"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bu salâlar bana hep ölüm hakikatini hatırlatıyor

14 Mart 2018, Çarşamba
Kırk; ihtiyarlığa, yani ahirete ayak basıldığı yaş. İnsanın dünyası ahirete döner.

Efendimiz’e (asm) peygamberlik kırkında gelmiştir. Hz. Hatice (ra) sevdiceğine (asm) kırkında ermiştir. Osmanlı yıkıldığında Bediüzzaman kırkyedi yaşındadır. Anka- ra’da zafer sarhoşluğu vardır. Naraların kitleleri birbirini kör, sağır, dilsiz edeceğini hissederek inzivaya çekilir. Son yıllarda saçlarımdaki akları, hallerimdeki karaları görsem de, dünyamda yaşadığım artçı deprem ve darbeler dolayısıyla inzivaya çekilmek istesem de dünyadan el-ayak çekememiştim. 15 Temmuz gecesi salâlarla uyandım. Sebebini öğrendiğimde büyük çöküntü yaşadım. Bir gecede yirmi sene yaşlandım. “Harb-i umumiyi gören ihtiyardır,” ben ise sekerattaydım.

O salâlar sanki benim salâlarımdı. İhtiyarlığıma doyamadan ölmüştüm. Sosyal medyada ve meydanlarda insanlığın yitirilişine şahitlik ederken, gençlerin vefatında kendi ihtiyarlığımı ve ölümümü gördüm. Üstad’ın Erek Dağı’nda inzivaya çekilmesi gibi kendi içime çekilip münzevî oldum.

Geceleri böceklerin sesleri bile işitilir. Gündüzse ezan bile zor işitilir. Kalabalıklar acıların sesini kısar. Darbeler insanları kör, sağır, dilsiz, sözsüz eder. O meş’um gece dünyanın fenasını ve faniliğini bir daha gördüm. Son darbeyi aldım. Her şerde bir hayır var. Darbe sonrası dünyayla alâkamı kestim. Dünyanın hâli nicedir, bilmiyorum. Yaşayanların, yaşanılanların, dünyanın savunulacak ve konuşulacak tarafı yok. Kendimi ölmüş bildim. Denizli Hapsinde (1943) şehit olan Hafız Ali, Üstad’ın bedeline şehit olan (1946) Hasan Feyzi’nin kabrine gittim. Hafız ve Feyzi’nin adının geçtiği İhtiyarlar Risalesi’ni daha derin hüzünle okudum. Anladım ki, İhtiyarlar Risalesi’ni anlamak için inzivaya çekilmeli, ihti- yarlığın bereketiyle yaşamalı.

Taşkendi Hazretleri sık sık kabristana gidermiş. Ölümün gerçek yüzünü görür, ruhu cesedine galip gelir, şekli değişirmiş. İnsan yaşlandıkça kabre daha sık uğruyor. Önce atası, sonra babası, nihayet arkadaşları dünyalarını değiştirirken o da parça parça öbür âleme taşınıyor. Üstad, güz mevsiminde Denizli’deki kavak yaprakları solarken hüzünlenmiş, ağaçlar gibi sallanmış. Hafız Ali’nin kabrinde sarsıla sarsıla ağlamış. Ben de aynı ağaçları görüyor, aynı kabri ziyaret ediyordum, ama o kadar tesir etmiyordu. 15 Temmuz’dan beri eskisi gibi değilim. Sarsılmasam da, ağlamasam da, gülemiyorum artık.

İhtiyarlık ve ölüm birbirinin yardımcılarıdır. Tek yumurta ikizleridir. Biri giderse öbürü kalmaz, gider. İnsanları yaşlandıran esas şey ise yaşı değil yaşadıkları. Misal 15 Temmuz beni yirmi yıl yaşlandırdı. Üstad İhtiyarlar Risalesi’ni 58 yaşında yazmış. Yirmialtı ricâ olarak düşünmüş, ama Eskişehir Hapsi yüzünden yarım kalmış. “Mevsimi geçtiği için” yazamamış. Zaten yaşayamayan yazamaz. Eskişehir Hapsi (1943) İhtiyarlar Risalesi’ne darbe yapmış.

İhtiyarlık, Rabbimize “yâr”lıktır. İhtiyarlar Risalesi ihtiyar peygamber Zekeriya’ya (as) selâmla başlıyor. “Bu âyetler, kulu Zekeriya’ya Rabbinin rahmetini zikirdir. Hani o Rabbine gizlice niyaz ederek demişti…” İhtiyarlık rindanelik, din ve dinginlik devri. Günde ikindi, ömürde gündüz. Güz mevsiminde, ikindi vaktinde, Çam Dağı gibi yüksek bir dağdan Üstadın gözüyle dünyaya bakmak, Hz. Zekeriya’nın (as) kalbinden duâlara tutunmak, Rabbimizin rahmetini anmaktır.

İhtiyarlık rahmetin kaynağıdır. Hâlık-i Rahim’imizin rahmeti “ihtiyarlığımızda en büyük ricâ ve en kuvvetli bir ziyadır.” Beli bükülmüş ihtiyarlar olmasa nasıl gelecek rahmet. Rahim olan Rabbimiz ihtiyara Hz. Zekeriya gibi rahmetiyle muamele eder. İhtiyarlık “rahim”dir, doğumlar getirir. İhtiyarlar Risalesi “gençlik gecesinin uykusundan ihtiyarlık sabahıyla uyandığım vakit, kendime baktım” diyen Üstad tarafından sabah namazından sonra yazılmıştır. Her sabah yeni bir güne doğmaktır. Madem Rabbimiz rahmetiyle bize hürmet ederek uyarıyor, uyandırıyor, Kendisini andırıyor, o halde biz de “rahmetin bu hürmetini” kulluğumuzla ihtiram etmeliyiz.

Yaşlının erkeğine ihtiyar, hanımına ihtiyâre denir. İhtiyarlık insanı kadın gibi aciz, zayıf ve ihtiyâre kılıyor. Kadınlar yaşlanınca daha ihtiyâre, daha yâre, daha yâr oluyor. Değil mi ki ihtiyarlık yaradır. Yarası olanın Rabbine yâr olması yakındır. O yara, yâre şefaatçi olacaktır. Çocukları ihtiyarlatan kıyamettir. Çocuklardan daha çocuk şairleri ihtiyarlatan darbedir.

İhtiyar, tercih demektir. Madem sonunda yalnız kabre gideceğim; yalnızlığa alışmak için şimdiden yalnızlığı ihtiyar edeceğim, demektir. Fakat biz ‘Madem ihtiyarlayacağım, ihtiyarlığa alışmak için şimdiden ihtiyarlığı ihtiyar edeceğim’ diyemiyoruz. Kimse ihtiyarlamak, Rabbine yâr olmak istemiyor. Gençken karşı cins, ihtiyarken karşı dünyadan Rabbin seviyor, değmez mi?

Bir teselli, bir ricâ ver bana

Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler, diyen şarkıcı ‘Eski Said’in on senelik gençliğini bana verseler ben şimdi Yeni Said’in bir senelik ihtiyarlığına vermeyeceğim’ diyen Üstadın sesini duysaydı o şarkıyı söyler miydi? Bir teselli ver, diye inleyen ‘rikkatli hüzün ve firakı, kuvvetli bir ricâ ve parlak bir teselli nuruna’ çeviren İhtiyarlar Risalesi’ni okusaydı teselli olmaz mıydı? Hormonlu yiyecekle beslenen erken ergenleşiyor. Hormonlu hislerle beslenen erken ihtiyarlıyor, ümitsizliğe kapılıyor. Ricâ, ümit demektir. İhtiyarlıkta dert, zulmet ve ümitsizlik vardır. İman gözüyle bakıldığında ‘Her derde deva, her zulmete bir ziya, her ye’se bir ricâ’ vardır. 

İhtiyarlar Risalesi hormonlu hislerle, darbelerle erken ihtiyarlamış bizleri uyarıyor: İhtiyarlıktan korkma, ihtiyarının (iradenin) elinden alınmasından kork.

Hayat denize benzer. Med-cezirleri vardır. Gençlik med halidir, yürür, gider. İhtiyarlık cezir, geri çekilme (ric’at), içe kapanma halidir. İhtiyarlar Risalesi bize Ricâ ediyor: Ey insan! Yeter bu kadar met’ Ölüm son darbeyi vurmadan kendine ric’ât ve hicret et’ Daha kaç darbe bekliyorsun!

Kalpler de demir gibi paslanır. Cilâsı ölümü hatırlamaktır. Hayvanlar ölüm hakkında insanoğlunun bildiğini bilselerdi insanlar semiz et yiyemezdi. Hz. Musa koyuna ‘Ölüm var’ demiş, koyun daha bir şey yiyememiş, kederinden vefat etmiş. 

Salâlar haykırıyor: Hâlâ kalpleri cilâlayan ölümü hatırlamayacak mısınız! Koyun kadar da mı olamadınız!

İhtiyarlık kabirden önceki son çıkış ve menzildir. Şimdi Lem’alar’daki gibi dünyadan hayalen ayrılıp, kabre girme zamanı. Değil mi ki, ne kadar seversen sev ayrılacaksın. Ne kadar genç olursan ol ihtiyarlayacaksın.

Okunma Sayısı: 2598
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Gündüz Alp

    14.3.2018 11:38:39

    Sevgili Mustafa Bey kardeşim, gençlere ihtiyarlığı, (benim gibi) ihtiyarlara da ölümü hatırlatan güzel yazınız için teşekkürler. Dünyevi borçlar için "verdik kırkı gitti korku" diye bir söz vardır. Keşke uhrevi borçlar da bu kadar kolay olsaydı değil mi? Hem ölümsüzlüğe hem antiaging (ihtiyarlığı geciktirme) bilimsel çalışmalarıyla ihtiyarlığa çare bulmaya çalışan cüz'i ihtiyar sahibi, ölümlü insan; içindeki "sonsuzluk! sonsuzluk!"diyen sese kulak verdiği gibi "Ey insan! Alâ küllihal öleceksin!" sesine de kulak vermeli. Kapatamadığımız kabir kapısı, öldüremediğimiz ölüm, bize; "hazırlıksız yakalanmayın!" diyor. Kanaatimce, 15 Temmuz sadmesi toplumsal çoraklaşmayı gün yüzüne çıkaran, binler zulme kapı açan zalimane bir kalkışmadır. Toplumsal kıvam ve keyfiyetimizi açığa çıkarmakla, "delikanlılar" ile "kanlı delileri" bize göstermiştir. Selam ve muhabbetle.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı