"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kundaktan kefene değişen insan

29 Kasım 2017, Çarşamba
Her mevsim ve yaşın kendine özgü özellikleri var.

Her mevsimin insanda bir karşılığı var. Yaş kaç olursa olsun davranışlarımızı yönlendiren asıl unsur sevme ve sevilme duyguları. Bunlar ait veya sahip olma şeklinde gün yüzüne çıkıyor. 

Bedeni düne kadar Rabbimizin emaneti olarak görürken bugün mülkümüz olarak görüyoruz. Estetik ameliyatları oluyor, gözlerimize renkli lensler takıyor, vücudumuzu parfümlerle efsunluyoruz. Kundakla gelip kefenle göçeceğimizi bile bile rengârenk kıyafetlerle dikkat çekmeye çalışıyoruz. Her şeye sahip olmak istiyoruz, fakat hiçbir şeye ait olmak istemiyoruz. Kudsî ve insanî değerler yerine duygularımızla, hatta güdülerimizle hareket ediyoruz. Kısıtlamaları kaldıramıyoruz. Öte yandan karşı tarafta bize hâkim olmaya çalışan, bize mülkü muamelesi yapan bir güruh var. 

Kadında cemal, erkekte celal vardır. Her güzel güzelliğini göstermek ister. Celal sahibi erkek sahip olma güdüsüyle cemale âşıktır. Her güzelliği elde etmek ister. Günümüzde kadın erkekteki celalin, erkek kadındaki cemalin esiri. Diğerinin hâkimi sansalar da aslında mahkûmular.  Eskiden erkekler eşinin mezartaşına isim bile yazdırmazken, şimdilerde sosyal medyada fotoğraflarını paylaşıyor. Eşe sadakat, yani bağlılık azalıyor, ama bağımlılık artıyor. Eşi üzerinden kendine fiyat (değer diyemem) takdir ediyor. 

Eşler birbirinin örtüleridir. En hayırlı eş, eşine kendinden başkasını hayal ettirmeyen, eşinden başkasının ilgisini çekmeyendir. Günümüzde dünyada yer edinme güdüsüyle medeniyet fantezilerini birbirine teşvik eden o kadar çift var ki... Eşinden başka herkesin dikkatini çeken o kadar çok çift var ki... Şimdilerde ne eşiz, ne dengiz, sadece çiftiz.

Günümüz görüntü çağı. İnsan daima güzel görünmek, dikkat çekmek istiyor. Bencilce tavırların olduğu yerde merhamet ve şefkatten söz edilemez. Çocuğunu taşıyamayan birinden başkalarını taşımasını, başkalarının ahiretine kastetmemesini nasıl bekleyebiliriz ki?    

28 Şubat’ta tesettür mücadelesini kazandık, ama muhafazakâr yönetimin olduğu söylenen dönemde tesettürü kaybettik. İçini boşalttık. Tıpkı Kurtuluş Savaşını kazanıp İslam ma-neviyatını kaybettiğimiz gibi...

Tesettür denilince hep kadın aklımıza geliyor. Oysa tesettür erkeğe de farz. Orada da tesettürün örtmediğini görüyoruz. Kadınları eleştiriyoruz, ama biz de riayet etmiyoruz. Karşı cinsin dikkatini çekecek davranışlar sergiliyoruz. Öyle anlaşılıyor ki biz kadın olsaydık onlardan daha kötü duruma düşerdik. Tesettüre girmez, türbanla geçiştirir, hatta ona bile tenezzül etmezdik.  

Kur’an kadına erkekten daha çok önem vermiş. Nisa (kadın) sûresi var, ama erkek sûresi yok. Kur’an tercümanı Bediüzzaman için de kadın önemli. Hanımlar Rehberi var da Erkekler Rehberi yok. Buna rağmen mahkûm olduğu tek eseri Tesettür Risalesidir. Beraatına karar verense başı açık hâkime Hesna Şener’dir. Risale’nin dört mesleğinden birisidir şefkat. Kadınlar şefkat kahramanıdır. Bediüzzaman’ın ilk öğretmeni annesidir. Kurmak istediği okulun adına kadın ismi vermiştir: Medreset’üz Zehra… Medreset’üz Zehra  Barlalı kadınların şahsında Şamlı Hafız’ın eşi Zehra’da en güzel meyvesini vermiştir. “Ahirzamanda kadınların samimi dinlerine ve kuvvetli itikatlarına tabi olunuz” hadisi Zehralarda karşılığını bulmuştur. Müstehcenliğin kol gezdiği,  iradeleri kendine mahkûm ettiği şimdilerde iffet abidesi Zehralara ne çok ihtiyaç var. 

Bediüzzaman Hanımlar Rehberini Gençlik Rehberinden 5 yıl sonra yazmıştır. Buradan anlaşılıyor ki erkekler kadınlara göre daha fazla risk altında.  Değil mi ki kadınlar denizdir, geç soğurlar, geç ısınırlar, hep genç kalırlar. Erkekler topraktır, çabuk soğurlar, çabuk ısınırlar, çabuk yaşlanırlar. 

Kadıköy denilince Moda semti ve moda akla gelir. Kadıköy tam bir kadınköy. Tesettürün uğramadığı nadir yerlerden. Bediüzzaman, Kadıköy ve Moda’ya gitti mi bilemem ama modayı takip etmemiş, evlenmemiş, mücerret kalmıştır.

Ülkemizde son yıllarda siyaset rüzgârının da etkisiyle tesettür ilgi görüyor. Tesettür modası bile oluştu. Defileler yapılıyor. Tesettür evrim geçiriyor. Artık örtüler örtmüyor. Tesettür türbana dönüşüyor. Oysa tesettür fıtridir, kadına yakışır, yapışmaz. Günümüzdeki türban maalesef kadına yapışıyor, yakışmıyor. Kadınlığı örtmesi gereken türban daha çok ortaya çıkarıyor. 

Son yıllarda muhafazakâr kadın toplumda daha çok görünür oldu. Siyaset ve iş dünyasına giren, eşinden çok başka erkeklerle zamanını geçiren kadının zamanla erkekleştiği, güç haline geldiği görülüyor. Bu durum kendine daha çok ‘bakma’sına ve ‘bakılma’sına sebep oluyor. Kadın-erkek hiç bu kadar yakın olmadı. Eskiden günahla sevap arasında uçurum varken şimdi mesafe kısaldı. İnternet, telefon, toplu taşıma araçları, panel, parti, dernek, iş gibi vesilelerle karşı cinsler birbirine daha çabuk ulaşıyor.  Tesettüre ve kadın-erkek arasındaki sınırlara uyulmuyor. Boşanma ve gayr-i meşru ilişkiler artıyor. 

Böyle bir zamanda ölçümüz Hz. Meryem, Hz. Hatice nihayet “bir kalbe iki sevgi sığmaz” diyen Rabiatül Adeviyye’dir. Biz bunlar yerine kendimize Mısır’da darbe karşıtı gösterilerin yapıldığı Rabiatül Adeviyye Meydanında vefat eden masum Rabia’yı örnek alıyoruz. Okul çantalarından hatıra ormanlarına kadar her şeye malzeme yapıyoruz. Çözüm Mısırlı Rabia’da değil, Rabiatül Adeviyye’de. Günümüzde kadının celali cemalinin önüne geçmiş. Celaliyle eşini kendinden uzaklaştırırken tesettüre riayet etmeyen cemaliyle, halleriyle başka erkekleri kendine yaklaştırıyor.    

Evet, kadını sokağa çıkaran, cazibe merkezi haline getiren erkekler. Erkekler bakmasa kadınlar bu kadar cezbeli davranmayacak.  Değil mi ki Züleyha afet de olsa Yusuf’ta iffet varsa tesir etmez. İsa (as) evlenmemiş. Sen İsa olursan hiçbir nisa (kadın) tesir edemez.  Şimdilerde İsa’nın iffetine, Yusuf’un izzet elbisesine ne çok ihtiyaç var.

Örtü kadın için kale ve siperdir. Yaratılış itibariyle zayıf olduğu için tesettüre muhtaçtır. Oysa günümüz kadını hayatın merkezinde olmak istiyor. Güç ve iktidar istiyor. Bunun için her yolu deniyor. Halleriyle erkekleri kendine köle yapıyor. Düne kadar haremlik-selamlık uygulayanlar bu gün milyonların önünde, TV kanallarında, gazete, dergi ve sosyal medyada kendini göstermekten çekinmiyor. 

Gerçekte çıplak ama üstünde harikulade kıyafet olduğu yönünde algı operasyonu yapılan bir günde, çocuğun biri çıkarak kralın çıplak olduğunu söyleyince büyük bir şaşkınlık yaşanmıştı. Hâlbuki bu malumu ilâmdı. Tesettür karşı cinsin nazarını kendinden uzak tutmak olmasına rağmen günümüzde türbana dönüşen şekliyle maalesef daha çok dikkat çekiyor. Hatta bazen başı açıktan daha çok cezbediyor. Şimdilerde “kraliçe çıplak” diyecek çocuk ruhlu insanlara o kadar çok ihtiyaç var ki…

Okunma Sayısı: 1794
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Gündüz Alp

    29.11.2017 12:14:41

    Mustafa Bey kardeşim, evvelâ Mevlid-i Şerifinizi tebrik ederim. Uhuvvet, muhabbet, ittihat ve tesanüt vesilesi olmasını dilerim. Kendine sahip olamayan; âciz, zayıf, bîçare insanın temellük dâvâsını ihsas eden ve ene'sinin kalınlaşmış olduğuna şehadet eden ve her yerde ve herkesin ağzından sıkça duyduğumuz "Ben! Benim! Bence!" gibi lakırdılar, zamandan ziyade değişen ve dönüşen insana işaret ediyor. "İnandığı gibi" değil "yaşadığı gibi" inanan günümüz insanını (buna dünyevileşmiş Müslümanlar da dahil) bırakın ihtilâttan men edecek bir ortam olmayınca tam aksine ihtilâtı kolaylaştıran ve cezbeden esbab o kadar çok ki. Evden çıkmasa bile dünya insanları ile hemhal olabiliyor. İşte bu noktada "tahkiki" olan "iman-ı hakiki" devreye girmesi gerekir değil mi? Peki iman-ı tahkiki ve hakiki elde edilmemişse insanı temellük ve ene dâvâsından ve asrın fitnelerinden kim nasıl koruyacak? İşte Bediüzzaman Risale-i Nur lisanı ile hem "kral" hem "kraliçe çıplak!" diyor. Selam, muhabbet ve dua ile.

  • Gazi

    29.11.2017 06:48:20

    Tebrik ediyorum Mustafa kardeşim. Günümüzdeki süslümanlarla müslümanları çok güzel ifade etmişsiniz. Allah bizi ahirzamanın fitnelerinden muhafaza etsin inşallah

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı