"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ölüm bile, aşk ile: Hafız Ali

17 Mart 2019, Pazar 00:59
-75. Vefat yıl dönümünde rahmetle anıyoruz-

Risale-i Nur hayatın içinden geçen ve içinde hayatlar geçen sözlerdir. Bediüzzaman’a kalbini ve hayatını yatırmış masalsı isimler orada gezinir durur. Külliyatın hemen her yerinde bir hayata, hikâyeye, yaşanmışlığa dokunulur. Müellif ve okuyucu orada öylece oturur, uzun bir yolculuğa çıkar. Yolculuğa Nurlar, duâlar eşlik eder. Ben de yıllar önce böyle bir yolculuğa düştüm. O gün bu gündür Nurlar’ın ve duâlarımın peşinden koşuyorum. Hafız Ali Ergün ise gördüğüm en nurlu zatlardan. Bu gece de o nuranî zat düştü aklıma. Kalbimden ismi geçti, kimseler duymadı…

Hafız Ali tertemiz bir ruha sahiptir. Asrın çirkinliklerinden rahatsızdır. Süfyanist zihniyet camilere kadar girmiştir. Bid’alar alıp başını gitmiştir. Cami ruhu, cemaat şuuru buharlaşmaya yüz tutmuştur. Kendisi hoca olduğu halde fitnelere karşı koyamayacağını hissederek mürşit ve ruh mimarı arar.

Arayışının ve kalbî duâsının karşılığını kısa süre sonra görür. Film dönmeye başlar. 1929 yılında Barla’ya esaslı bir Hocanın geldiğini işitir. Bu sözler ona asrın mürşidine götürecek yolu açar. O günlerde Barla Yaylası’nda Bediüzzaman ile yolları kesişir. Üstad, Rabbinin yerlere, göklere serptiği güzellikleri seyrederken Ali, Bediüzzaman denilen engin denizi seyre dalar. Kalbi yaprak gibi kıpırdar. Yıllardır beklediği mürşidin o olduğunu hissederek yaklaşır. Gönül sofrasına oturur. O her haliyle “aradığın benim” diyordur. O gün Ali için geçmiş zamanın hükmü kalkar, yeni bir zaman başlar: Bediüzzaman. O günden sonra onun sadık bir bendesi olur. Saat gibi işleyen varlığıyla dur durak bilmeksizin hizmetten hizmete koşar. Eserlerini okur, okutur; yazar, yazdırır. Bir gün eline kalemi alır. Üstadıyla tanıştığı günü büyük harflerle tarihe kaydeder. Daha önce “Hakikî bir hoca bulsam, ölünceye kadar ona hizmet edip, ayağının altına türap olacağım” dediği için Üstadı tanıdıktan sonra yalınayak ziyaret eder. Daha sonra Hafız Ali Ağabey Bediüzzaman için çok özel bir yer kazanır...

Hizmet ve şehadet

Hummalı hizmetine şevk ve gayretle devam eder Hafız Ali. Üstadına bedel şehit düşeceğinden henüz haberi yoktur. Bir gün Hafız Ali’nin de içinde bulunduğu Nur Erleri tutuklanır. Savcı tehditkâr sözlerle sorar. “O kitaplarda yazılı Hâfız Ali sen değil misin?” Ali, adalet ve hakikatin tecellisi için iftiharla ve kahramanca haykırır. “Risâle-i Nur’da yazılı Hafız Ali benim.” Artık hapistedir. Bir gün bahtsızlar Denizli Hapsi’nde Üstadı zehirler. Sevenleri köşelerine çekilip çaresizce duâlara durur. Hafız Ali de yıllardır okuduğu bazı duâ ve virdleri son günlerde ikişer kez okumasının sırrını o an anlar. Demek Üstad yerine de okumuştur. Üstadıyla ruhen pek kuvvetli bir münasebeti vardır. Nerede olursa olsun sıkıntılarını hisseder. Her vesileyle sevgisini ve sadâkatini arz eder, kendini fedaya hazır olduğunu söyler. Gün bu gündür. İkindi vakti girmiştir. Hafız Ali Üstadına bedel vefat etmek için Rabbine yakarmaktadır. Şiddetli bir sancıyla kıvranmaya başlar. Üstad yavaş yavaş kendine gelirken Ali’nin rahatsızlığı artar. Bu hâl ‘üç gün yatak, sonrası kara toprak’ denilecek türdendir. Ali bunu önceden hissetmiş olmalı ki son haftalarda iyice içine çekilmiş, dünyadan el ayak çekmiştir. Öyle ki yağsız-tuzsuz un çorbasından bile tok kalkmamıştır. Onu hüzünle seyreden sevenleri normale dönmesi için hâllerini Üstada açarlar. Üstad onun ahiret yolculuğuna çıkmış, melekiyete doğru yol aldığını hissetmiş olmalı ki ‘Hafız’ımı rahat bırakın’ der.

Sen kuş olup gidersin Hafız Ali

Zaten çok zayıf ve naif olan Hafız Ali ahiret yolculuğuna başladığını hissederek sevenleriyle helâlleşir. Saatler ilerledikçe daha da ağırlaşınca Hastaneye kaldırılır.

Ertesi gün Nur Talebelerinin duruşması olur. O gün bir taraftan Üstadı görmenin mutluluğu yaşanırken diğer taraftan gözler Ali’yi arar durur. Nihayet Nur Gönüllüleri hastanede ziyaret ederler. Hafız Ali çok duygulanır, ağlamaya başlar. Sekerattadır, öte yakaya geçti geçecektir. 

Bedenen yorgun, ruhen dingindir. Sevenleri ölümün çok yakınlarda dolaştığını hisseder. İbiş Dayı, Hasan’a fısıldar ‘Hafız yakında gidecek. Bu gece ölüm vuku bulursa alıp Isparta’ya götürürüz.’ Dünya gözüyle son kez bakışarak helâlleşirler. Bir talebesini refakatçı bırakırlar. “Başından ayrılma. Devamlı Kur’ân oku, vefat edebilir.” Hafız Ali, sabaha karşı Üstadının hizmetteki yükünü bir nebze omuzlayıp onun yerine şehiden ahirete intikal eder. (17.03.1944)

Şehre hüzün çöker. Üstad çok üzülmüştür ve üzüntüsünü şöyle dile getirir “Hafız Ali’yi unutamıyorum. Onun acısı beni çok sarsıyor. Eski zamanlarda bazen böyle fedakâr zâtlar, kendi dostu yerine ölüyorlardı. Zannederim, o merhum benim yerimde gitti. Ben, onun vârisleri olan sizleri tahattur ettikçe, o acı gidiyor, bir inşirah geliyor. O büyük şehid Denizli’yi bana sevdiriyor; daha buradan gitmek istemiyorum.”

Ispartalılar Hafız’ın cenazesini alıp İslâmköy’e götürmek isterler, fakat Savcı müsaade etmez. “Bunun nasibi buradadır. Burada vefat etmesinin bir hikmeti var.” Gerçekte Savcı bahanedir, Ali’nin on yıl önce Binbaşı Asım’ı Rabbine gönderdiği günlerdeki Üstadı yerine şehit olma arzusu gerçek olacak, rüyada avucuna konulan bir avuç Denizli toprağına konulacaktır. Görevliler yiğit Ali’yi karşı bayıra, Denizli İlbadı Kabristanı’na gömerler. Meyve Risalesi’nin hakikatini ilmelyakîn ile bilen Ali aynelyakîn ve hakkalyakîn makamına çıkmak için, kabre cesedini bırakıp melekler gibi yıldızlarda âlem-i ervahta seyahat etmiş, “vazifesini yapıp terhisle istirahate” çekilerek şehadet âleminden ruhlar âlemine hicret etmiştir. Definden sonra sevenleri kabri ziyaret eder. Kabir kimsesiz mezarı gibi bozuktur. Kalbi bozuk olan kabri bozuk yapar. Mehmed Gül çok hüzünlenir. Kardeşler, der “Burası zamanla kaybolur. Taş bulalım da etrafına koyalım.” Sırtlarında taş taşıyarak kabri düzeltirler. Başına bir tahta dikip, ismini yazarlar. Gözyaşlarıyla birlikte gözlerini ve gönüllerini de Hafızın kabrinde bırakarak Isparta’ya dönerler.

Bir Rahledir Kabir

Üstad hapisten çıkar çıkmaz Mehmed Feyzi, Nazif Çelebi, Selehattin, Çaycı Emin ve Emin Uzun ile kabrine koşar. Hüzünden yüzü çökmüştür. Kur’ân okur; hazin hazin duâlar eder. Kabir taşına dokunur. Ali’nin ruhuna dokunur. Elini semaya kaldırır. “Bu şehid bir yıldızdır” der. O sırada sevenleri gayr-i ihtiyarî başlarını kaldırdıklarında, güpegündüz gökte ışıl ışıl bir yıldızın parladığını görür. Üstad mezar taşına kalbini yazar. 

Hep kâğıtlara Risaleler yazan Üstad bu sefer kabir taşına yazar: Mahkeme-i Kübra-yı Haşirde Risâle-i Nur Talebelerinin bayraktarı şehid-i merhum Hafız Ali rahmetullahi aleyhi ebeden daimen.

Kabir dersleri

Kabirden haber vermek velâyetin ilk mertebelerindendir. Üstad boncuk dizen kadının, yeğeni Ubeyd’in, Barla’daki Mehmet Efendi’nin kabirlerine kalbini dayayarak hallerine muttali olur. Denizli Hapsi meyvesi olan Meyve Risalesi ilk önce Hafız Ali’nin ruhunda telif edilir. Akabinde satır satır sayfalara dökülür. Risale-i Nur’un şehit kahramanı merhum Ali hapiste bu sayfaları kemal-i aşkla yazarken ve okurken vefat eder. Dünyadan nasibi kesilse de kabirde hizmete devam eder. Nurlarla meşgul olur. Üstad da şehiden toprağa düştüğünü ve kabirde de ilme devam ettiğini söyler. “Ben merhum Hâfız Ali’yi aynen hayattaki gibi Risale-i Nur’la meşgul olarak en yüksek bir ilimde çalışan bir talebe-i ulûm vaziyetinde ve tam şehidler mertebesinde ve tarz-ı hayatlarında biliyorum.” Hapishaneyi Medrese-i Yusufiye’ye çeviren Ali bu sefer kabri Medrese-i Nuriye’ye çevirir. Hapiste mahpuslara Nur dersleri verirken bu defa kabirde meleklere ders verir. Üstad bir gün mana âlemine seyrü sefer ederek kabrine girer. Sual meleklerine Meyve Risalesi’nin hakikatleriyle cevap verdiğini görerek sevinir. Bunu Nur Talebelerinin imanla kabre gireceğine delil sayar.

Hafız, Berzah Perdesinin Arkasından Bize Bakıyor

Nur Sevdalıları Risale ile birbirine bağlıdır. Risaleler zamanda yolculuktur. Nur Talebelerinin sohbetine zaman ve mekân engel olamaz. Okuyanlar sayfalarda bahsedilen meleklerle, enbiyalarla, evliyalarla, kabir tarafına geçmişlerle konuşur. Üstad, Ali yaşıyormuş gibi onu anmaya devam eder. “Mesleğimizde zaman, mekân sohbetimize mâni olamaz. Meselâ, berzahta Hafız Ali (rh) hergün mânen yanımızdadır. Bu hakikate binaen, sûrî ayrılmaya, hattâ ölüme ehemmiyet vermemeliyiz.” Üstad ölüme ehemmiyet vermez, ama ölülere ehemmiyet verir. Nerede olursa olsun her sabah yakazaten Hafız Ali ve Hasan Feyzi’nin kabrine gelip halleşir, hâsıl olan sevapları ruhlarına bağışlar. Kendisi için canlarını feda eden talebelerine vefasını gösterir.

Okunma Sayısı: 2301
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali R. Yardimoglu

    17.3.2019 19:24:58

    BarekAllah bu yaziya.......

  • Ali

    17.3.2019 16:54:07

    Oral Allah razı olsun.Edebiyat süslü söyleme çaban hem hakikati örtüyor hem uzatarak güzel yazıyı sıkıcı yapıyor.

  • muallim

    17.3.2019 10:47:12

    çok güzel...

  • muallim

    17.3.2019 10:47:01

    çok güzel...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı