"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Sen yeter ki ‘Oku!’

M. Latif SALİHOĞLU
04 Ağustos 2017, Cuma
Mevsim, tam da okuma mevsimi... Aslında, bu ümmetin fertleri, yılın her günü, günün her saati okumalı, okuyabilmeli.

Şu hararetli yaz mevsiminde ise, başka zamana nisbeten daha çok okumalı, okumaya eğilmeli.

Zira, çoğu kimse ya zaafına mağlûp düşerek, ya da genele yayılan “tatil havası”na kendini kaptırarak, serâpa zarar veren bir rehavet dalgasına kapılıveriyor.

Bu durumda, aklı başında olanların, şuur ve irade kuvvetini kullanarak, kendini daha ziyade okumaya vermesi, tarifsiz bir kazancı temin eder.

Ne mutlu, yakınlarını ve aile büyüklerini de ikna ederek, bu iradeyi gösterebilenlere...

* * *

 Evet, kimileri için tâtil, yani atâlet-rehâvet günleri olan sıcak yaz ayları, kendini bilen, ilim ve irfânını geliştirmek, dahası, mânevî sermayesini büyütmek isteyenler için en büyük imkân ve fırsat zamanıdır.

İmkân ve fırsatın en büyüğü ise, okumak, bol bol okumak, muhtelif diller ile doyasıya okumaktır.

İlk emri "Oku!" diye gelen bir dinin mensupları için, okumaktan daha güzel, daha verimli, daha huzur verici başka ne olabilir ki?

Tek düzeyin dışına çıkıp “muhtelif dillerle okuma”ya gelince...

Okumayı sadece kitap, dergi, gazete, v.s. yazılı mevkuteyi okumak şeklinde sınırlandırmamalı.

Düşünmek, tefekkür etmek, aklını, kalbini, vicdanını harekete geçirmek de okumanın değişik versiyonlarıdır, varyasyonlarıdır.

Bir kitabı okumak, kişiye nasıl bir ilim, şuur ve idrak enerjisi kazandırıyorsa, kişinin ufkunu açıp dünyasını nasıl aydınlatıyorsa, aynı şekilde, çiçeğe, sineğe, böceğe, kuşa, dala, ağaca, yaprağa... bakıp tefekkür etmekle de, kişinin iç dünyası genişler, inşirah eder, ferahlık hâsıl olur.

Gerçi, günümüzde de tıpkı cahiliye devri Arapları gibi, bu tarz tefekkür, tezekkür, tefeyyüz halleriyle dalgasını geçip küçümseyen zavallılar yok değil. Ama, onları kendi dar, fâsit, ufunetli dünyalarıyla başbaşa bırakıp, muhtelif diller ile okumaya, muhtelif duygular, lâtifeler ile tefekküre dalmaya yine de devam etmeli. 

Zira, en kârlı, hatta yegâne kârlı yol-yordam budur.

* * *

Evet, herkesin hem kendine, hem başkasına şunları sormasında büyük fayda var:

- Acaba, kişi okumakla ne kaybeder ve tembellik yapıp okumamakla ne kazanır?

- Acaba, kişi düşünmekle ne kaybeder ve düşünmemekle, tefekkür etmemekle ne kazanır?

Doğrusu, şu çaprazlama suâllerin cevabını bulmak dahi fazilettir, mürüvvettir, erdemliliktir...

* * *

Bu meselede en önemli nokta şu olsa gerektir: Okumayı, tefekkür etmeyi basit ve önemsiz görenlere, yahut itiraz dilini uzatanlara vereceğimiz muknî cevapların aynısını, hatta daha tesirlisini kendimize verip, bizdeki nefs-i emmâreyi ikna, yahut ilzam edebiliyor muyuz?

Muhakkak ki, inandığımızı nefsimize kabul ettirmek, başka muhataplardan daha önemli ve daha önceliklidir. Ama, işe kendinden başlamak nefse en zor, en ağır bir davranış hali olarak göründüğü için, bazan gaflete düşerek kendimizi unutuyor ve hemen hariçteki muhataplara yöneliyoruz.

Bu, bizatihi nefsin (özellikle ikinci nefs-i emmârenin) gayet sinsice bir aldatmasıdır.

Şüphesiz, karşımızdaki herkese verecek tatminkâr cevaplarımız vardır ve olmalı. Ama, aynı cevapları öncelikle ve özellikle kendi duygu ve düşünce dünyamızda olgunlaştırmalı ve samimî şekilde kabullenmeliyiz bunları.

Yoksa, "Ele verir talkını, kendi yutar salkımı" hatasına, basitliğine, komikliğine düşmüş oluruz.

O halde, ilk etapta işe nefsinden başlamalı; en başta birinci ve ikinci nefs-i emmareyi ikna ile hizaya getirip, okumaya, tefekküre, tefeyyüze öyle konsantre olmalı.

Yani, verimli, bereketli bir okuma programının yolu, kendi iç dünyasındaki pürüzleri aşmaktan, parazitleri temizlemekten geçer. Kendini aşabilenin önünde ise, ciddî engellerin çakılıp kaldığı, inadına mukavemet ettiği pek görülmüş değil.

Madem öyle, o halde biz de “Ey sersem nefsim” diye başlayarak “gafil kafaya tokmak”la vurup ayıltmalı ve ayık, uyanık, dikkat ve teyakkuz hali içinde o İlâhî “Oku!” emrine âmâde ile ona tam ittisâl etmeliyiz... Rabbim, bu yolda yâr ve yardımcımız olsun.

***

@salihoglulatif:

Bazı hükûmet üyeleri Anıtkabir'e gidince, mozoleye çelenk koymakla yetinmeyip ayrıca Fatiha okuyorlarmış... Peki, M. Kemal Fatiha okunmasını istedi mi? Şahsen, Nutuk, Vasiyet, vs. hiçbir kaynakta rastlamış değilim.

 

Okunma Sayısı: 5018
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali Tam

    04.08.2017 21:25:37

    Kur'an her zorlukla birlikte/refakatcisi olarak bir kolaylik oldugu hakikatini tekrarla bizlere ders verir. Biz de ecnebi lisani ögrenmek zorunda kaldik... Yeri geldi günde 30-40 yeni kelime ezberledik. Amma burada söz konusu olan eser Risale-i Nur Külliyati tefsirler arasinda misalsiz bir yerdedir. Lisani da gayet kolaydir zira Üstadimiza bu eser genellikle ayni manada olan Türkce, Arapca, Farsca ve hatta Kürtce kelimeleri arka arkaya kullandirilmis. Garp dillerinde buna totoloji denir. Risale-i Nurlar hem insana imanini dinini koruma acisindan en önemli bilgiyi ve metodu ögretiyor hem de Dünya dilleri arasinda cok zengin olan Osmanlica dedigimiz gayet zengin dilimizi ögretiyor. Kitap okumaya gelince cok enteresandir 6000 küsür sayfalik külliyati defalarca okuyan (200 defa okuyanlar bile var) baska kitaplardan da cok okuyabiliyorlar yani okumada da zamanla hizli okuyabiliyorlar. Hizli okuma ilmen isbat edildigi gibi anlamada fire verdirmiyor.

  • Latif Salihoğlu

    04.08.2017 17:00:52

    Nurgül kardeş, Ben, anadilim Türkçe olmadığı halde, Risaleleri okuya okuya anlama, daha da mühimmi istifade etme yolunu bulmuşsam, sizin de o yolu bulmanız pekâla mümkün. Dolayısıyla, okumaya karşı pes etmemenizi tavsiye ederim. Pes ederseniz, hiçbir şey kazanamazsınız. Selam ve saygı ile...

  • Nurgül

    04.08.2017 14:17:54

    merhaba , ben ülkemizde yaşanan son olayların akıbetinde gazetenizi tanıdım. bazı yazarları ve yazılarını anlamakta zorlansam da , takip etmeye çalışıyorum. dini bilgim az. özellikle risalelerden bahsediyorsunuz ve oku diyorsunuz. ben çeşitli dönemlerde okumaya çalıştım, hatta anlamak için ısrarla okumaya çalıştım ama bir türlü anlayamadım. bazı zamanlarda sırf diline aşına olmak için "sözler kitabını" okuyup - okuyup geçtim. bazı zamanlarda da anlayarak okumak icin , bilmediğim kelimeye lügate bakarak okumaya calıştım. en sonunda da yoruldum ve anlamadığım için de pes ettim. işe gittiğim için , kitap okumaya günde ancak yarım saat -1 saat ayırabılıyorum.dini bilgimi arttırmak için , bana ne tavsiye edersiniz. teşekkürler

  • Abdullah TUNÇ

    04.08.2017 10:56:18

    Okuma ile ilgili çok güzel bir yazı. Ki bu okuma en büyük handikaplarımızdan biridir. Oku! ilk ilahi emir ve bütün ilmi ve teknik ilerlemelerinin yegane kaynağı, olmasına rağmen,insanların çoğunun okumadan kaçındığı,psikolojik ve sosyolojik bir realitedir. Ve çok düşündürücüdür. Dünya bu ileri seviyeye okuma ve okuma neticesinde elde ettiği ilimle gelmiştir. Aslında cehaletin panzehiri okumadır.Fikri ve ruhi karanlıklardan insanı kurtaran da okumadır. İnsanın hakiki saadet ve lezzetinin kaynağı üç şeydir. 1- İlim, 2-Marifetullah,3 muhabbetullah. Bu gerçek saadet ve lezzeti elde etmenin yolu da okumaktan geçiyor. İtikadi,içtima-i ve siyasi açıdan insanda boşluk olmamalı.Çünkü fıtrat boşluğu kaldırmaz.Fitneciler bu boşluktan sızar.Bu boşluk ilimle doldurulur.Bu da okumaya bağlı.Üstadın günde anlayarak 200 sahife Risale okuduğunu ders alarak hatırlayalım...Okuma fevkâlade önemli bir konudur.Bunun için ne kadar tahşidat yapılırsa yeridir.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı