"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ve nihayet, Yeni Türkiye!..

Mikail YAPRAK
12 Temmuz 2018, Perşembe
Bir de yüz yıl öncesinden Bediüzzaman’ın savunduğu; adalet, meşveret, hürriyet ve kanunda inhisar-ı kuvvet sistemine bakınız ki, bugüne kadar ‘devam’ diyerek savunagelenler bundan sonra da bu sistemin hayat bulmasına çalışmaya devam edeceklerdir inşaallah.

Kendi âlemimde kapalı olan ekranlara, 9 Temmuz gecesi bir dostumun evinde “Yeni Türkiye”ye uyanarak baktım. 

İbretle seyrederken bir ara mırıldanıvermişim: 

Hani ya ‘tamam’ diyenlere bunlar ‘devam’ diyorlardı..

Demek ki artık demokratik parlamenter sistemden çıkarak devam edeceklermiş. Bakalım Avrupa’ya açık olan bir Türkiye’de nasıl ve nereye kadar?

Bir de yüz yıl öncesinden Bediüzzaman’ın savunduğu; adalet, meşveret, hürriyet ve kanunda inhisar-ı kuvvet sistemine bakınız ki, bugüne kadar ‘devam’ diyerek savunagelenler bundan sonra da bu sistemin hayat bulmasına çalışmaya devam edeceklerdir inşaallah.

**

Maraşlı merhum Âşık Hüdaî ne güzel demiş: “Faydası olmayan bahardan, yazdan; 

Yüce dağ başının kışı makbuldür..

Cahilin yaptığı sözden sohbetten;

Âlimin hayali, düşü makbuldür.”

Hele bir âlim ki; sözü, izi ve yazısı (eserleri) hep Kur’ânî ve Peygamberî olsa.. Hele bir âlim ki; bize “hayal ve düş” gibi gelen beyanları bile hakikatın ta kendisi olsa.. Hele bir âlim ki, siyaset ve içtimaîyat üzerine yazdıkları da, istikbâle ait beyanları da, düş ve hayalden uzak hakikatler olsa.. Böyle bir âlime, “Emriniz baş-göz üstünedir” denilmez mi? “Eski Saîd Dönemi Eserleri” de yeniden okunmaz mı?

Bizim yazılarımız bir heyetin onayından geçerek orijinal haliyle önünüze geliyor. Ama sanmayınız ki, sanal yolla bize ulaşanlar da aynı minval üzere oluyor. Bir kere onlar, herhangi bir heyetten geçmiyor. Yazanın keyfine ve vicdanına kalıyor. Her zaman okşayıcı ve iç açıcı da olmayabiliyor. 

İşin garip bir tarafı daha var. 

Biz, içtimaîyat üzerine olan yazılarımızda parti ismi bile vermiyoruz. Lâkin gelen itirazlarda açıkça parti ismi veriliyor. Biz meselenin köküne ve temeline inmeye çalışıyoruz. İtirazcılar, ağacın dal ve yapraklarında, binanın çatısında dolaşıp duruyorlar.

Diyorlar ki: “A kardeşim, sen Avrupa’dan yazıyorsun. Oradan bakınca, Türkiye’nin gidişatını bizden daha iyi görmelisin. Yüz yıl öncesinden bu günümüze müjdeler yok muydu? İşte müjde tahakkuk ediyor. Değişimi neden hâla fark etmiyorsun?”

Diyoruz ki: “Bu gazetenin takipçileri dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, her meseleye ve her hâdiseye bir zaviyeden, bir açıdan ve bir yerden bakarlar.”

Diyorlar ki: “Bizim ‘hayır’ bildiğimizi neden ‘şer’ telâkki ediyorsunuz?”

Diyoruz ki: Siyaset alanı; haricî ve derin güçlerin cirit meydanıdır. Bazen asıl şerri, senin “hayra yorduğun” oluşumun üzerinden ülke üstüne yüklemesini biliyorlar. Görmüyor musun ki, o alana ‘hasbî’ olarak dalan ‘hesabî’ olup çıkıyor. Çok idealist zevat, o alana bulaştıktan sonra, bir de iktidara oturunca, idealini bir ‘gömlek’ gibi çıkarıp atabiliyor.

Diyorlar ki: “Böyle dinini ve diyanetini bilen insanlar, haricî cereyanlara neden âlet olsunlar? Neden kendilerini, bile bile felâkete atsınlar?”

Diyoruz ki: “Buyurun, Yirmi Dokuzuncu Mektub’un Altıncı Risalesi’nin Altıncı Kısmı’nı bir daha okuyalım. Orada altı tane şeytanî desise deşifre ediliyor. Makam sevgisi, şöhret duygusu, korku damarı, rızkından korkmak, ırkçılık, enaniyet ve vazifedarlık damarı gibi… Ve Üstâd, “Kardeşlerim hakkında en çok korktuğum bu desiselerdir” diyor. 

Diyorlar ki: “Hürriyet ve demokrasi hususunda, Münâzarât’ta yüz yıl sonrasına müjdeler var. Tam yüz yıl geçti.”

Diyoruz ki: “Beşerin sebep olabileceği gecikmeleri ve ertelenmeleri de hesaba katmak lâzım. O müjdeli süreye beşerî ve şerlî müdahaleler olmuştur. O müdahalelerin tahribatlarını tamire çalışmayanlara Cenâb-ı Hak o mükâfatı tattırır mı? 

Kaldı ki tamire çalışmak bir yana, zahirî bir göz boyamanın arkasında tahribat daha katmerli devam ettiriliyor. Görmüyor musun?

Okunma Sayısı: 3846
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdullah TUNÇ

    12.7.2018 11:25:09

    Bu gün Hürriyete Hitabı okuma zamanıdır. Sadece okumak değil,beyni çatlatırcasına kafa yormak,en derinden düşünmek zamanıdır.Hatta kollektif bir akılla ,müzakereli bir şekilde okumak...Kelime, kelime,satır satır üzerinde durara okumak,okunanları bir mirsadı tefekkür olarak zihinde canlandırmaya çalışmak. Hürriyetin içine,kapsamına son derece dikkat etmek,gerekiyor.Çünkü Hürriyeti şer-iyenin bütün genetik kodları hürriyete hitap parçasında işlenmiştir.Şu sıralarda okuyup anlamaya çalışıyorum.Gerçi bir yazarımız bir asırdır anlamadık' kısa zamanda nasıl anlarsın demişti. Eh;bizim ki karınca misali...

  • Osman Yıldırım

    12.7.2018 09:02:26

    Sayın Yaprak; Çok doğru yerinde tesbitler ancak son zamanlarda bizimle birlikte aynı kaynaktan beslendiğini bildiğimiz bazı çevreler olaylara farklı yaklaşmakta ve buda " aynı kaynaktan taban tabana zıt sonuçlar nasıl çıkarılmaktadır" sorusunu sordurmakta ve buda toplumda tereddütler oluşturmaktadır.Selam ve muhabbetle...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı