"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Münâzarât neden yazıldı?

Mustafa Eren BOZOKLU
21 Nisan 2018, Cumartesi
Modern Toplum ve günümüz modern dünyası; kralların, imparatorlukların, feodal beylerin, en önemlisi de dinî otoritenin buyurganlığını kaybetme sürecinde ortaya çıkmıştır.

Amerika ile coğrafî keşiflerin başladığı zamandan Birinci Dünya Savaşı’nda modern dönem öncesinde var olan bütün siyasî yapıların çöküşüne kadarki dönem Hümanizm’in yükselişine şahitlik eder.

Rönesans bütün olumlu anlamlarıyla birlikte; insanlık âleminde Hz. Âdem’den beridir cari olan, Yaratıcı ile yapılmış sözleşmenin tek taraflı olarak bozulmak istenmesini ifade eder. Rahip, Monark veya Aristokrat olmayan sıradan Avrupalı insan, Antik Yunan’da Tiranlara karşı mücadelesinden sonra ikinci kez temel otoriteye; Kilise’ye, Monark’a ve Aristokrasiye karşı bir mevzi almaya girişir. Bilim, felsefe ve san’atın Kilise ve Aristokrasinin elinden alınmaya ve halka mal olmaya başlamasıdır Rönesans. Kutsal metinlerdeki metaforların “hatalar” olarak ortaya dökülmesi, Manastırlar haricinde hümaniter okulların ortaya çıkması ve edebî metin türü olarak romanın keşfedilmesi, sıradan halk kitlesini bu girişime hazırlayan önemli gelişmelerdir. Zenginliğin coğrafî keşifler vasıtasıyla kralın ve toprak ağalarının elinden çıkıp tüccar kesimine, burjuvazinin uhdesine girmesi mevcut siyasî erklerin sonunu hazırlayacaktır.

Dinî ve siyasî erklerin değişmesi; ve erkin Ruhban sınıfından olmayan, bir hanedandan da gelmeyen, sıradan Avrupalı halka geçmesi, hümanist devrimin genel çerçevesidir. Rönesans halk kitlesinin kişiliğini kazanma sürecinin ilk evresidir. 18. Yüzyıl İdeolojiler Çağı, Kiliseyi ve diğer dinî otoriteleri red ve alt etme düzeyinin bir göstergesi; sanayileşme çağı ise artık siyasal erklerin tamamen el değiştirmesinin habercisidir. 

Hümanist Devrim, insancıl ve sevimli görünen yüzü arkasında Materyalizm, Naturalizm, Pozitivizm ve Determinizm gibi ideolojilerle dine ve inanca karşı vahşi bir savaş açmıştır. Genelde yaratıcı güç karşısında insanın tarafını tutmak demek olan Hümanizm, hadislerde mecazlarla anlatılan ahirzamanın büyük fitnesine annelik yapacaktır.

Hümanist İdeal, giriştiği bütün savaşlarda çeşitli ganimetler (kazanımlar) elde etmiş; ancak en önemli ganimeti “İnsan Özgürlüğü” olmuştur. 

3 asırdır süren uzun soluklu savaşta laiklik, dinî otoriteye, demokrasi de Monark’a karşı kazanmıştır. Ancak elde edilen özgürlük kendisi başlı başına yeni bir sorun olarak Modern Toplumun en önemli problematiği haline gelmiştir. Eski düzenin dinî ve siyasî otoritelerinin yerini alan Modern Ulus Devlet özgürlük alanlarını belirlemek üzere “seküler” hayatı tarif eden “laik hukuku” tesis etmeye koyulmuştur. Sıradan modern insan, eskiden krala ve kiliseye karşı sorumlu ve bağımlı olan hayatını, şimdi de gönüllü şekilde katıldığı siyasal mekanizmalarla özgürlüğünü devrettiği siyasetçi ve bürokrat kesimine bağımlılıkla devam ettirebilmektedir. “İnsanın değerini tanrı değil, ancak insan belirlemelidir” olan temel özgürlükçü hümanist yaklaşım, modern siyaset ve bürokrasinin koridorlarında zayıflamakta, insanın özgürlüğü elinden kayıvermektedir. Modern insan çok daha karmaşık bir siyasî yapının cenderesinde, sorumlulukları daha bir artmış, hayat karşısında güçsüz düşmüş, özgür, ama emniyet hissini kaybetmiş, yalnız ve şaşkın bir vaziyettedir.  

19. Yüzyıl’ın dünyayı sarmış ideolojik çalkantılarının içinde doğan Bediüzzaman da heyecanlı bir hürriyet taraftarıdır. Dağılmaya yüz tutmuş bir devlette, telâşa ve ümitsizliğe kapılmış bir ümmette; Avrupa’dan gelen büyük dalgalara karşı sığınacak liman arayanlardan birisidir. O da, 4 asırdır Avrupalı’nın verdiği mücadeleyle kazanılmaya başlayan hürriyet savaşının ne kadar kritik ve önemli olduğunu görmüş ve daha genç yaşta bu kavramı çözümlemeye girişmiştir. 

Münâzarât’ında insanın hürriyet isteği ile halkta görülen geleneksel gönüllü kulluk eğilimlerini ele aldıktan sonra; meşrûtiyet, demokrasi, hürriyet v.s. konularının ne kadar sistematik hale gelirse gelsin, bu konuda ne kadar ilerlenirse ilerlensin, konunun sadece “İnsanlar hür oldular; ancak yine de abdullahtırlar” yaklaşımında çözümlenebileceğini vurgular. Hürriyet meselesi hem siyasî, hem dinî muhtevasıyla çok kritik bir noktada durmaktadır. Zira hürriyet meselesi, Ahirzamanda ortaya çıkacak Deccal Sisteminin anahtar kavramıdır ve onunla mücadele etmek siyasî alanda değil, dinî alanda mümkün olacaktır. Hürriyet meselesini “Tanrıdan kurtuluş” olarak empoze eden Deccal Sistemi, bunu hem ideolojik, hem siyasî, hem ekonomik, hem de askerî anlamda yaptığı yatırımlarla korumaya çalışmaktadır. 18. Yüzyıl ideolojileri kutsal metinlerin haksız, hukuksuz, insafsız eleştirileri üzerinde yükselmiştir. Komünist ve Kapitalist ekonomik argümanlar; her ikisi de iktisadı insanın tek ve en önemli hedefi haline getirmiştir. En önemli değer konumuna gelebilecek Demokrasi meselesi, yalancı siyasetin, hilebaz diplomasinin ve mösyö gevezenin (medyanın) manipülasyonlarıyla hürriyetin sadece bir his olarak yaşanıp gerçekte kontrollü bir halk kitlesinin oluşmasının aracı haline dönüşmüştür. 

Hadis-i Şeriflerde yer bulan, Deccal ile mücadele etmenin siyaset alanında değil, esas itibariyle imanî alanda yapılması tavsiyesi bu bakımdan çok derinlikli ve peygamberî nazarın keskinliği ile ancak anla- şılabilmektedir. Zira hümanist hürriyet tarifi üzerine tesis edilmiş ekonomik ve siyasî yapıların düzelmesi, hürriyetin doğru tarifi ile mümkün olabilecektir. Bu ise, siyaset alanında boğuşmakla veya ekonomik alanda kapışmakla, bilim alanında zıtlaşmakla değil, insanın bütün bu manipülatif odakların etki alanlarından kurtarabilecek olan bizzat insan kalbinin tahkiki ile; Doğru hürriyet tarifi olan “tahkikî iman”ı kazandırmakla mümkündür. Deccal sisteminin ferdî düzeydeki etkisinin kırılabilmesi, büyüsünün bozulabilmesi, ancak bu düzeyin değişimi ile mümkün olabilecektir. 

Modern toplum hürriyetini elde etmiş, otoriteyi ele geçirmiştir. Ancak hürriyet ve otoritenin elde edilmesi insanlarda mutluluk meydana getirmemiş, 2 dünya savaşı insanlarda emniyet ve gelecek endişesini derinleştirmiştir. Çevre ve sağlık sorunları, devamlı ve sınır tanımaksızın üretim ve ahlâksızca tüketimin pompalanması, Hümanizmin gösterdiği bütün hedeflere ulaşan insan üzerinde artan baskının diğer unsurlarındandır. Hürriyet problematiği giderek insanı yok edecek olan bir meka- nizmaya dönüşmektedir. Post-hümanizm, yani Homo Sapiens’in Tanrı İnsan’a (Homo Deus) dönüşmesi; İnsanı yok etmeye giden bir sürece dönüşmeye adaydır. Şimdilerde dizilerde, sinema filmlerinde baş gösteren “Cyborglar”, yapay zekânın sınırlarını zorlayan robotik sistemler ve başlı başına internetin devasa şahsiyeti, hümanist dönemin temel argümanı olan insanın hür olma çabasının sonuna gelindiğini, bizzat insan neslinin yok olma tehlikesiyle başbaşa kalındığını göstermektedir. Tek çare, belki de insanı Yaratıcıyla cenge çağıran Judaizm’in ilâcı olabilecek; insanın hürce, bilerek ve isteyerek, tahkikî şekilde Yaratıcısı ile, araya aracılar girmeksizin, bizzat buluşmasıdır. İnsanın insan olarak kalması için bilinçli ve hürce iman etmesinden başka çıkar yol kalmamıştır. 

Okunma Sayısı: 2683
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Hasan Bulut

    21.4.2018 16:44:18

    Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum. Bu tür yazılara çok ihtiyaç var.Yazılarınıza e-mailinizi eklerseniz iletişim noktasındab faideli olur kanaatindeyim.Tebrikler, selamlar.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı