"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İstiklâl’in “dal kıran-baş kesen” Alileri

M. Latif SALİHOĞLU
08 Aralık 2017, Cuma
GÜNÜN TARİHİ 8 Aralık 1923

Haklı bir maksat için kurulup haksız bir uygulamaya dönüştürülen İstiklâl Mahkemeleri, Ankara’nın ardından 8 Aralık 1923’te İstanbul'da da kuruldu.

İdama mahkûm etmiş olduğu vatandaş sayısı bilinemeyecek kadar çok olan bu mahkemeler, daha çok “Aliler Çetesi” ismiyle şöhret buldu.

Ceberrut ve zorba tabiatlı bu Aliler şunlar: Kel Ali (Çetinkaya), Rize mebusu Ali, Kılıç Ali (Altemur Kılıç’ın babası) ve savcı Necip Ali'dir. Bu listeye bir de Aydın mebusu Reşid Galip ilâve edildi.

* * *

İstiklâl Mahkemesi, ilk baştaMillî Mücadeleye karşı gelenleri, işgalcilerle işbirliği yapanları, vatana ihanet edenleri yargılamakla görevlendirilirken, bilâhare Cumhuriyet'e muhalefet edenleri ve bilhassa "ilke ve inkılâplar"a karşı gelenleri, (hatta, karşı geldiği varsayılanları bile) âcilen cezalandırma yönünde kullanıldı, ne yazık ki...

Sayısız derecede insanın canını yakan, pekçoğunu idam ettiren bu mahkemelerin meşrûluğu 90 yıldır tartışıla geliyor. Bir umumî kanaat henüz hasıl olmadığı için, aynı tartışmanın daha da sürüp gideceği anlaşılıyor.

* * *

İstiklâl Mahkemeleri’nin kuruluş tarihi, 31 Temmuz 1922'dir. Kànun no: 29.

Millet Meclisi tarafından kurulan ve icrası da yine Meclis tarafından yürütülen bu mahkeme için düzenlenen kànun metni ise, tam tamına 16 maddeden müteşekkil.

16 maddelik bu kànun metni içinde, bilhassa Millî Mücadele esnasında asker kaçaklarını, talan ve çete faaliyetinin engellenmesi yer alıyor.

Ankara merkezli kurulan İstiklâl Mahkemeleri, aynı zamanda gezici mahkemelerdi. Merkezde faaliyette bulunduğu gibi, İstanbul, İzmir, Diyarbakır, Karadeniz, Erzurum gibi (8-10 kadar) sâir yerlere de giderek faaliyetini aynen sürdürebiliyordu.

Olağanüstü şartlarda kurulan bu mahkemeler, aynı şekilde olağanüstü, hatta hukuk üstü yetkilere sahipti. Gittiği yerlerde, sür’atli şekilde yargılama yapan bu mahkemelerin kararları da genellikle kesindi. Yani, temyizi yoktu ve kararın infazı derhal yapılmaktaydı. Öyle ki, bazan kişiyi idam eder, sonra yargılar; bazan da ölmüş kişiyi mezarından çıkarttırıp cezalandırırdı.

Bu tür garabetlere kimse itiraz edemiyor, karşı gelemiyordu. Zaten karşı gelenlerin de âkıbeti belliydi, biliniyordu.

1927’ye kadar

1927'de kapatılan İstiklâl Mahkemeleri’nin özellikle son üç yılı, daha ziyade şapka ve kıyafet devrimi gibi yeni inkılâplara karşı gelen, M. Kemal'e karşı sûikast girişiminde bulunan (hayalî İzmir sûikastı gibi) ve yeni rejime muhalefet ettiği öne sürülen kişileri cezalandırmakla geçti.

Önemli bir diğer nokta, 8-10 civarındaki merkezlerde kurulan ve sayısız insanı cezalandıran bu mahkemelerde görev yapan kişilerin, ekseriyetle hukuk adamı olmaması, yani adâletin ruhundan mahrum olmasıdır.

Hakikaten, bu mahkemeler için tesbit edilen kişilerde, adlî-hukukî ehliyetden ziyade, bunlarda gaddarlık ehliyeti aranmış ve atamalar da ona göre yapılmıştır.

Hukuk tahsili yapmış kimselerin vicdan rahatlığı içinde çalışmalarına ise, ne yazık ki sonraki dönemlerde de zaman zaman müsaade edilmediği anlaşılıyor. Özellikle tek parti dönemi ile darbe ve muhtıra süreçlerinde...

1927’den sonra ise, bir on yıl daha başka başka isimler altında yine idamlar, infazlar, katliâmlar yapıldı, ne yazık ki...

Ali kıran, baş kesen...

Bilindiği gibi, "Ali kıran baş kesen" şeklinde bir deyim var.

Bu deyimin aslı-orijinali böyle değil, şöyledir: "Dal kıran; baş kesen."

Bunun da hikâyesi, tâ Sultan Fatih zamanına kadar gidip dayanır. İstanbul Fatihi’nin “Ormanlarımdan izinsiz dal kesenin başı kesilir” dediği rivâyet edilir.

İşte bu deyim, 1920’li yıllarda şöhret olan “Aliler Çetesi” sayesinde şekil ve mahiyet değiştirerek “Ali kıran-baş kesen" tarzında dillere pelesenk oldu.

Yani, İstiklâl Mahkemesi’nin Aliler’i, istediği kişiyi kırabiliyor, asabiliyor, kesebiliyor..., demektir.

* * *

Son olarak, aklı sönmemiş, vicdanı körelmemiş insanları düşünmeye ve bir iç muhasebeye sevk etmek için, şimdilik sadece aşağıdaki üç önemli noktayı nazara vermek istiyoruz.

BİR: 27 yıllık tek parti rejimi döneminde, idam edilen vatandaşların sayısını biliyor muyuz? Hatta, bu yekûn sayı hakkında bir tahminde dahi bulunabilir miyiz?

İKİ: İdam edilen, yahut ağır cezalara çarptırılan vatandaşların suçu neydi? Kim hangi gerekçeyle cezalandırıldı? Bunun bir dökümünü çıkaran var mı? Dahası, bilânçoyu çıkarmaya muktedir miyiz?

ÜÇ: Lozan’ın imzalandığı 1923’ten itibaren, düşman birlikleri yurdumuzu bütünüyle terk ettiği ve ülkenin barışını, huzurunu tehdit edecek boyutta hiçbir faaliyet sergilenemediği halde, esasen çok komik karşılanan birtakım bahanelerle yapılan sayısız idamlar, kurşunlu infazlar, hatta katliâmlar için ne demek lâzım gelir?

Okunma Sayısı: 2663
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı