"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Linç, idam, hadım...

M. Latif SALİHOĞLU
06 Temmuz 2018, Cuma
Hayır ve iyilikler, hem şahsî, hem cemaatîdir. Hata ve günahlar ise, ekseri şahsîdir, ferdîdir. Haliyle, suç ve cezâ da ona göre olmalı.

Bilhassa mâsum ve korumasız haldeki çocuklara yönelik istismar, kaçırma ve öldürme hadiseleri sebebiyle, toplumdaki öfke seli kabardıkça kabarıyor.

Böyle devam ederse şayet, sosyal patlamalar kaçınılmaz hale gelecek gibi gözüküyor.

Böyle devam ederse, herkesin kendine göre bir tedbir alması, hatta kendine göre cezalandırma cihetine gitmesi de kuvvetli ihtimâl dairesinde görünüyor. Yer yer “linç” vak’alarının yaşanması, “idam” taleplerinin yükselmesi, ya da “Hadım edilsinler” şeklindeki tekliflerin tartışma gündeminin üst sıralarına yerleşmesi, aslında meselenin ciddiyeti kadar vahâmet derecesini de gözler önüne seriyor.

Bu “linç kültürü” revâç bulursa eğer, büyük ihtimâlle kasten ve başka başka garezler sebebiyle, hiç ilgisiz kimselerin de canı yanacak, dünyası kararacak, hayatı sönecek...

“İdam” şıkkı lâyıkıyla uygulanabilse şayet, “Kısasta hayat vardır” hakikati tahakkuk edeceğinden, şüphesiz hem caydırıcı olur, hem de vicdanî rahatlık temin eder. Ki, biz de buna fikren, vicdânen taraftarız. Zira, hayata kast edenin, başkasının hayatını söndürenin, hayat hakkı da olmasa gerektir. 

Ne var ki, günümüz Türkiye’sinde ve imzalanan sözleşmelerle bağlı bulunduğu AİHM ve Avrupa Konseyi çerçevesinde meseleye bakıldığında, idam cezası, teknik olarak da mümkün görünmüyor. (Bir de, idam cezasının, muhaliflere karşı siyasî garaz ve maksatla kullanılabileceği endişesi söz konusu.)

Geriye kalıyor, özellikle sapkınlara yönelik “hadım” etme cezası... Bu ceza yöntemi, usûl itibariyle hem tarihimizde görülüyor, hem de bazı medenî ülkelerde elân uygulanıyor.

Şu var ki, diğer cezalandırma yöntemleri gibi, bunun da ehil ve uzman kimseler tarafından enine-boyuna görüşülüp müzakere edilerek esasa bağlanması icap ediyor. Aksi halde, beraberinde yeni bazı sıkıntılar getirebilir.

Meseleye nereden bakılırsa bakılsın, fert, aile ve toplum hayatında bir âciliyet hali arz ettiği açıkça görülüyor. Caydırıcı ceza mutlaka gerekli, fakat yeterli değil. Ciddî bir dinî, imânî, ahlâkî terbiye, yani bir “manevî restorasyon” artık zaruret halini almıştır. Bilhassa aile, okul, medya, hükûmet, devlet katmanlarında...

                                                                          ***

GÜNÜN TARİHİ 6 Temmuz 1908

Niyazi ve geyiği

İkinci Meşrûtiyet’in resmî olarak da ilân edilmesinde en çok emek ve gayret sarf eden cesur subaylardan Kolağası Resneli Niyazi Bey, 6 Temmuz 1908’de yaklaşık 400 kadar askerî kuvvetle birlikte Manastır’da dağa çıktı.

Bu kadarlık bir silâhlı kuvvetle dağa çıkmasının sebebi, Saltanat Merkezine, dolayısıyla Sultan Abdülhamid’e bilmânâ şu mesajı vermekti: Tâ başından beri söz verdiğin, üzerinde yemin ettiğin ve fakat birtakım sebeplerle rafa kaldırmış olduğun “Meşrûtiyet” sistemini tekrar ve derhal yürürlüğe koyduğunu ilân etmelisin. Aksi halde, sana itaat etmiyoruz. Biz burada Hürriyeti, sen orada Meşrûtiyeti ilân et. Mesele bu sûretle hallolursa, biz tekrar senin emrüfermânına tâbi olur, itaat ederiz.

Sultan Abdülhamid, üzerine kuvvet göndermek tarzında bir-iki deneme yaptı. Ancak, istediği sonucu alamadı. Bu sebeple, Padişah, yaklaşık üç hafta sonra II. Meşrûtiyeti resmî olarak da ilân etmeye mecbur kaldı.

* * *

Üstad Bediüzzaman’ın Nutuk isimli eserinde “Ey zamanın Rüstem-i Zâli!” diye hitap ettiği Niyazi Bey, dağda bulunduğu esnada bir geyik yavrusunu bulup besleyip ehlileştirerek, uzun müddet yanında gezdirdi. Gökalp’in o meşhûr “Ala Geyik” şiiri bununla ilgilidir.

Vefatına kadar da Enver Paşa’yla birlikte  Hürriyet Kahramanı diye yâdedilen Niyazi Bey, İttihatçı komitacılar tarafından, üstelik korumasının eliyle 1913’te Arnavutluk’ta vurdurularak şehit edildi. Geriye ise, onun için haksızca, insafsızca ve kahramanlığını gölgelemek maksadıyla kasıtlı şekilde kullanılan şu yaftalı terane kaldı: “Ne şehit oldu, ne gazi; pisi pisine gitti Niyazi.”

Okunma Sayısı: 12323
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mahmut Yelkenli

    6.7.2018 10:53:16

    Resmi tarih, inandırıcılığını çoktan kaybetti. Ama, bazı tarihçi yazarlar da, Enver Paşa ile Niyazi Beyi sizin anlattığınız gibi değil, başka türlü anlatıyor. Eşkıya, maceraperest, falan... Sizin burada yazdıklarınızda, hem farklı, hem orijinal bazı bilgiler var. Yararlanıyoruz. Ayca, bu konu sahiden çok düşündürücü geldi...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı