"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Doksan yıl sonra Osmanlıca’ya bakış

M. Latif SALİHOĞLU
01 Aralık 2017, Cuma
GÜNÜN TARİHİ: 1 Aralık 1928

Bundan tam doksan yıl önce bugün (1 Aralık 1928), Millet Meclisi mârifetiyle sosyal ve kültürel sahada azim bir cinayet işlendi.

Cinayetten kastımız, salt Latincenin resmî olarak kabul ve devlet eliyle teşvik edilmesi değildir. Esas büyük cinayet ve affı mümkün olmayan asıl hıyanet, “Hurûf-u Kur’ân”ın yasaklanmasıdır.

Nitekim, 1935’te Üstad Bediüzzaman da Eskişehir Mahkemesi’ndeki bir duruşmada, Latinceye değil, Kur’ân dersinin yasaklanmasına karşı geldiklerini beyan ile bu mühim noktaya parmak basarak şunu söylüyor: “Latin harflerinin kabûlü değil; belki, Kur’ân hurûfunun dersinin men’ine yirmi sene evvel bir mahrem risâlede itiraz etmişim.” (Şuâlar: 370)

Latin harflerini bilmeyen, ama bu alfabe tarzıyla bir problemi de olmayan Bediüzzaman ve talebeleri, “Hurûf-u Kur’ân’ı muhafaza ve müdafaa” sadedinde destânsı bir mücadele verdiler.

Bütün eserlerini Kur’ân harfleriyle telif eden Üstad Bediüzzaman, resmî olarak buna getirilen yasakları da âdil ve hukukî bulmadığını, hemen her vesileyle dile getirdi. İşte o ifadelerinden kısacık bir bölüm daha:

“Haksız bir itham ile ‘Hüsrev Altınbaş, Türk Harfleri Kânununa aykırı olarak Asâ-yı Mûsâ ve Zülfikar gibi mecmuaları Arap harfleriyle yazmış’ denilmiş.

“Elcevap: Şimdiye kadar Kur’ân harfleri ve hattı, Türk milletinin hatt-ı kadîmi olduğu halde, Lâtin harflerini Türk harfleri deyip Kur’ân harfleriyle Asâ-yı Mûsâ’yı yazan Hüsrev’i mes’ul etmek birkaç vecihle yanlış olduğunu ehl-i insaf anlar.” (Şuâlar: 359)

Bu iktibaslı hatırlatmalardan sonra, şimdi de doksan yıl önceki hadisenin gelişme seyrine şöyle kısaca bir bakalım...

* * *

1928 yılı Kasım ayı başlarında TBMM’de kabul edilen bir kànun ile “Harf İnkılâbı”nın yapılmasına karar verildi. 1 Aralık tarihinden itibaren ise, kitap, dergi ve gazete yazıları ile cadde ve sokak tabelâlarının, ayrıca yapılacak her türlü duyuru ve ilânâtın da “Latin harfleri” ile yazılması “mecburi” hâle getirtilmiş oldu.

Yani, bu tarihe kadar Osmanlıca, yani Arabî Kur’ân harfleri ile basılan matbuat ve sair neşriyatın, bundan böyle aynı tarzda sürdürülmesi kesin bir sûrette yasaklanmış oldu. Söz konusu “mecburiyet”in açık bir mânası da şudur:

1) Latince harflerinin her alanda kullanılması mecburidir.

2) Eski yazı olarak da isimlendirilen Osmanlıca, daha doğrusu Kur'ân harfleri kesin olarak yasaklandığı gibi, bundan sonra bunun cezaî müeyyidesi de tatbik edilecektir.

* * *

Ne aciptir ki, düpedüz “Latin Alfabesi” olan bu yeni tarz yazıya, tutup “Yeni Türk harfleri” ismi verilmeye çalışıldı.

Sahi, bunun neresi Türk? Türkler ne zaman kabul edip kullanmış, bu alfabeyi?

Yalan ve uydurmanın bu kadarına pes…

* * *

Kur’ân alfabesini dışlayıp reddeden, buna mukabil Latince’yi benimseyip dâvet eden zihnî, fikrî, sosyal ve kültürel faaliyetlere, esasında tâ aylar öncesinden başlanmıştı.

Hatta, 13 Ağustos 1928 tarihli Akbaba dergisinde çıkan ressam Ramiz Gökçe'nin bir karikatürü ile Kur’ân harfleri dışlanıyor; dahası, hayasızca bir tutumla alay konusu edilerek kapı dışarı ediliyordu.

Neticede, 1 Aralık 1928 tarihinden itibaren gazete ve dergi yazılarının, cadde ve sokak tabelâlarının, yapılacak her türlü duyuru ve ilânâtın da “Latin harfleri” ile yazılması kànunî bir dayatma sonucu mecburi hale getirtildi.

Gerçekte, dünyada buna benzer bir ikinci bir örnek yoktur. Her ne ise...

Aradan geçen doksan yıllık zaman zarfında, her türlü baskı ve dayatmaya rağmen, insanlarımızın Osmanlıcadan ve Kur’ân’dan bağı, irtibatı kesilmedi; aksine, günden güne artarak devam etti.

İnanıyoruz ki, aynı ilgi ve sevgi bundan sonra da artarak devam edecektir. 

Buna, şimdiye kadar kimse mani olamadığı gibi, bundan sonra da inşaallah olamaz.

***

@salihoglulatif:

Üstad Bediüzzaman'ın en hassas davrandığı, hakkında en çok endişe duyduğu bir mesele, hiç şüphesiz "Dinin siyasete âlet edilmesi"dir. Ne var ki, bu hassasiyet, en kaba, en pervâsız ve en fütûrsuz şekilde kaşınan bir vaziyete çevrildi. Şüphesiz, acısı da çıkacaktır bunun.

Okunma Sayısı: 2705
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı