"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Siyaset kaçıncı mesele?

M. Latif SALİHOĞLU
16 Ocak 2019, Çarşamba
Medenî dünyanın hiçbir ülkesinde, Allah’ın her günü siyaset konuşmak-tartışmak diye bir mesele yoktur.

Kezâ, gelişmiş hiçbir dünya ülkesinde, siyasî konular bizdeki kadar halkın gündemini işgal etmiyor. Hele, seçim atmosferine girildiği özellikle son iki-üç aylık kampanyalar döneminde, dünya üzerinde Türkiye ile boy ölçüşecek bir başka örnek her halde gösterilemez.

Bu vesile ile hemen ifade edelim ki, konuyla ilgili sözlerimiz, sakın ha “Siyasete ilgisiz kalalım” şeklinde anlaşılmasın. Asıl söylemek istediğimiz, kısaca şudur: Siyasetle aşırı derecede ilgilenmeyelim. Her gün beş vakit siyaset konuşmayalım. Vakit ve enerjimizi, kısır siyasî çekişme ve tartışmalarla harcamayalım. Siyaseti birinci meselemiz haline getirmeyelim. Zira, bunun zarardan başka bir getirisi yoktur.

Esasen, Risâle-i Nur dairesi içinde olanların nazarında, siyaset ve diplomatlık, ancak üçüncü-dördüncü derecede bir mesele olabilir. (Bkz. Kastamonu Lâhikası: 84)

Evet, siyaset, halihazırdaki Nur Talebeleri ve hatta muhtelif Nur grupları arasında da teorik olarak öncelikli bir mesele değildir. Siyasî ve içtimaî konularda müzakere yapmak yerine, siyasî partiler, adaylar ve yaklaşan seçimler üzerinde şiddetli münakaşalar, fırtınalı tartışmalar yapıldığı için, siyaset sanki en mühim ve öncelikli meseleymiş gibi telâkki ediliyor.

Bu handikaptan kurtulmak için, “Az mütehassis (duyarlı, duygusallıktan uzak), sağırca (duyduğu her söze kulak asmaz) ve fakat metin bir şahs-ı mânevî” olan meşveret ve şûrâ ruhunu, bir ferd-i mânevî olarak fikren yaşamak, hissetmek gerekir.

* * *

Siyasette en çok üzüntü-sıkıntı veren durum, öncelikle din ve mukaddesâtın siyasete âlet ediliyor olmasıdır. Yani, kudsî değerlerin kirli siyaset arenasında fütûrsuzca kullanılmasıdır.

Evet, ne acıdır ki, dindar görünümlü siyasilerin iktidarına adeta “dinin iktidarı” nazarıyla bakılıp, öyle baktırılmaya çalışılıyor. Böyle bir iktidarın düşmesi halinde ise sanki “Dinin iktidarı yıkılacak”mış gibi, acip bir vehim-korku havası pompalanıyor. Bu sûretle, umumun mukaddes malı olan din, bir partinin tekelinde, inhisarında imiş gibi gösteriliyor. Bunun neticesi olarak da, dinde olmayan bazı şeyler sanki dinde varmış gibi, çok nâhoş ve can sıkıcı şeyler topluma empoze edilmiş oluyor.

Esasen, bu tarz bir seçim kampanyası ile, maalesef, dinî hakikatlerin önüne kalın bir duvar örülmüş ve çok kesif bir perde çekilmiş oluyor. İşte, bu tarz-ı siyaset, kelimenin tam mânasıyla “menfî siyaset”tir. Aynı şekilde, hakikate aykırı gitmek ve “muhali talep” etmektir. Bunun ise, dine ve dindarlara faydası olmadığı gibi, pek büyük zararı var. Aynen, aşağıdaki iktibaslarda ifade edildiği gibi:

“Çok iyiler var ki, iyilik zannıyla fenâlık yapıyorlar. ...Muhali talep etmek, kendine fenalık etmektir.” (Münâzarât: 51) “Din, dahilde menfî tarzda istimal edilmez. Otuz sene Halife olan bir zât (S. Abdülhamid, 1878-1908), menfi siyaset nâmına—istifade edildi zannıyla—şeriata gelen tecâvüzü gördünüz.” (Sünûhat: 67)

İyilik zannıyla kötülük yapılması “Şimâle müteveccihen namaz kılmak” misâline benzer. Ya da “Vakitsiz ezan okumak” gibi...

* * *

Sultan Abdülhamid, hiç şüphesiz mütedeyyin, muhafazakâr bir şahsiyet idi. Fakat, dahilde baskıcı, dolayısıyla menfi bir siyaset uyguladı. Bu durumda, reddedilmesi, karşı gelinmesi gereken, “dindar, şefkatli padişah” olan Sultan Abdülhamid değil, belki onun zamanında tatbik edilen “müstebid siyaset” tarzıdır.

Bize göre aynı ölçü ve kıstaslar, günümüzde dindarların eliyle uygulanmakta olan baskıcı, dayatmacı siyaset tarzı için de geçerli.

Yani, şimdikiler de dindar insanlar ve iyi niyetli siyasetçiler olabilirler. Fakat, uygulanan menfi siyaset ve talep edilen muhal şeyler sebebiyle, hem toplum zarar görüyor, hem kendileri zarar görecek. Tıpkı, Sultan Abdülhamid’in düşmesi ile yaşanan acı vak’alar gibi...

Cenâb-ı Hak, hadden aşan hataların neticesini ağır bir faturaya, pahalı bir cezaya çevirmesin.

Okunma Sayısı: 1941
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı