"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hayata kenarından tutunmak

M. Said Zeki
02 Ekim 2017, Pazartesi
Yalnız mı hissediyoruz kendimizi; kalabalıklar içinde iken bile?

Ve kimselerin “bizi anlayamadığı hisleri”mi çörekleniyor içimize ara sıra-sık sık!

En dip hüzünlere, acılara gark olduğumuzu düşündüğümüz anlarda; aranmayı bekliyoruz haklı olarak.

Aranmayı, öteki tarafından, dostlar tarafından sorulmayı bekliyoruz!

O anlarda aklımıza ötekini kaç kere arayıp sorduğumuzu sorgulamıyoruz pek tabi.

Çünkü o an haklı olan biziz.

Biz aranmalıyız, sorulmalıyız.

Çünkü acı çeken biziz.

Dolayısıyla aranmayı bekleme hakkına sahip olanda.

Çok yaşar insan bu hisleri.

Vefasızlık sayarız “aranma” beklentilerimizin boşa çıktığı anları.

Oysa hep insanî yönümüzdür ihmal ettiğimiz.

İnsanî yönleridir dostlarımızın görmezden geldiğimiz.

Çünkü o an “haklı olan acı çekendir” sanırız.

En çok da biz haklı oluruz.

***

‘SOLUKBAHAR’DA SOLMASIN ÜMİTLERİMİZ

Bu tarz hüzünler yaşadığımızda aslında sorulması gereken bir önemli soruyu unuturuz. Teselli edilme, acıyı paylaşma pek tabi insanî bir ihtiyaçtır.

Ama neden acı çekeriz? Ötekinden mukabele görmediğimizden değil mi?

Bu mukabele yokluğu, vefasızlığın varlığına dönüşür “hakikî muhatabı” unutmanın cezası olarak.

Hani kalp ‘ayine-i samed’ti?

Hani kalbe başka muhabbetler girmeyecekti? Hani ulviyetten, kudsiyetten yoksun sevgilere “kalp” vermeyecektik?

Bundan dolayı acı çekeriz. Bundan taşıyamayız hüzünlerimizi. Ve bundan dolayı özellikle sonbaharlar acı verir insana. ‘Kara kış’ karartır içimizi. Ve bu yüzden güz mevsimlerinde gizlice ağlarız yeri geldiğinde. ‘Solukbahar’da solar ümitlerimiz...

***

Aranmayı beklemeyeceğiz mi peki? Her an bu ulvî hisleri taşımamız mümkün mü? Mümkün olmadığını ben de biliyorum. 

Ve pratik çözüm teklifim şu oluyor öncelikle kendime:

“Arandığımda aranmanın tadını çıkarıyor, unutulduğumu sandığımda Mahbub-u Hakikinin beni asla unutmadığını biliyorum..”

***

“LÂ UHUBBÜ’L AFİLİN”

İşte buradan “la uhubbul afilin”e dönüyor kalbimiz yüzünü. ‘Hakikî Sevgili’ye dönüyor varlığını. Sevdiklerimizi de O’nun hesabına mana-i harfî ile severiz. O zaman aranmak için telefon ekranındaki çağrılara, kısa mesajlara bağlamayız kalbimizi.

Çünkü bir dönüp bakabilsek sürekli mesajları, sürekli çağrıları görürüz kalbimizde.

O’nun dostluğunun hiçbir dostluğa, O’nun vefasının hiçbir vefaya değişilmez olduğunu görürüz.

Her gün en az beş kere kapısını çaldığımız Kudsî Sevgili, Ulvî Dost terk eder mi bizi?

Unutur mu muhibbini?

Kendine dönük kalbi küstürür, başkasını sevmesine müsaade eder mi?

Yeter ki biz sevgimizde sadık olalım!

Yeter ki batıp giden şeylerin peşinden koşmayalım!

***

Muhabbetiniz sadık ve daim olsun efendim!

Okunma Sayısı: 1103
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • zeliha

    2.10.2017 15:00:42

    Tevhid kokulu yazınız ilaç gibi olmuş elinize sağlık.Birde gençler okusa ne güzel olur.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı