"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hacı Mirza Demir ve Ali Uçar

Misbah ERATİLLA
27 Kasım 2016, Pazar
1958 yılının Nisan ayı ortalarında yeni doğan erkek çocuğum ağır hastalanmıştı.

Diyarbakır Devlet Hastanesi’ne acil olarak yatışını yaparak orada bir haftaya yakın kaldık. Bu süre içinde hastaneye yakın Ulu Cami’de namazlarımı kıldım. Yine bir gün İkindi namazını kılmak için Ulu Cami’ye gitmiştim. Namazdan sonra minbere 13-14 yaşlarında, gençten biri elindeki kitaptan cemaate bir şeyler okuyarak konuşuyordu. Cemaate Hz. Peygamber’in (asm) kurt ile olan meselesinden söz ediyordu. Okunan konunun Said Nursî’nin Mektubat isimli eserinin Mu’cizat-ı Ahmediye Risalesi’nden olduğunu sonradan öğrenecektim. Kitaptan okunanları ve konuşulanları bütün benliğimle dinliyordum. Bu genç anlattıklarıyla sanki içimi okuyordu. Bu gencin seri ve güzel okuyuşu ilgimi fazlasıyla çekmişti. Hz. Peygamberi (asm) bu kadar güzel anlatan cümleleri ilk defa duyuyordum. Sohbet havası içindeki okuması ise beni ayrıca mest etmişti. Konuşmasının bitmesini hiç istemiyordum. Üzerinden altmış yıl geçmesine rağmen hâlâ o günkü sohbetin tadı hafızamın bir köşesinde durmaktadır. O genci dinledikçe içimden sevinç çığlıkları atıyordum. İçim içime sığmıyordu. Yanımda oturan adamın kulağına eğilerek: “Bu genç kimdir, ne okuyor?” diye sordum. Adam da: “Bu genç Mehmet Kayalar’ın oğlu Ahmet Mefhar’dır. Her ikindi namazından sonra bu camide Bediüzzaman Said Nursî’nin kitaplarından dersler yapar.” dedi. “Bu gencin okuduğu kitapları nereden bulabilirim?” dedim. Adam: “Ulu Cami’nin hemen çıkışındaki derme çatma bir kulübede sebze meyve satan Osman adında bir adam var. İşte o adam el altından bu kitapları satıyor.” dedi. Cami çıkışında kulübenin olduğu yere gittiğimde kulübedeki adama: “Osman sen misin? diye sordum. “Evet, benim.” dedi. Adama: “Said Nursî’nin kitaplarından istiyorum.” dedim. Bana Uhuvvet ve İhlâs Risalesi’ni verdi. Parasını ödeyerek oradan ayrıldım. Okuma yazmayı askerde öğrenmiştim. Yolda yürürken hemen Uhuvvet Risalesi’nin ilk sayfasını açarak sevinç ve mutluluk içinde okumaya başladım. Kitabı okumaya başladığımda okuduğumdan çok az anlıyordum, ama ruhumda huzur ve rahatlama rüzgârının estiğini hissediyordum. Artık elimde birilerine okuyacağım, anlatacağım bir kitap olmuştu. Bu kitapları defalarca, gece gündüz demeden okuyup etrafımdakilere dilimin döndüğü kadarıyla anlatmaya çalıştım.

Çalıştığım iş yerinde önce namaz kılan kişilere bu kitaplardan bir şeyler anlatmaya başladım. Zaten iş yerimde namaz kılan ve kıldığı namazın farkında olan kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu. Elimdeki elmas değerindeki kitapları, tanıtmamdaki çabam karşılıksız kalıyordu. Bu sebeple içimdeki yalnızlık fırtınası gittikçe şiddetleniyordu. Said Nursî’nin ve kitaplarının sevgisi yazdığı diğer kitaplarını da bulmama sebep oldu. Yeni gelen kitaplarla daha çok okumaya başladım. Risaleleri çevremdekilere anlatmak için gece gündüz çabaladım. Bir iki sefer de Dicle Nehri kıyısındaki köşk dershanesinde Mehmet KAYALAR’ın dersini dinledikten sonra artık duracak vaktim kalmamıştı.

Her Cuma olduğu gibi bu Cuma da bisikletimin pedalını çevirerek köyümüz olan Tilmiz’e (Akça) babamın mezarına gittim. Mezar ziyaretinden sonra köy okulundaki öğretmenleri yine ziyaret ettim. Okul müdürü ve öğretmenlerin çoğu beni tanıyordu. Bu gün okul her zamankinden daha kalabalıktı. Çünkü komşu köy Bileder (Binatlı) Köyünün öğretmenleri okulu ziyarete gelmişlerdi. Öğretmenler odası bir hayli kalabalıktı. Bu kadar çok sayıda öğretmeni bir arada bulmuşken fırsat bu fırsat diyerek onlara Risale-i Nur ve Üstaddan bahsetmek istedim. Öğretmenlere: “Değerli hocalarım! Müsaadeniz varsa sizlerle birkaç kelime konuşmak istiyorum.” dedim. Herkes bana doğru döndü. Günlerce okuduğum Risale-i Nur’lardan birkaç vecize ve söz söylemeye başlamıştım ki uzun boylu gençten bir öğretmen konuşmamı keserek: “Bir dakika beyefendi!” dedikten sonra: “Sizin söz ettiğiniz Risale-i Nurlar’ın tek tek sayfa sayfa numaralarını vererek yanlışlarla dolu kitaplar olduğunu söyleyebilirim!” diye ekledi. “Sizin öğretmenler arasında böyle yalan yanlış şeylerden söz etmeniz doğru bir şey değil. Ayrıca Said Nursî’nin zararlı ve yanlış şeyler yazdığını Sözler, Lem’alar, Şuâlar kitaplarından sayfa numarası da vererek şimdi bile söyleyebilirim!” dedi. Bir anda mahcup olmuş ne yapacağımı şaşırmış bir durumdaydım. Öğretmenler konuştuklarımızı sessiz bir şekilde dinliyordu. Aramızdaki tartışmanın dozu gittikçe artıyordu. Karşımdaki öğretmen öyle akıcı ve seri konuşuyordu ki onun söylediklerine cevap yetiştirmek imkânsız gibi görünüyordu. Bu defa çok sert bir kayaya çarpmıştım. Ne o öğretmen kadar bilgim vardı, ne de Risale-i Nurları derinlemesine biliyordum. Karşımdaki öğretmen, otomatiğe bağlanmış bir silâh gibi ha bire konuşuyordu. Onunla karşılıklı konuşarak baş edemeyeceğimi anlamıştım. Öğretmene: “Senin Said Nursî hakkında söylediklerinin kaynağı ve delili nedir?” diye sordum. Öğretmen: “Benim kaynağım Çetin Özek’in Türkiye’de Gerici Akımlar ve Nurculuğun İçyüzü adlı kitabıdır! Bütün gerçekleri de bu kitabında açık seçik yazmış.” dedi. Ben de: “Değerli Hocam! Ben Çetin ÖZEK’i tanımıyorum; ama isterseniz bu meseleyi daha detaylı görüşmek için zamanınız varsa hafta sonu sizinle Batman’da görüşmek isterim. Sen o dediğin kitabı getir, ben de Risale-i Nurları getireyim birlikte karşılaştırmasını yapalım. Eğer Risale-i Nurlar senin dediğin gibiyse bir daha bu kitapları okumayacağım. Yok, eğer benim dediğim gibiyse sen Rrisaleleri okuyacağına söz verir misin?” dedim. Öğretmen çok rahat ve kendinden emin bir ifadeyle: “Nasıl isterseniz, ben her zaman hazırım!” dedi. 

O genç öğretmenle Batman’da hafta sonu buluştuk. Bir Arkadaşımın evine gittik. Çetin ÖZEK’in kitabında iddia edilen konuları, satır satır Risale-i Nur’daki kitaplarla karşılaştırdık. Sözü edilen kitaptan iddia edilen yanlışları ve hataları; Sözler, Lem’alar, Mektubat ve Şuâlar’da aramayı sürdürdük. Bu çalışmamız sabah namazına kadar sürdü. Genç öğretmen Ali UÇAR, elindeki kitabı masaya bırakarak: “Bunu atabilirsiniz.” dedi.

Ali UÇAR değerli bir hazine bulmanın mutluluğu ile gülümseyerek: “Hacı Mirza Ağabey, rica edersem Risale-i Nur Külliyatı’ndaki kitapları benim için köye gönderebilir misin?” dedi. Mutluluktan boğulan birini hiç gördünüz mü? Ben görmedim, ama sevinçten boğulma tehlikesi geçirmiştim. Kısık bir sesle: “Ali kardeş, tabiî ki başım gözüm üstüne!” diyerek bir birimizden ayrıldık. Ertesi gün bir takım Külliyatı bisikletimin arkasına bağlayarak köyün yolunu tuttum. Okulun kapısında kitapları kendisine teslim ettiğimde kitapların parasını bana hemen uzattı. Ali UÇAR’ın Risale-i Nur’ların tamamını okuması altı ay sürdü. Ali UÇAR, hafta sonları Batman’a gelip bize Risalelerden dersler yapmaya başlamıştı. Ali UÇAR’ın Risaleleri bu kadar kısa sürede anlaması, aktarabilmesi ve yaşantısına yansıtmasını her gördüğümde gözlerimdeki yaşlara hakim olamıyordum. Onu her gördüğümde: “Yarabbi! Sana binlerce şükür!” diyordum.

Ali UÇAR, yıllar sonra yurt içi ve yurt dışında bir yılda toplam dört yüz Risale-i Nur konferansı vererek bir rekora imza attı.

Elimdeki mücevher değerindeki kitapları tanıtmak için az bildiğim Türkçemle, askerde öğrendiğim okuma-yazmayla Risale-i Nurdan aldığım öz güvenle her kapıyı korkmadan yılmadan çaldım. Risalelerin tehlikeli, sakıncalı, yasak ve okunmasının suç olduğu dönemlerde bile onu anlatmak ve yaymak hayatımın birinci önceliği olmuştu. Risale-i Nur benzinliğinde kalp ve akıl deposunu gerçek anlamda dolduran birinin Ali UÇAR gibi dünyaya meydan okuyabileceğine hep inanmışımdır.

Okunma Sayısı: 1561
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mehmet Çetin

    27.11.2016 10:24:42

    Tebrikler. Rahmet- i Rahman' a kavuşmuş kıymetli insanları hatırlatmak ve onlar hakkında doğru malumat vermek çok güzel bir hizmettir. Rabbim hayrınızı kabul eylesin.

  • emin bozkus

    27.11.2016 10:12:22

    İnan bunu bilmiyordum Allah razı olsun Hacı Mirza beden. Ben siirt Eğt de okurken Ali Uçar abe Mustafa Sungur abeyle bizde bir gece misafir kaldılar.Mekanlari cennet olsun.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı