"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ben gidiyorum yolca yolca! Hoşça kal dünya!

18 Temmuz 2018, Çarşamba
Sadullah Yılmaz 1920 yılında İnebolu’da dünyaya gelir.

Askerlik dönüşü kunduracı dükkânı açar. İşinde de, ibadetinde de hassastır. Dostu Ali Osman Burgaz Risale-i Nur ile dünyasını değiştirmiş, sağlam bir Nur Talebesi olmuştur. Yerinde duramamaktadır. Bu yüce hakikatleri bütün dünyaya duyurma sevdasındadır. Sadullah’a da aşkla Üstad’ı anlatır. Zaten fıtraten imanî meselelere ve okumaya meyilli olan Sadullah anlatılanlardan çok etkilenir. Kendisini hizmetin içinde buluverir. Ahmet Nazif’in evinde sabahlara kadar Risale teksir ederler. 

1946 yılında Sakine Hanımla evlenir. Evlerini nurlu bir medreseye çevirirler. Gece, gündüz demeden Risale yazarlar. Bir gece Nurlar’ı yazarken bir kuş yanlarına gelir. Sabaha kadar sessizce asude Cennet hayatı yaşanan, Nurlar ile hayatlanan bu mutlu evliliği seyreder. Bediüzzaman’la tanışmanın aşkına ilk evlâtlarının ismini Said koyarlar. Said de kundaktan kefene o aşka lâyık Nurlu bir hayat yaşar. Daha sonra Adem, Sadullah ve Mustafa isimli üç erkek evlâdı daha dünyaya gelir. Evlâtları babalarından miras aldıkları hizmeti daha ileriye götürürler. Yıllar sonra İnebolu’da beş katlı bir dershanenin yapılmasına vesile olurlar.

1948 yılı Mevlid Kandil gecesini Nur Talebeleriyle evinde ihya ederler. Huşu içinde namaz kılınırken şiddetli bir gürültü duyulur. Ne olup bittiği anlaşılmadan eli silâhlı, süngülü kalabalık bir grup evi basar. Jandarmalar “Kıpırdamayın!” diye bağırırlar. Sanki terör örgütüne ait hücre evine baskın yapılmıştır. Nur Talebeleri hallerini bozmadan namazı bitirirler. Ali Osman’ın kafası bozulur. Yaydan fırlamış ok gibi bağırıp çağırmaya başlar. “Ne oluyor böyle?! Burada namaz kıldığımızı, dini vazife yaptığımızı görmüyor musunuz?! Siz Müslüman değil misiniz?!” Çattınız belâya işte. Osman’la baş etmek kolay mı öyle.

Sadullah tedbiri almıştır. Risaleyi saklamıştır. Kur’ân cüzlerinden başka delil bulamazlar. Bir yaşındaki Said beşikte yatmaktadır. Teğmen durumu çakar. “Bebeğin altını arayın!” Asker Said’in ayaklarını kaldırır. Bir şey bulamayınca teğmene seslenir. “Komutanım başın altına da bakalım mı?”, “Gerek yok!” Teğmenin gidiş yolu doğrudur, ama sonucu yanlış bulmuştur. Mektubat, Said’in başının altındadır. Mektubat’ın birçok yerinde bilhassa Ondokuzuncu Mektup’ta Efendimiz (asm) anlatılmaktadır. Bu mübarek Mevlid Kandil gecesinde kendisini anlatan Risaleyi muhafaza eder. İnayet-i İlâhiye bir daha yardıma gelir. 

Suç delili bulunamasa da nezarete atılırlar. “Devleti yıkmaya teşebbüs, ayin yapmak” suçlarını işledikleri iddiasıyla sorgulanırlar. Bak yine Osman’ın damarına dokundunuz. Osman celâllenir, gökleri titreten bir sesle gürler: “Bizi mahkûm edebilmek için uydurulan iftiraların aslı esası yoktur. Bunu siz de biliyorsunuz. Buna rağmen hâlâ bizi içeride tutuyorsunuz. Bunun hukukla, vicdanla bir alâkası yoktur!”

Her dönemde kraldan çok kralcılar vardır. Emniyetteki sorgulamadan sonra kaymakam devreye girer. İlla kendini gösterecek, ben buradayım, dedirtecektir. Garip bir şekilde başını ileri iterek ‘mürteci herifler!’ diye bağırır. Nur Talebeleri baştan sona kompleks kokan bu hareket karşısında gülmemek için kendilerini zor tutarlar. Emniyet Müdürü, Kaymakam derken bu kez hâkim karşısına çıkarlar. İnebolu’da hâlâ vicdan taşıyanlar hâkimler vardır. Büyük cesaret örneği göstererek takipsizlik kararı verirler. 

Ben giderim yolca yolca

Sadullah hizmette çok sıkıntılarla karşılaşsa da vazgeçmez. Risale sayfalarında siretini gördüğü Üstad’ın suretini görmek için gün sayar. O gün gelir. 1953 yılında Rüştü Mırmır ile yola çıkarlar. Üç günlük yolculuktan sonra Emirdağ’a varırlar. Şekerci İbrahim Efendi’nin refakatinde Üstad’ın yanına varırlar. Yağmurların yağacağını hisseden Üstad kalplere rahmet dostların da geleceğini hisseder. Abdullah Yeğin, Sadullahlardan bahsedince “İnebolulular hemen gelsin” diyerek kapısını açar. Kapı sesine Üstad’ın billur sesi eşlik eder. Sözleri Sadullah’ın kalbine erer. “Ben sizi üç gündür bekliyordum. İnebolu’dan misafirlerim gelecek, diye muntazırdım” diyerek iltifat eder. Şaşırırlar. Geleceklerinden kimsenin haberi yoktur. Üstad nerden bildi? Aman ya Rabbi!

Sadullah yetim ve öksüz büyümüştür. Üstad’ın yanında kendini Sultanlar gibi değerli hisseder. Konuşsa denizler taşacak, sussa dağlar şaşacaktır. Rüştü sessizliğe son verir. Sakinleşen denizi uyandırır. “Üstadım Denizli Hapsinde sizinle yatan Küreli Hacı Dursun’un selâmı var. ‘Biz buralarda fazla gelişemedik. Duâ buyursun da burada inkişaf edelim’ diyor.” “Kardeşlerim”, der Üstad “siz ona selâm söyleyin. Onlar Nur hizmetinde saff-ı evvel ve çekirdekler hükmündedirler. Onlar kudsî Nur hizmetinde sadâkat göstersinler kâfidir. Onların ektiği Nur çekirdekleri şimdi meyve vermektedir. Onların sebat ve gayretleri şimdi bütün dünyada meyvesini vermektedir…”

Müsaade isteyerek ayaklanırlar. Üstad gâh deniz, gâh dağ olarak görünür. Bu kez dağ gibi kalmıştır arkalarında. İnebolu’ya doğru açılırlar. Sanki balığa çıkmışlardır da Üstad sahilde onları uğurlamaktadır. Ayrılığın hüznü çöker üzerlerine. Dalgın bir tekne gibi akmaya başlarlar. Bir süre sonra yanlarında bir kamyon durur. “Efendi Hazretleri’nin ziyaretlerinden mi dönüyorsunuz?” Sadullahlar “evet” deyince adam çözülür. Arabasıyla Üstad Hazretleri’ni defalarca kıra götürdüğünü söyler. 

Üstad yine yapmıştır yapacağını. Misafirlerine güzel bir uğurlama hazırlamıştır. “Allah’a binlerce defa şükürler olsun ki” Üstad Hazretleri’nin kırlara gittiği arabayla Sadullahlar da seyahat etme bahtiyarlığına ermiştir.

Kuşların kanadında kabristana

Üstad yükünü tutar, ahirete göç eder. Bir hüzün sağanağı başlar Sadullah’ta. Buna can mı dayanır. Yavaş yavaş azalır. Ayrılığa ancak oniki yıl dayanır. 1972 yılında, 52 yaşında ağır bir hastalığa yakalanır. İstanbul’da Hastaneye kaldırılır. Ramazan ayının Cuma gecesi dünyaya son bir defa bakar. Gözlerinden zaman akar. Şurası Ali Osman’ın Üstad’ı anlattığı İnebolu. Bu Nurlu belde Üstad’ın eteklerine kapandığı Emirdağ. Şu başucunda yükselen cami Üstad’ın vaaz verdiği Beyazıt. Bu Nurlu ev Tahirilerin, Zübeyirlerin kaldığı Kirazlı Mescit. Şu yakışıklı İnebolu’nun piri Nazif Efendi, Sadullah’ı Üstada götürmeye gelmiş. Vakit tamam. Hadi gidelim Nazif Abi. Hoşça kal dünya…

Nurlu bedeni duâlarla Fatih Camii’ne kaldırılır. Cuma namazının ardından namazı kılınır. Kuşlar tabutu omuzlarlar. İnebolu Cünüriye Mahallesindeki aile kabristanına konarlar. Topraktan yuva yaparlar, Sadullah’ı koyarlar. 

32 yıl sonra (2004) hizmet arkadaşı, biricik Hatice’si Sakine Hanım da gelir yanına yatar. Ruhlarına Fatiha.

Okunma Sayısı: 2481
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Gündüz Alp

    18.7.2018 10:36:21

    Değerli Mustafa bey kardeşim, geçmişte acı hatıraların yaşandığı güzel bir yazınızı daha okuduk. Eline sağlık, diyor teşekkürler ediyoruz. Bu hatıralar aynı zamanda o günkü Türkiye manzarasını göstermesi bakımından tarihi nitelikte olup kıymetli ve önemlidir. Hani masallara başlarken "az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik. Dönüp arkamıza baktık bir arpa yol gittik" derler ya, o günden bugüne elbette çok şeyler değişmiştir. Fakat hâlâ duygu düşünce planında değişmeyen şeyler de vardır. Meselâ, kralcılar dün de vardı bugün de "kralcıların kralları" vardır. Şimdi böyleleri için "kralsın!" (veya "adamsın!" da) diyorlar.Her devrin revaçta meslekleri vardır. Bu devrin gözdesi: "Kralcılık!" Bizim Yunus'un dediği gibi: "Şeriat, tarikat yoldur varana/Hakikat, marifet ondan içeri." Ehl-i hak ve hakikat olabilenlere ve öyle kalabilenlere ne mutlu! Selam,dua ve muhabbetle.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı