"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hayatı, Risale-i Nur’a vakfetmek

Mustafa Gönüllü
16 Temmuz 2017, Pazar
11 Temmuz Salı günü Başiskele medresemizde, gazete yazarlarımızdan Rıfat Okyay Ağabey’imizi ağırladık.

İkindi namazından önce ve sonra olmak üzere, Risale-i Nur’dan iki konuyu mütalaâ ettik.

İlk konumuz, ‘Vakıflık’ üzerineydi. Vakıflığın ölçülerinden başlayalım konumuza.

“Sevdiğiniz şeylerden infâk etmedikçe iyilik mertebesine eremezsiniz.” (Ali İmran, 95.) âyetinde, vakıflığın en temel prensibi ortaya çıkmaktadır.

Vakıf genel manada, sevdiği şeylerden, Allah yolunda infâk edendir. Bu; bir evi, cemaate vakfedip dershane olmasına vesîle olmakla da olabilir, Asr-ı Saadette olduğu gibi cihad meydanında, canını İslâm için vakfeden de.. Veya kalemini Risale-i Nur’a vakfeden bir yazar da olabilir, bir cemaatte vakıf olarak ömrünü Allah için feda eden de ve hâkeza...

Bunlar arasında, cemaatinin hizmetleri için kendini feda etmek olan vakıflık, çok kıymetli bir iştir. Bu işi yapabilmek kolay olmadığı gibi, bu işte sebât etmek de zor bir meseledir.

Vakıflığın en makbul olanı, hayattaki tek işin Risale-i Nur olduğu bir vakıflıktır. Tabiîki başka işlerle de meşgûliyeti olan biri, vakıflık yapabilir. Ama tek iştigali Risale-i Nur olan bir vakıf, Risale-i Nur’a daha çok hizmet verecektir.

Bir insan, vakıf olmaya karar verdiyse, ihlâsını her an muhâfaza etmeye çalışmalı, şevkini kırmamalı ve kırdırmamalı, Risale-i Nur hizmetinde canlılıkla koşturabilmelidir.

Ve bir vakıf, Nur Talebelerinin ve bilhassa Zübeyir Gündüzalp’in hayatını çok iyi bilmelidir. Çünkü onlar, Üstad’ın hizmetine kendilerini vakfeden, çok mühim şahsşyetlerdir. Onların olaylara, cereyenlara karşı duruşunu çok iyi kavramalı ve ona göre davranmalıdır.

Ayrıca hiç kimse, başkasının zorlamasıyla vakıf olmamalıdır. Sadece kendi isteği ile olmalı ki, işini şevkle, samîmiyetle yapabilsin. Başkasının isteği ile vakıf olan bir kişi, riyâya ve atâlete kolayca düşebilir. Allah muhafaza..

Vakıflık mesleğini şu cümle ile özetleyebiliriz: “Nerede hizmet varsa, vakıf oradadır.” Talebe yetiştirmekten, dershaneyi temizlemeye; Risale-i Nur’u müzâkere etmekten, ders arası çaylarını hazırlamaya kadar her şey buna dâhildir.

Aynı zamanda vakıf, Risale-i Nur’a çok iyi hâkim olmalıdır. Sürekli okuyarak kendini geliştirmelidir.

Nasıl ki Zübeyir Ağabey, Üstad’ın hizmetine kendini feda etmiştir, vakıf da şahs-ı manevînin hizmetinde kendini feda etmelidir. Cemaatin şahs-ı manevîsini ve kendisini, manevî yönden kuvvetlendirmeye çalışmalıdır.

Rabbimiz bizim için Güneş’i, Ay’ı ve bunlar gibi, bütün mevcudatı yaratmış ve hizmetimize sunmuş olması itibariyle, biz de O’nun yolunda kendimizi ihlâsla hizmete vakfetmeliyiz ki, O’nun verdiği ömür nimetinin şükrünü, ömrümüzü doğru kullanarak edâ edebilelim.

Vakıf, kendi menfaatini bir tarafa bırakarak; hizmette önde, ücrette geride olup tam bir ihlâs sahibi olmalıdır. Ücretini yalnızca Allah’tan beklemeli, diğer insanlardan hiçbir karşılık beklememelidir.

Ve en önemlisi, vakıf olan bir kişi, enâniyete kapılıp da ‘en iyi hizmeti ben yapıyorum’ dememeli, kendisini Rabbi için çalışan bir hademe bilerek, bu nimete eriştiği için şükretmelidir.

Çünkü bu hizmet, omuzumuza ihsân-ı İlâhî tarafından konulmuştur. Nankörlük edersek, Allah Risale-i Nur hizmetini bizden alıp başkasına da verebilir. Bu yüzden, hizmetimizi en iyi şekilde yapmaya çalışmalı ve ihlâsı kırmamalıyız.

İlk dersimizi kısaca özetlemiş olduk. İkinci ders, Emirdağ-2’den idi. Üstad Bediüzzaman’ın, Adnan Menderes’e göndermiş olduğu mektubu okuduk. Ve sanki, direkt bu zamana yazılmış gibi hissettik. ‘Ve lâ teziru vâziratun vizra uhra’ (Hiçbir günahkâr, başkasının günâhını yüklenemez.) âyetinin tefsirini beraberce mütalaâ ettik. Adaletli olmanın önemini ve olmamanın zararlarını görmüş olduk.

Derslerden sonrada Rıfat Okyay Ağabey bize, yeni çıkan ‘Risale-i Nur Okuma, Anlama ve Anlatımları’ adlı kitabını hediye etti. Elhamdülillah çok istifadeli bir gün daha geçirdik..

Sakarya Pikniği

Kocaeli’ndeki Hızlandırılmış Eğitim programımız devam ederken, bir Pazar günü Sakarya’dan gelen dâvetle, Sakarya’ya pikniğe gittik. Gerçekten tam bir uhuvvet ortamı vardı. Risale-i Nur dersleriyle, pikniğimiz daha da lezzetli hale geldi. Manevî lâtifelerimizi kuvvetlendirdik ve morallerimizi yükselttik. Programın verimi için çok mühimdi bu birliktelik. Sakarya’daki abiler ve ablalarına teşekkürlerimizi sunuyor, hizmetlerinde muvaffakiyetler diliyoruz.  

Okunma Sayısı: 692
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı