"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İzmir yalnız bırakılmadı

M. Latif SALİHOĞLU
18 Mayıs 2018, Cuma
Resmî tarih perspektifine göre, dört gün önce başlayan “İzmir’in işgali” hariç, 19 Mayıs 1919 öncesinin ehemmiyeti yok. Dolayısıyla, bu tarihe kadar olup bitenlerin bilinmesine de pek fazla ihtiyaç duyulmuyor.

Oysa, yakın tarih gerçekliği hiç de öyle değil. Zira, o tarihten evvel, yedi düvele karşı savaşan ordusunun Birinci Dünya Harbi’nde perişan şekilde mağlûp düştüğünü gören bu necip millet, asla pes etmedi ve ümitsizliğe kapılmadı.

Millet, adeta tükenme noktasına gelen maddî imkânlara aldırış bile etmeksizin harekete geçti, kendi milis kuvvetlerini vücuda getirdi ve dünyayı hayranlıkla baktıran bir kahramanlık destanını yazdı.

Üstelik, bu destanın yazılmasına 19 Mayıs 1919’dan evvel başladı.

İşte, isimlerini aşağıda göreceğiniz bazı millî cemiyetlerin kuruluş tarihleri:

1) İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti (1 Aralık 1918)

2) Trakya-Paşaeli Müdafaa Heyeti (2 Aralık 1918)

3) Vilayât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti (4 Aralık 1918)

4) Kilikyalılar Cemiyeti (21 Aralık 1918)

* * *

Şimdi gelelim, İzmir ve çevresinin işgali karşısında, Anadolu ve Rumeli’de galeyana gelen millî şuurun şahlanış destanına...

Başta İngiltere ve Fransa olmak üzere Avrupa'daki müttefiklerinden destek alan Yunan kuvvetleri, 15-16 Mayıs’ından itibaren İzmir'i fiilen işgale başladı.

Bu işgalin gerekçesi Osmanlı'nın aleyhine neticelenen Mondros Mütarekesine (30 Ekim 1918) dayandırılıyordu. Ayrıca, Ege'nin sâhil şeridinde Rum nüfusunun Türk nüfusundan daha fazla olduğu iddia ediliyordu.

Mütareke maddeleri, bahanelere açık durumdaydı. Antlaşmanın şartlarına göre, Osmanlı'nın karşısındaki devletler, gerekli gördükleri takdirde istedikleri her yere asker çıkarabiliyorlardı. Yeter ki, ortada bir bahane bulunsun.

İşte, 1919'un Mayıs ayı ortalarında İzmir'de başlayan, Ege ve Batı Anadolu'nun hemen tamamını içine alan Yunan işgal hareketi de son derece basit ve sıradan bahanelere dayanıyordu. Asıl gaye, Türkleri ve Müslümanları Anadolu topraklarından söküp atmaktı.

Bu plânın ilk etabında İzmir vilayeti görünürken, hemen ardından Anadolu'nun diğer beldelerini bölüşüm ve paylaşım safhaları geliyordu. Özetle: İstanbul zaten İtilâf kuvvetlerinin işgali altındaydı. Eşzamanlı olarak Adana, Urfa, Antep, Maraş, Antalya, Konya, Samsun ve Merzifon, İngiliz, Fransız ve İtalyanların özel işgal yerleri olarak belirlenmiş durumdaydı.

* * *

Büyük şehirler arasında ilk fiilî işgal İzmir'de başladığı için, vatanperver halkımızın ilk direniş çabası ve işgali protesto mitingleri de bu vesilesiyle yoğunluk kazandı.

İşte, o direniş ve protesto hareketlerinden birinin ismi de, "Redd-i İlhak Cephesi"dir.

Redd-i İlhak Heyeti, İzmir'in işgal edildiği gün, ülkenin hemen her tarafına telgraf göndererek şu çağrıda bulundu: "İşgal başladı. İzmir ve civarındaki yerler ayakta ve heyecanını muhafaza etmektedir. Sizler de vatanın müdafaasına hazırlanınız."

Bu ve benzeri telgraflar, başta Ege Bölgesi ve İstanbul ahalisini birden elektriklendirdi, adeta galeyana getirdi. Muğla'da, Aydın'da, Manisa'da, Balıkesir'de, Denizli'de, Tavas'ta, Bayramiç'te, Seydişehir'de, Erzurum'da ve daha birçok yerde büyük mitingler ve işgali protesto mitingleri düzenlendi. En büyük miting ise, İstanbul Sultanahmet'te gerçekleştirildi.

İşte, işgal ve istilâya karşı duran Anadolu'daki Millî Hareket, bu şekilde başladı ve dalga dalga yayılarak yurdun dört bir yanını sarıp sarmaladı.

Tabiî, bütün bu faaliyetler bir anda ortaya çıkıp tekâmül etmedi. Anadolu ve Trakya'nın pekçok merkezinde, aylar öncesinden başlayan birtakım altyapı çalışmaları vardı. Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri gibi... Bu gönüllü cemiyetler, yukarıda da temas edildiği gibi, tâ 1918 Aralık ayı başından itibaren faaliyete başlamış ve kendi imkânları ölçüsünde ciddî hazırlık çalışmalarında bulunmuşlardı. 

Yakın tarih “yalan tarih”ten ibaret kalmasın diye, yeri ve sırası geldikçe bu gibi hakikatleri hatırlatmaya gayret ediyoruz.

***

@salihoglulatif:

Bizim konjonktürel olarak siyasetle alâkamız, asla bir parti fanatizmi, bir iktidar hırsı, yahut bir menfaat beklentisiyle değildir Öncelikli sebep şunlardır: 1- Dinin siyasete âlet edilmek istenmesi; 2- Devlet kuvveti ile halka zulmedilmesi; 3- Demokrasinin zaafa uğratılmaya çalışılması.

Okunma Sayısı: 2267
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı