"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hizmet ve istikamet şehitleri: Hafız Ali ve Hasan Feyzi

14 Kasım 2018, Çarşamba
Risale-i Nur tarihinde Bediüzzaman için ruhunu feda etmek isteyen bir çok insan çıkar.

Bunlardan bir kısmı bu bahtiyarlığa erer. Hüsrev Altınbaşak, Mustafa Osman, Tavaslı Mehmet Uzundemir gibi birçok seveni ise arzularına ulaşamaz. Yeğeni Abdurrahman bu yolda ilk şehittir. Onu Binbaşı Asım Bey, Hafız Ali Ergün, Hasan Feyzi Yüreğil takip eder.

Denizli işte böyle hizmet ve istikamet şehitleri şehridir. Denizlilerin mayalarında aşk vardır. Onlar aşk ehli insanlardır. Onlar için ölüm bile aşk iledir. Hafız Ali Ergün, Denizli Hapsi’ndeki Bediüzzaman’ın ruhunun dünyadan çekilmesinden korktuğu için “Rabbim Üstadımın yerine beni al” diyerek ölümü dilemiş, dileği kabul olmuş, 17 Mart 1944 tarihinde Denizli toprağına karışmıştır.

Bediüzzaman Denizli’nin mânevî tapusunu Hafız üzerine yapmıştır. Hizmet onun atacağı tohumlarla şekillenecektir. Isparta için Hüsrev, Kastamonu için Mehmet Feyzi, Aydın için Ahmet Feyzi Kul ne ise, Denizli için de Hafız Ali o olacaktır. Bunun için hazırladığı cübbeyi Denizli Hapsi’nde Hafız’a giydirir. Hafız’ın beklenmedik vefatı Üstadı hayli hüzünlendirir. Artık Denizli’de Hafız ruhunda yeni isimlere ihtiyaç vardır.

Hafız’ın vefatından sonra Bediüzzaman ve Risale-i Nur için ölmek arzusu Denizliler arasında bir âdet hâlini alır. Hasan Feyzi Yüreğil’de de bu ateşten vardır. Üstad hapisten çıktıktan sonra geçen yaklaşık bir aylık sürede Feyzi, Hafız’ın boşluğunu dolduracak ateşin bir karakter olarak kendini hissettirmeye başlar. Kalbinin bir yanında Bediüzzaman, diğer yanında büyük şehid Hafız vardır. Hafız’ın destansı hayatını hatırladıkça kendinden geçmektedir.

Bediüzzaman Feyzi’nin ruhunun ufkuna yürüyen Hafız’ı görmektedir. Hafız’ın acısını onun gidereceğini düşünmektedir. Bir gün Feyzi ile Hafız’ın kabrini ziyaret ederler. Feyzi, Bediüzzaman’ın gönlünden düşen hüzün dolu gözyaşlarına, dilinden düşen duâlara şahit olur. O gün içine bir heves düşer. Hafız gibi Üstad için canını vermek ister. Nitekim ziyaretten bir ay sonra Bediüzzaman Denizli’den ayrılacak, Feyzi bu ayrılığına dayanamayacak, kara sevdadan vefat ederek Hafız’ın yanı başına düşecektir.

O gün Feyzi’nin yüreğindeki hüzün dalga dalga şiirin kıyılarına vurur. Yüreği duâlarla, dili şiirlerle Hafız’a selâm durur.

“Ey menbai envar ve ey hafız-ı esrar,

Ey canını canana veren zat-ı fedakâr,

Hafız diye namını duydum o huzurda,

Medhin okunur hem de bugün meclis-i nurda.”

O gün Bediüzzaman bir daha anlar ki Hafız’ın emaneti emin ellerdedir. Denizli Feyzi ve arkadaşlarına emanettir. O gün Hafız’ın kabrinde devir teslim töreni yapılır. Feyzi, Hafız’ın kabrindeki Nurlu Denizli sancağını alarak kısa zamanda arşın gönderine çeker. Yaklaşık bir buçuk yılın sonunda 13 Kasım 1946 tarihinde sancağı Yakup Cemallere teslim edip, Hafız’ın yanı başına şehiden düşer.

Hafız ve Feyzi’nin Üstad yerine şehiden vefatları nur tarihi için bir milât olur. Feyzi, Hafız’ın tamamlayıcı cüz’î gibi algılanır. İkili, Denizli İlbadı Kabristanı’nda yanyana düştükleri gibi, Risale sayfalarına ve Nur Talebelerinin kalblerine de yan yana düşmeye başlar. Zaman içinde Hafız ile Feyzi Üstadın nezdinde isimleri en çok omuz omuza geçen karakterler olacaktır. Hafız’ın boşluğunun doldurulması noktasındaki beklentisini Feyzi’nin şahsında Denizli Nur Kahramanlarının gerçekleştirdiğini belirtecektir.

Feyzi, Hafız’ın varisi ve mirasçısıdır. Üstad da sık sık bu hususa vurgu yapar. Hafız ve Feyzi bir kitabın birbirine bakan, birbirini şerh eden iki sayfasıdır. Hafız’ı anlayan Feyzi’yi de anlar. Feyzi bazı şiir ve yazılarını Üstada gönderir. Hafız Ali’yi hatırlatan ruhu gibi dilini de Üstadına feda eder tarzdaki bu eserleri gören Bediüzzaman, şahsını yücelten mısralardan ehl-i dünyanın telâşlanmasından endişe ettiği için düzeltme ihtiyacı hisseder. Hafız’ı araya sokarak Feyzi’nin onun vazifesini yaptığını söyleyip gönlünü alır.

Bediüzzaman, Feyzi’nin hallerinde Hafız’ın izlerini görmektedir. Hafız gibi kendisinin sıkıntılarını ve hastalıklarını üzerine aldığını belirtir. Risalelerde Hafız ile Feyzi’nin birlikte geçtiği yerlerde Hafız’ı şehid olarak anar. İhtimal ki bu ibarelerle Hafız gibi Feyzi’yi de şehitliğe hazırlamaktadır.

Hafız ve Feyzi bir kalbin iki yarısıdır. Hafız’ı seven zamanla kendiliğinden Feyzi’yi de sevmeye başlar. Kalpler yarım yaşayamaz. Biri ölünce bir zaman sonra diğeri de ölür. Hafız’dan bir buçuk yıl sonra Feyzi de Rabbine gider. Üstad üzgündür. “Risale-i Nur hakkında yazılan bu hakikatlı ve uzun mektubu yazan merhum Hasan Feyzî kardeşimiz, aynen şehid merhum Hâfız Ali misillü, bir mektubunda dediği gibi: “Dahi nezrim bu ki, canım sana kurban olacak!” dediğini tasdikan Üstadı’na bedel şehid olup, şehid kardeşi büyük Hâfız Ali’nin yanına gitmiş.”

ÇİLELİ YOLDA YÜRÜYENLER 

Üstad, Feyzi’nin Hafız’ın yanına gitmesine çok üzülmüştür, fakat her ikisinin de Denizli Nur Talebelerine şefaat edeceklerini düşündüğünden teselli olur. “Denizli’nin bir mânevî kahramanı merhum Hasan Feyzi’nin (rh) Isparta kahramanı merhum Hafız Ali’nin (rh) yanına gitmesi gerçi bizi çok müteessir ediyor.”

Risale-i Nur yolu yokuştur, zordur, kordur. Bu yolda açlık, yoksul, sıkıntı, dert, çile zindan nihayet şehitlik vardır. Üstad sıkıntılı dönemde bu nurlu tünelin sonundaki ışığı şehadet olarak işaretler. Hafız ve Feyzi gibi iki müstesna şehit üzerinden toprağın üstündekilere ve altındakilere yer gösterir. Savlı Hacı Hafız Mehmed de bunlardan biridir.

Isparta’da Hafız Ali hizmetine destek veren Hafız Mustafa, Hafız’ın vefatından bir süre sonra dünyaya veda eder. Haberi alan Bediüzzaman üzülür, onun âlem-i nura ve berzaha, Hafız ve Feyzi gibi kardeşlerinin yanına gittiğini söyler. Burada da Hafız ile Feyzi yan yana düşmüştür.

Bediüzzaman aşk şehitlerinin üzerinden yıllar geçmesine rağmen onları unutamaz. Gözyaşı ve duâlarla anar. Hizbu Envarı’l Hakayık’ın Nuriyeyi okurken hâsıl olan sevabı her defasında onlara bağışlar. “Okuduklarımı bağışlarken Hasan Feyzi, Hafız Ali dediğim zaman Denizli’ye gidip kabirlerine giriyorum, orada ruhlarına bağışlıyorum.”

Hafız ve Feyzi arkalarında tatlı hatıralar bırakarak şehadet mertebesiyle tarihin arşivindeki müstesna yerlerini alır. Bediüzzaman’ın iki mübarek şehide gösterdiği ilgi herkesin dikkatini çeker. Bundan mıdır bilinmez birçok hasbi Nur Talebesi Bediüzzaman için Hafız ve Feyzi gibi vefat etmek ister. Onlarla anılmak ister. Bu arzuyla sık sık Hafız ve Feyzi’nin kabirlerine gidip duâlar ederler, gözyaşı dökerler.

Okunma Sayısı: 2669
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Gündüz Alp

    14.11.2018 11:46:01

    Değerli kardeşim, Mustafa bey, bir haftalık gecikmeden sonra, hizmet ve istikamet kahramanlarını bize ders verircesine kaleme aldığın bu güzel yazı için teşekkür ve dua ediyorum. Dâvâ batıl bile olsa, o davada istikamet üzere sabırla çalışanlar kazanıyor. Hele bu dâvâ hak ve hakikat davası olursa. Denizli, bu yönüyle mesut ve bahtiyar bir beldedir. "Bu yol uzaktır/ Menzili çoktur/ Geçidi yoktur/ Derin sular var." (Yunus emre) Yâd-ı cemil olmak ve öyle kalabilmek çok zordur. İşte kahramanları "kahraman" yapan da bu zor ve zorlu yolu merdâne yürüyebilmektir. İşte, Denizli'nin iki manevi kahramanı Hafız Ali ve Hasan Feyzi (r.a) de canı ve cananı hizmet yolunda fedâ eden ve kurban veren iki örnek şahsiyettir. Onların değil "kahramanlığın" onlara ihtiyacı vardır. Hafız Ali ve Hasan Feyzi gibi şahsiyetler olmasa biz, "hakiki kahramanlığın" ne olduğunu nereden bilecektik? Binler rahmet duasıyla. Selam ve muhabbetle.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı