmalarda “ikna ve itidâl” yerine yine de tutup hamaset yapılıyorsa, bu davranışın iç politikaya yönelik olduğuna ve tribünlere oynamak hırsıyla yapıldığına kanaat getirebiliriz.

Ki, bu da bir nevi “siyasî hipnotize” ameliyesi olup kitleleri uyutma ve sonunda onları “sürü psikozu” içine sokarak, istediği yönde hareket ettirmekten (tercihe zorlamaktan) başka bir işe yaramıyor.

Velhasıl, iç politikada muvakkaten de olsa işe yarayan bu yöntem, sonunda bizi yalnızlığa ve dünya üzerinde “ciddî, samimî, güvenilir müttefik”i olmayan bir ülke konumuna doğru sürükledi; sürükleme el’an devam ediyor, ne yazık ki...

Kudüs’te “Haçlı-Hilâl Savaşı” var mı?

Kimi zahirperest ezberciler, hâlâ “Kudüs’te bir Hilâl-Haçlı savaşı var” nakaratını okuyup duruyor.

Oysa, mevcut durum tamamen farklı. Hiçbir şekilde o eski “Haçlı seferleri”ne benzemiyor.

Dolayısıyla, Filistin’de bir asrı aşan Yahudi istilâsı ve Siyonizm saldırısı, sadece Müslümanlara yönelik bir hareketmiş gibi değerlendirilmemeli.

Kudüs ve Filistin genelindeki saldırı ve keyfi muamele, öncelikle oradaki Müslümanları ezmeye ve başka yerlere göçe zorlamaya yönelik olmakla beraber, aynı şekilde İsevileri de (Hıristiyanları) dışlamakta ve dinî hassasiyetlerini hiçe sayıp rencide etmektedir.

Dolayısıyla, bu yeni gelişme karşısında, eski bazı ezberleri bozmalı ve geçici de olsa eski nakaratı terk etmeli. Yerine ise, ikisi de muvahhid (Tevhid ehli) olan Müslüman-İsevî yakınlaşmasını tesis etmeye çalışmalı. Halihazırda, Papalık dahil, Hıristiyan bir çok devletin temsilcileri, Kudüs meselesinde Yahudilere karşı cephe açmış durumda. Bu gelişmeyi kesinlikle hafife, basite almamalı.

Dahası, zâhiren şer gibi görünen hadiseleri, âhirzamana dair rivâyetlerde haber verilen “Muvahhid Hıristiyanların Müslümanlara yardım etme ve bir kısmı İslâma tabi olmaları” mânâsındaki müjdenin tahakkuk etmesine mâtuf gelişmelerin bir parçası olarak da değerlendirmek mümkün.

Ş Û R Â

“Haklı çıkma” meselesi

Yaşanan bir çok konuda “Yeni Asya haklı çıktı” denilmesi, bazı dostları, hatta Risâle-i Nur okuyan kimi şahıs ve grupları rahatsız ettiği anlaşılıyor.

Dahası, bu rahatsızlığını “Siz çok kibirli, gururlu, kasıntılı bir davranış sergiliyorsunuz” şeklindeki ifadelerle dışa vuranlar var.

Oysa, dost ve kardeş olarak gördüğümüz kimselerin böyle bir rahatsızlık duymalarına hiç gerek yok. Zira, burada kast edilen şey “Ben, sen, o” kabilinden tekil, yani münferit şahısların haklılığı değil. Hatta, münhasıran “Yeni Asya” ismi de değil.

Belki, “Yeni Asya haklı çıktı” derken, burada asıl kast edilen şey “Meşveret ve şûrâ ile hareket eden Yeni Asya haklı çıktı” mânasıdır. Yoksa, Yeni Asya camiası içinde görünüp de şahsî tasarrufta veya münferit hareketlerde bulunan kim olursa olsun, onun da yanılması, yanlışa düşmesi pekâlâ mümkündür; üstelik, mesul olur.

Netice itibariyle hepimiz için geçerli olan daimî düstûr şudur: Vahim hatalara düşmemek ve mânevî mesuliyetten kurtulmak için, meşveret ve şûrâya dayanmak ve onunla amel etmek gerektir.

@salihoglulatif: Bazı fikirlerimiz uyuşmasa da, Nazlı Ilıcak, Ali Bulaç, A. Turan Alkan, Altan Kardeşler ve benzerlerinin tutuklu yargılanmasına gönlümüz razı değil ve doğru bulmuyoruz.

Okunma Sayısı: 5045
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • aykan

    15.12.2017 09:12:25

    Sayın Latif bey "Ey"; ingilizce alfabenin ilk harfinin okunuşudur (Yazılışı "A"). Sonrasında "Bi" "Si" gelecektir, aceleye ne lüzum var:) Muhabbetle.

  • Ramazan ÇALIŞAN

    12.12.2017 11:01:54

    Sayın Salihoğlu, yazarların yargılanması hakkındaki eleştirimden sonra" Diplomaside hamasetin yeri olmadığı" hakkındaki harika yazınızın da hakkını vermeliyim.Özellikle içinde bulunduğumuz zaman diliminde yazınızdan alınacak önemli düsturlardan altını çizdiğim satırlar şöyle,-bu sahadaki aktörlerin “ilm-i siyaset”in de ötesinde ayrıca “hariciye ilmi”ni bilen san’at ve maharet ehli kimselerin varlığını iktiza ediyor.-Buna göre, özellikle diplomaside hamasetin yeri olmadığı gibi, hükmü de yoktur.-Ki, bu da bir nevi “siyasî hipnotize” ameliyesi olup kitleleri uyutma ve sonunda onları “sürü psikozu” içine sokarak, istediği yönde hareket ettirmekten (tercihe zorlamaktan) başka bir işe yaramıyor.Bu harika tesbitleriniz sonunda bizi yalnızlığa ve dünya üzerinde “ciddî, samimî, güvenilir müttefik”i olmayan bir ülke konumuna doğru hıla sürüklediğini üzülerek görmekteyiz.

  • Abdullah TUNÇ

    12.12.2017 00:46:48

    Bu denge noktasında Rahmetli Demirel hatırıma geldi. O güçlü muhakemesi,siyasi kıvrak zekası,hakaretsiz, incitmeden meramını ifade etmesi,kin ve adavete sebebiyet vermeyen yapıcı üslubu hakikaten özlenen bir üsluptur. Bugün bu üsluba o kadar çok ihtiyaç var ki...Evet siyaset devlet idare etme sanatıdır. Bu sanat bel kide en zor elde edilen,en ince ve en çok detayları bulunan bir sanattır. Çünkü bin bir türlü düşünceyi gözeterek,insanlar arasında dengeyi korumak,toplumu adil idare etmektir. Bu sanat büyük bir maharet ve kabiliyeti gerektiriyor. Büyük bir birikim ve donanıma sahip olmak lazımdır.Bu konuda mahir olmayan idareciler,yaptıkları siyasi ve içtimai hatalarla toplumlarda kapanması imkansız yaralar açmış, büyük zararlar vermişlerdir.Tarihte bunun misalleri çoktur.Bundan dolayıdır ki dinimiz işi ehline verin diye emrediyor...Makale bana bunları hatırlattı.İdare sanatıyla ilgili böyle yazılara bugün çok ihtiyaç vardır kanaatındayım. Güzel bir yazı olmuş.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı