"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

TRT Kürdî’nin Bediüzzaman yaklaşımı

M. Latif SALİHOĞLU
30 Kasım 2017, Perşembe
Bir önceki yazıda temas ettiğimiz konuyla ilgili can alıcı nokta şudur: Mersin’deki Kitap Fuarıyla ilgili çekim yapmak için gelen TRT Kürdî Tv. ekibi, bizimle 8-10 dakikalık bir çekim ve söyleşi yaptı.

O çekim ve söyleşiyi, anlaştığımız üzere, üstüste duran Risâle-i Nur Külliyatı ve Bediüzzaman posterinin tam önünde yaptık.

Dolayısıyla, bizim konuşmamızın ağırlıklı kısmını da, fuarın yıldızı olan Bediüzzaman ve Risâleleri teşkil etti. Bu zatın ve eserlerinin niçin çok alâkaya mazhar olduğunu, mahiyetini de nazara vererek anlatmaya çalıştık. Konuşmamızın bir dakikalık kısmı ise, fuardaki genel tabloya dair idi.

İki gün sonra ilgili haberi seyredince, bir cihette sevindik, bir cihette de üzüldük ve hayretler içinde kaldık.

Sevincimiz, Nur Külliyatının—arka plânda da olsa—sekiz-on saniye kadar nazara verilmesiydi.

Üzüntümüz ise,  fuar alanının hemen her yerinden görünen ve standımızın en tepe noktasında arzıendâm eden Bediüzzaman posterinin hiç gösterilmemesi, adeta gizlenmeye çalışılmasıydı. Dahası, bu hususa dair en hacimli konuşmamızın tamamıyla sansürlenmiş olmasıydı...

Keşke, Bediüzzaman ve Risâle-i Nur’a dair orada yapılan çekimler de yayınlansaydı diyoruz.

Dolayısıyla, sormadan edemiyor ve geçemiyoruz: Sahi, Diyanet’in bazılarını bastığı ve Cumhurbaşkanı’nın seçim meydanlarında eline alıp halka gösterdiği Risâlelerin müellifine niye böyle bir sansür uygulanıyor ki?

***

GÜNÜN TARİHİ: 30 KASIM 1925

Tarikatçı, tarikat düşmanını sever mi?

Millet Meclisi’nde 30 Kasım 1925 tarihi itibariyle alınan bir karar, Türkiye tarihi açısından olduğu kadar, İslâm tarihi zâviyesinden de tam bir dönüm noktasına işaret edip parmak basıyor.

Dehşet uyandıran söz konusu hadisesin mahiyeti olarak şudur: O gün, "Tarikat ve tasavvuf geleneğinin yasaklandığına", ayrıca "Tekke ve zaviyeler ile türbelerin kapatıldığına" dair zecrî kànunların kabul edildiği gibi, Meclis kürsüsü arkasındaki duvarda asılı duran “Şurâyı emreden âyet” levhası kaldırılarak, yerine (o zamanki Osmanlıca harflerle) "Hakimiyet milletindir" serlevhası asıldı.

Aynı gün başlayan icraatin kısa maddeler halindeki dökümü ise aşağıdaki gibidir.

BİR: Beş gün önce (25 Kasım) "Şapka Kànunu"nu tasdik eden Meclis, bugün da sarık ve diğer dinî kıyafetlerin giyilmesini yasaklayan kànunu kabul etti.

İKİ: Meclis’te, yine aynı gün içinde, bilumum zikirhanelerin kapatılmasını ön gören kànun da kabul edildi. Böylelikle "Allah, Allah..." diye zikir çekmek yasaklanmış oldu. Bu kànun metninde yer alan ifade şöyle: "Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılmasına, türbedarlık ile bir takım unvanların men' ve ilgasına dair kànun..." (Zabıt Ceridesi, XIX Cilt: 312)

ÜÇ: En geniş mürid kitlesine sahip olan Nakşî Tarikatının iki şöhretli ismi olan Diyanetin başındaki Börekçizâde ile Ordunun başındaki Fevzi Paşa, önceden kafakola alınarak razı edildi. Bu sebeple, “Tarikatlerin yasaklanması”na karşı çıkan pek kimse olmadı. Dolayısıyla, ilgili kànunun yürürlüğe girmesiyle birlikte kıyımlar da başladı.

Resmen yasak; fiilen serbest

Tarikatçılık yapmak, 90 yıldır resmî olarak yasak. Ama, fiiliyatta serbest. Bu serbestlik, 1935’teki Eskişehir Mahmekesi esnasında başladı ve günümüze kadar devam edegeldi.

Bir sebebi şudur: O tarihte Eskişehir Mahkemesinde yargılanan Bediüzzaman Said Nursî’yi cezalandırmak maksadıyla “tarikatçılık” isnadı yapıldı; tutmayınca, Tesettür Risâlesi bahane edilerek, “kanaat-ı vicdâniye” ile 11 aylık ceza kesildi.

Bediüzzaman’ın konuyla ilgili duruşmadaki savunmasının özeti şudur: Tasavvuf-tarikat haktır; fakat, bizim mesleğimiz tarikat değil, hakikattir... Tarikat meyve gibidir; hakikat-ı imaniye ise gıda gibidir. Meyvesiz yaşanır, gıdasız yaşanmaz... Hülâsa: Zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır...

Hasmâne bir tavırla tarikati yasaklayanlar, gerçekte dine-imana da düşman idiler. Ne var ki, münafıklar, tarikatçılık vasfını kaybeden bazı şahısları aldatıp gûyâ serbest bırakarak, onları Bediüzzaman ve Risâle-i Nur’un aleyhine sevk ettiler.

Tarikat-tasavvuf tarzında giden bir kısım Alevilerin de dahil olduğu ehl-i tarîk kişi veya grupların, dergâhlarında kendi pirlerinin resminin yanına gerçekte tarikata düşmanlık eden başka şahısları da yakıştırıp asmaları, kelimenin tam anlamıyla, aldandıklarının veya aldatıldıklarının açık bir göstergesi mahiyetini taşıyor.

Tek başına bu tablo bile gösteriyor ve ispat ediyor ki, hakikaten zaman tarikat zamanı değil; belki, bir çoğu tarikat perdesi altında siyaset, ticaret ve şahsiyet meselesine döndürülmüş birer sosyolojik vak’adan ibarettir.

Okunma Sayısı: 3895
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Demokrat

    30.11.2017 11:10:53

    Çok mu şaşırtıcı.Bence tam da yakışanı yapmışlar...

  • HÜSEYİN İLHAN

    30.11.2017 07:56:53

    Ne hazin kii bugünlerde de tüm imani ve islami değerlere savaş açıp yasaklatan şahsa siyasetçinin oy ve ikbal menfaati uğruna 'ASIL ONA BİZ SAHİPLENMELİYİZ,ki diyerek hafız evlatların,İHO. na giden yavruların otobüs otobüs türbe ve mukaddes mahal yerlere götürülürcesine şehirlerden bizzat AKP teşkilatları,AKP li belediyelerce götürülmeleridir. 1970-80 lerde merhum DEMİREL'e bu şahıs üzerinden atılan iftiralar,yapılan haksızca hakaretler,ağıza ve iz'ana sığmayan sözleri sarfedenlerin 180 derece dönüş yaparak geldi,kleri hal ne acı değilmi.Yine dü ne kadar müstehcen mevkute olan basın müsveddelerini tenkit edenlerin de sırf YENİASYA ya muhalefet hastalığından bu müsveddeleri almaları dejenerenin,tarafgirlik taassubunun geldiği nokta açısından hayli düşündürücüdür.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı