"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kevser havuzunun başında birleşen gönüller

11 Ekim 2017, Çarşamba
Mehmed Mırmır 1930 yılında Kastamonu’nun İnebolu İlçesinde dünyaya gelir.

Babası Nuri, annesi Azize’dir. Anne tarafı Trabzon’ludur. Risalelerde ‘Büyük İbrahim’ olarak bilinen İbrahim Mırmır’ın amcaoğludur. Kardeşleri Rüştü ve Ziya da Bediüzzaman’ı görmüşlerdir. Çelebiler, Fakazlılar, Mırmırlar, Burgazlar’dan oluşan Nur Kahramanları İnebolu’da tarihin ender gördüğü zorluklara karşı büyük hizmet yaparlar. 1943 Denizli ve 1948 Afyon Hapisleriyle zaferlerini taçlandırırlar. Mehmed, ağabeyi Rüştü vasıtasıyla Üstad’la tanıştıktan sonra kervana katılır. 

1943 yılında Rüştü, Denizli Hapsine girer. 13 ve 9 yaşlarındaki kardeşleri Mehmed ve Ziya şakirt oldukları gerekçesiyle baskıya maruz kalırlar. Fakat canlarını ortaya koyarak safiyâne Üstada sahip çıkarlar. Mehmed ve Ziya hiç hapse düşmez. Hapse giren Nur Talebelerinin yokluğunu aratmadan hizmet etmeye çalışırlar.

Üç kardeş yan yana duran üç elif gibi yüz on bir kuvvetinde hizmete sahip çıkarlar. Nazif Çelebi’nin evinde Risaleler büyük gizlilik içinde teksirle çoğaltılırken Mırmır kardeşler de vazife alırlar. Sıra Üstad’ı görmeye gelmiştir. Kunduracı Mehmed bir çift mest ve lastik ayakkabıyı hazırlar. Üstadına giydireceği günün hayaliyle yatıp kalkar. 1958 yılıdır. Bir gün Recep Uysal’a halini açar. Recep dünden hazırdır. Üstad’a gitmeye karar verirler. Haydi, deyince Üstad’a gidilmez öyle. İnebolu’da Üstad’a giden bütün yollar Nazif Çelebi’ye çıkar. Onlar da koca sultan Nazif’in huzuruna çıkarlar. Nazif’in huzurundan boş dönen olmuştur. Eline kalemi alır. Üstad’ın Isparta’daki “dışişleri bakanı” Süleyman Rüştü Çakın’a mektup yazar. “Bunu Rüştü abinize verin. O sizi Üstad’a götürecek.” 

Mehmed ve Recep, Hasan Kuru’yu da yanlarına alıp yola çıkarlar. İki gece İstanbul’da kalırlar. Sözleştikleri saatte Hasan gelemeyince Recep ile yola devam ederler. Sabah saatlerinde Isparta’ya varırlar. Trenden iner inmez bir genci karşılarında bulurlar. “Hoş geldiniz İnebolulu kardeşler!” Tek kelimeyle donup kalırlar. Kimseye geleceklerini söylememişlerdir. O halde nerden tanıdı bu genç onları. Heyecandan ne diyeceklerini bilemezler. Film tekrar dönmeye başlar. “Beni Üstad gönderdi. Buyurun gidelim.” Yok artık! Bu kadar da olmaz yani…

Öyle şaşkındırlar ki gencin adını sormak bile akıllarına gelmez. Vardır bir hikmeti, deyip peşine düşerler. Yürüye yürüye bir dükkâna varırlar. Rüştü Çakın kapıda görünür. Bir kere daha hayrete düşerler. Gökte ararken yerde bulmuşlardır Çakın’ı. Nazif’in selâmını söyleyerek mektubu Rüştü’ye verirler. Rüştü çayları söyler. Mektubu okur, gülmeye başlar. “Bana gerek yok. Zaten Ceylan kardeş yanınızda. O sizi Üstad’a götürür.” Mehmed’in şarteli iner.  “Ceylan mı, dedin. Şu, Üstad’ın Enes bin Malik’i, manevî evlâdı, öyle mi!..” Böyle Üstad’a böyle evliya. İyi de Ceylan, hadi Üstad’a gideceğimizi bildin, peki Rüştü Abiye gideceğimizi nerden bildin… Of! Of!.. 

Ceylan “Haydi Üstad’a gidelim artık” deyince yola düşerler. Ceylan’ın izini takip ede ede Üstad’ın evine varırlar. Karşıdaki polisler yirmidört saat kayıttalarmış, Üstad’a geleni, gideni yazıyorlarmış. “Yazın bakalım. Bu benim ahiret kardeşim Recep Uysal! Benim adımda Mehmed Mırmır! Mehmed’in sonunda t değil d var. Düzgün yazın. Öbür tarafta bir karışıklık olmasın. Ahirette sizi şahid göstereceğim. Vallahi de ben mehdinin talebesiydim, inanmıyorsanız polislere sorun, diyeceğim.”  

Kapı açılır. Mehmedlere Cennetin kapıları açılır. Kalpleri çatlayacak gibidir. Birbirlerine “sen önden buyur” diyerek heyecanlarını bastırmaya çalışırlar. Üstad’ın kapısında bir devasa bir dağ çıkar karşılarına: Tahiri Mutlu… İki kızını ve eşini hizmete şehit veren Tahiri. Üstad’ın, içinde denizler taşıyan, dolmak bilmez destisi. Bundan bir tane de İnebolu’da vardır: Kahraman Nazif Çelebi. İnebolu Denizi Nazif’e baka baka akar. Barla Denizi Tahiri’ye akar. Bunu da yazın polisler... 

Dağı aşınca masmavi gözleriyle bir denizadamı çıkacak karşına, şaşırma. 

Dağ yol verir. Eşikten geçerler. Üstad çıkar karşılarına. Bu ne uçsuz bucaksız deniz ya Rabbi. Yanında sıra dağlar gibi duran Ceylan, Zübeyir, Sungur, Bayram olmasa bu deniz taşar, dünyayı gözyaşları basar.  

Fırtınaya tutulmuşçasına titremeye başlarlar. Bir fırtına tuttu bizi diye türküler söylemenin sırası değil şimdi Mehmed Efendi. “Selânik, Selânik viran olasın.” At şu şaşkınlığı üzerinden. Kaldır da başını bak şu sonsuz denize. Neler neler geçiyor içinde. Elindeki destiyi daldır denize. Ne çıkarsa kısmetine. Bak Üstadın sözleri doluyor gönlüne: “Hoş geldiniz. Ben sizi bütün İnebolulu kardeşler adına kabul ettim. Biliyorsunuz tarassut altındayım. Benim bir meziyetim yok. Her şey Risale-i Nur’dadır. Benimle görüşmek isteyen Nurlar’ı okusun!.. “

Bir desti su alır Üstad’ın denizinden. Kendinde olanı vermenin tam zamanıdır şimdi. Kendisi verse kabul etmeyeceğini bildiğinden Sungur’a rica eder. “Abi Üstad’a hediyemiz var. Nasıl etsek?...” Sungur hemen devreye girer. “Üstadım! Üstadım!… İnebolulu kardeşler size hediye getirmişler…” Üstadın yanında İneboluluların hatırı başkadır. Zor zamanda hizmete sahip çıkmışlardır. Sungur’un hatırı da eklenince kabul etmek şart olmuştur. Şehadet parmağını kaldırarak hediyeleri kabul ettiğini söyler. “Mukabilinde yeni çıkan lâhikalardan bir-iki tane verin...” Üstad ve talebeleri sıkı takip altında olduğundan evlâdını korumaya çalışan babanın şefkatiyle Receplere seslenir. “Kardeşlerim akşam treniyle hemen dönün. Ankara’ya gidecek iki paket kitap var. Onları da adreslerine teslim edin…” Emanetleri alıp Üstad’a veda ederler. Akşam sekiz treniyle Ankara’ya hareket ederler. Ankara, Cebeci Dershanesine emanetleri teslim ettikten sonra İnebolu’ya dönerler. 

Mehmed 1993 yılında arkasında evlât bırakmadan vefat eder. Karanfil bedeni Zincirli Kuyu Kabristanı’na dikilir. Yüz on bir elif kuvvetinin yüzü gider, on bire düşer.  

Üç kardeşin üç noktayla sonsuzluğa uzanan hayatlarında Mehmed’in vefatıyla noktalardan biri düşer. Rüştü durumu kabullenir. Artık üç nokta ve üç elif bir daha dünyada yan yana gelemeyecektir. 1997 yılında Rüştü de hayatına son noktayı koyar. Noktasını ve elifini alıp, ahirete geçer.  Ziya dünya denilen garip handa yalnız kalır. Tek elifle söz mü olur! Tek nokta ile cümle mi kurulur!  O da 2016 yılında pılını pırtısını toplayıp ağabeylerinin yanına gider. Söz elifsiz, cümle noktasız kalır. 

Üç kardeş, üç nokta ve üç elif gibi Cennete varırlar. Üstadları güneşler, denizler kokan ellerinde altın, gümüş ve bronz madalyalarla beklemektedir. Nefes nefese geçen hizmet yarışında Denizli hapsi farkıyla birinciliği Rüştü alır. Ağabeyi hapisteyken hizmete sahip çıktığı için ikinciliği Mehmed’e verirler. Ziya “ben en son vardım Üstadıma” der üçüncülük kürsüsüne geçer.

Allah rahmet etsin. 

Mekânları Cennet olsun. Amin.

İhsan Atasoy (İnebolu Kahramanları)

Okunma Sayısı: 1545
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı