"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hem sefil, hem kaypakça bir mizan

M. Latif SALİHOĞLU
17 Mart 2017, Cuma
Başlıkta zikrettiğimiz “sefil” ve “mîzân” tâbirleri, bu yazının asıl konusu da olan Üstad Bediüzzaman’ın şu çarpıcı beyanında geçiyor: “Bence yol ikidir; mizânın (terazinin) iki kefesi gibi. Birinin hiffeti (hafiflemesi), ötekinin sıkletine (ağırlığı hesabına) geçer. Ben tokadımı Antranik ile beraber Enver’e, Venizelos ile beraber Said Halim’e vurmam. Nazarımda vuran da sefildir.” (Sünûhat, s. 67)

İşte, Hazret-i Üstad’ın Mütareke döneminde (1918-22) sarf etmiş olduğu bu harikulâde muvâzeneli sözünü, bazı muvazenesizler tutup günümüzün “yalana dolanmış” politik virajlarına taşıyarak, onların adeta çöplüğe dönmüş muzahrefâtlı siyasetine âlet etmeye çalışıyor.

İşte bir misâl: Tıpkı 12 Eylül Darbesi döneminde olduğu gibi, bugün yine “meşveretin ruhu”ndan uzak ve fakat “itibarlı şahıs odaklı” hareket eden aynı kulvardaki adamlar tarafından dolaşıma sokulan “güncel yorum”lardan biri aynen aşağıdaki gibidir: “Evet, mizan bellidir. Terazinin iki gözü vardır, bir üçüncüsü yoktur. Evet, bizler bu işin ciddiyetini müdrikiz. Bu görev ve sorumluluğun şuuru içindeyiz. Bu mananın tahakkuku için fert fert elimizden gelen bütün gayreti sergileyecek, 16 Nisan’daki referandumda EVET diyecek, devletin yanında olacak, millî ve manevî seferberliğimizi efkâr-ı ammeye göstereceğiz.”

İşte, kendince almış oldukları bu kararı, ne yazık ki, yukarıda iktibas ettiğimiz Hz. Bediüzzaman’ın güya o meşhûr sözüne dayandırıyorlar.

Hakikaten ölçüsüz, mîzânsız, muvanezesiz, hatta sersefil bir fikir, bir yorum... Ama, şuna da emin olun ki, aynı tip kimseler, aynı tarzdaki “tekellüflü teviller”e dayalı gerekçelerle, 1982 Referandumunda da EVET kararı verdiler. Yani, şu mendebur “Darbe Anayasası”nı duâlarla, alkışlarla, takdirlerle desteklediler.

Ve, yüzde yüz kat’iyetinden yanıldılar, aldandılar, aldattılar... Buna itirazı olan varsa, lütfen çıksın göstersin kendini. 12 Eylül Darbesi sonrasındaki ayyuka çıkan o “darbe meddahlığı” doğruydu diyen..., “İyi ki o zaman EVET denilmiş” diyen varsa, lütfen şöyle bir işaret buyursun da görelim.

Yok.. O gün yapılanları savunacak, o günlerde söylenenleri bugün çıkıp söyleyecek yüreğe, cesarete sahip birini bulmak, elbette ki kolay değil.

* * *

Ne yazık ki, “Hafıza-i beşer nisyan ile mâlul”dür. 1980’lerde din adına, dindarlık adına, dahası “Nurculuk adına” yapılanlar ve söylenenlerin çoğu unutuldu, gitti...

Ama, o günlerde sergilenen söz ve davranışları adeta “Unutalım gitsin” diyerek, bugün için o mâzi dosyasını masaya yatırmaya yüreği yetmeyenler, şimdi yine benzer bir batağın içine saplandılar ve düşe kalka gidiyorlar. Bakalım, nereye varacaklar...

* * *

Şimdi, önce Hz. Üstad’ın o ifadelerinde zikredilen ve I. Dünya Savaşı yıllarına (1914-18) damgasını vuran isimleri sırasıyla tanıyalım.

ANTRANİK: 1865 Şebinkarahisar doğumlu olan Antranik (Ozanyan) Paşa, Ermeniler tarafından millî kahraman olarak kabul edilen “Ermeni çete reisi”dir. Avrupa’da militanlık eğitimi aldıktan sonra, Anadolu’ya döndü. Tam bir ihanetin içine girdi. Osmanlı ülkesindeki Ermeni isyanlarının ve yapılan katliâmların çoğunda lider ve organizatör rolünü oynadı. 1927’de Amerika’da öldü. Mezarı 1991’de Erivan’a taşındı.

ENVER: 1881 doğumlu Enver Bey (Paşa), bir Osmanlı subayıdır. Genç yaşlarında hızla terfi ederek Osmanlı Devleti’nin Başkumandanlığı’na kadar yükseldi. Naciye Sultan’la evlenerek Saray’a damat oldu. İtalyan, Balkan ve I. Dünya Harbi’nde bilfiil bulundu. Mağlûbiyetin kesinleşmesi üzerine, yurdu terk etti. Buhara taraflarında Ruslarla çarpışırken, 4 Ağustos 1922’de şehit düştü. Naaşı, 1996’da İstanbul’a nakledildi.

VENİZELOS: 1864 Girit doğumlu olan Venizelos, Birinci Dünya ve İstiklâl Harbi yıllarının en etkili Yunan Başbakanı’dır. Aynı zamanda “Megalo İdea” denilen “Büyük Yunanistan” idealinin en ateşli savunucusudur. Bütün Anadolu topraklarını da içine alan bu büyük ideali gerçekleştirmek için, bir ömür harcadı. 1935’te Yunanistan’dan ayrılarak Paris’e gitti. Bir yıl sonra orada öldü.

SAİD HALİM: 1863’te Kahire’de doğdu. Osmanlı Devleti’nin çeşitli kademelerinde görev yaptı. 1912’de İttihat-Terakki Cemiyeti’nin Genel Sekreteri oldu. Bir yıl sonra M. Şevket Paşa’nın öldürülmesi üzerine, Sadrâzamlık makamına getirildi. Dört yıl müddetle bu makamda kaldı. 1917 Şubat’ında istifa etti. İstanbul’un işgalinden sonra, diğer bazı İttihatçılarla birlikte Malta Adası’na sürgün edildi. Sürgün sonrasında İtalya’ya gitti. 6 Aralık 1921’de Roma’da bir Ermeni terörist tarafından vurularak şehit edildi. Naaşı, İstanbul’a taşındı.

* * *

Şimdilik, kısacık bir yorum.

Hz. Üstad’ın “savaş şartlarında” ve “haricî mütecaviz düşman”a karşı sarf ettiği o sözünü bugünkü iç siyasete tatbik eden mezkûr kimseler, Enver-Said Halim kefesine R. T. Erdoğan’ı koyarlar. Bu, sefilce bir yorum.

Kaypaklık ise, Antranik-Venizelos kefesine kimi koyduklarını söylememeleri veya bunu aynı yüreklilikle izhar etmemeleri... Yürekleri varsa, çıkıp izhar etsinler. Biz de ona göre konuşalım.

Allah aşkına, biz millet olarak 16 Nisan’daki referandumda Enver ile Antranik’ten birini mi tercih ediyoruz? Said Halim ile Venizelos’tan birine mi oy veriyoruz? Söz konusu mukayese, öyle tek taraflı olmaz, olamaz.

Özetle: Risâle-i Nur'daki mizânlar, hem dinî ölçülere, hem de aklî muhakemeye tam mânâsıyla mutabıktır. Nur Talebesi de, tahkik ehlidir. Her söyleneni hemen kabul etmez. Söylenen sözleri mihenge vurmadan almaz; silik ve çürük olanları reddeder.

Son bir not: Üstad Bediüzzaman, iç siyasette Enver'in de, Said Halim'in de içinde dahil oldukları İttihatçılara değil, tam aksine onların muhalifi olan Prens Sabahaddin ve Mizancı Murad gibi Ahrarlara taraf olmuştur. Onların siyasetini daha doğru buluyor, İttihadçıların politikasını ise reddediyor.

Okunma Sayısı: 4099
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdullah TUNÇ

    17.03.2017 14:22:25

    Birçok yorumda şunu yazdım: Risale-i Nur'un içtima-i ve siyasi ölçülerini,prensiplerini usul ve kaidelerini,yani Risaledeki şaşmaz şablonu hayata tatbik ederken bir kısım nurcular yanlış yapıyor. Şablon doğru oturtulmuyor. Sıkıntı burada. Eğer Risale-i Nur'un içtima-i ve siyasi meseleleri ,itikadi meseleler, meslek ve meşrep ile birlikte kavranmaz ve ,bunların özü yakalanmazsa,çerçeve bilinmezse ve bu işin uzmanı olan bir heyetin kontrolundan geçirilmezse,her zaman yanlış anlamak ve tatbik etmek mümkündür. Enver ile Antranik meselesinde olduğu gibi...Sevgili yazarımız meseleyi o kadar güzel izah etmiş ki,hepimizin fikir ve düşüncelerine tercüman olmuş.Doğruyu yazmış.Batıl olanı nazara vermiş. Yani burada istikameti göstermiş.Zaten vazifemiz de ifrat ile tefritten uzak, vasatı gösterebilmek ve yaşamaktır.Tekrar tekrar tebrik ediyorum.

  • Ali Vefalı

    17.03.2017 09:43:54

    Evet ağabey niteliğindeki kişiler, 1982 yılına kadar, birleştirici, ılıman, sukunet telkin eden, mülayim, saygınlık uyandıran kişiliklerdi. Ancak bu yıldan itibaren gelen iktidarlarca, yapılan yardımlar, gizli iknalarla, adlarına kurdurulan yayın evleri ile, yani operasyonel işlerle, ana gövde olan Yeni Asya Cemaatinden koparıldılar ve her gelen iktidarın, yanlışına bakmadan yanlarında yer aldılar. Diğer siyasi cemaatlerin içinde etkisiz ve suskun hale geldiler. İşte yeni Asya böyle bir zamanda hür duruyor, doğruyu söylüyor.Allah razı olsun.

  • Ö. Faruk YILDIZ

    17.03.2017 08:27:10

    Yazar, makalesinde diğer nur gruplarını değil, ''EVET'' metnini neşreden bir kaç kişiyi eleştirmiştir. Bu kişiler Risale-i Nur'un meslek ve meşrebine zıt hareket edip meşveretle hareket etmemiş ve Risale-i Nur metinlerine kafalarını karıştırıp cerbeze yoluna gitmişlerdir. Evet Risale-i Nur'u kendi emellerine âlet eden, onunla kafasını çalıştırmayıp ona kafalarını karıştıranlar sefildir ve kaypaktır. Onlara acımalı, uyarmalı...

  • Toygar 2/2

    17.03.2017 08:14:13

    .. Bizler için söylenenleri bir bilseydiniz, yukarıdaki ifadelerin ne kadar hafif düştüğünü anlardınız! Bunlar sadece "sizleri duyduk" demek için söylenen laflar olsa gerek, aynı benim ifadelerim gibi. DUYDUK, FAKAT ŞİMDİLİK BU KADAR CEVAP VERİYORUZ!

  • Toygar 1/2

    17.03.2017 08:13:54

    Latif Bey ile aynı düşüncedeyim. Hatta başka bir "haber" sitesinde buna dair bir habere 1982 anayasa referandumu ile ilgili küçük bir hatırlatma notu yazmıştım, Onu bile yayınlayamadılar. "Kibir" den bahseden kardeşlerimiz varmış, ne güzel! İkaza muhtaç sinelerin, başkasını ikaz etmesi ilginç ama, yadırgamıyorum. Gözleri kör olan için her zaman demişimdir "mavi ile yeşil arasındaki farkı sana nasıl anlatayım?" Basiretsiz basar fayda vermiyor. Risale-i Nur'un medyadaki diliyiz elhamdülillah! Ancak, başka bir dil de görünmüyor ki, lafını dinleyelim. Kendi kafasındaki nurculuğu ağabeylikle birleştirip yanlışa koşturanları gördükçe, içim daha çok acıyor! Hikmet, diyorum, hikmet! Böyle uygun görmüş Mevlâ! Aynı sudan içiyoruz ama, kimine şifa oluyor, kimini hasta ediyor, kimini de ahmak!...

  • Osman Yıldırım

    17.03.2017 07:21:50

    Sayın Latif Bey; Kaç gündür içimden acaba Latif Bey bu zirvalara cevap niteloginde bir yazı yazmaz mi diye geçirirken bu yazıyı okumuş olmak sonderece beni memnun etmiştir sanırım benim gibi bir cok Yeni Asya okuyucusunu memnun etmiştir ve bu yazı tam zamanında kaleme alınmış ve tabiri caizse cuk oturmuştur , yüreğine kalemine sağlık , selam ve muhabbetler Allah'a emanet olun.

  • Abdullah TUNÇ

    17.03.2017 07:14:39

    1982 Anayasasına ve cumhurbaşkanına evet diyenler siyasi istikameti kaybettiler.Doğru çizgiden inhiraf ettiler.Bu inhiraf Anavatan partisiyle sürdürüldü ve elan devam ediyor.Burada Risale-İ Nur ölçüleri esas alınmıyor.Kişi, güç ve menfaat odaklı siyaset yapılıyor. Bu ciddi bir sapmadır.Bunu yapanlar hem kendilerine,hem davaya, hemde ülkeye zarar veriyorlar.Siyasi istikameti kaybetmenin ne demek olduğunu anlamak isteyenler,Şualar kitabının ilgili kısımlarına baksınlar.Ona göre siyasi rotalarını Risale-i Nur'un şaşmaz ölçülerine göre ayarlasınlar.Yoksa daha çoook felaketleri başımıza yağdırırlar...

  • Ö. Faruk YILDIZ

    17.03.2017 00:58:46

    Birçok kişinin düşüncelerine tercüman oldunuz, tebrikler...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı