"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ölüm! Ölüm! Gençleri seven ölüm!

25 Temmuz 2018, Çarşamba
Mehmed Nuri Işık 1924 yılında İnebolu’da doğar.

Mehmed Nuri Işık (1924-1966)

1943 yılında askere gider. O güne kadar namazda, niyazda gözü olmayan Mehmed askerlik bahanesiyle oruç da tutmaz. Bir gün ağır şekilde hastalanır. Hatasının farkına varır. “Hastalıktan kurtulursam bir daha namazı, orucu bırakmayacağım” diye yemin eder. Duâsı kabul olur. Sağlığına kavuşur. O da Rabbine verdiği söze sadık kalır. Takvalı bir genç olarak yaşamaya başlar. Teheccüdlerini dahi aksatmaz. Namazla kalbi hakikate açılır. Rüyalarından hakikat ağar, ertesi gün çıkar. Bazen rüyanın yarısında uyanır, tekrar uyuduğunda kaldığı yerden devam eder.

Nazif Çelebi ve İbrahim Fakazlı İnebolu’nun manevî tapu memurlarıdır. O da Bediüzzaman’ı onlardan işitir. Üstada âşık olur. Evinde Nur dersleri yapmaya başlar. Heyecandan yerinde duramaz. Üstad hasreti arttıkça artar. Bir gün halini Nazif’e açar. Üstadı ziyaret etmeye karar verirler. Nazif, Üstada çakşırlı cübbe dikmesini ister. Mehmed buna sevinmekle beraber kafasına takılan hususu dillendirir. “Üstadın ölçülerini bilmem. Hangi kumaşı ve rengi tercih edeceğini nerden bileyim. Bu iş rastgele de olmaz!” Mehmed’de Tahiri Mutlu’dan izler vardır. Tahiri gibi o da makamını bilmemektedir. Nazif başkadır, Mehmed’in Tahiri’yi hatırlatan makamını bilmektedir.

Bir süre nasıl bir şey dikeceğini düşünür, fakat bir türlü kafasında oturtamaz. Üstad’a gidecekleri gün de yaklaşmaktadır; artık dikime başlamalıdır. O gece bir rüya görür. Üstad Mehmed’in dükkânına gelmiştir. Günlerce zihnini meşgul eden o soruyu sorar. Üstadım hangi cins kumaş ve renkten cübbe istersiniz? diyerek kumaşları gösterir. Üstad birini seçer. Mehmed ölçüleri alır. O heyecanla uyanır. Hemen ölçüleri yazar. Üstadın seçtiği kumaştan cübbeyi diker. Hazırlıklar tamamdır. Artık Üstada gitme zamanıdır.

Nazif ile yollara düşerler. Üstadın kapısını çalarlar. Üstad muhabbetle karşılar. Mehmed aşkından öldü, ölecektir. Elleri titreye titreye cübbeyi takdim eder. Üstad memnun olur. Cübbeyi giyer. Hiç prova yapılmadığı halde tıpa tıp uymuştur. Aşk üstümüze giydiğimiz elbisedir. Provaya gerek yok, terzisi ölçüsünü bilir.

Ayrılık vakti gelmiştir. Ah Üstadım bir de İnebolu’ya gelseniz de sizi orada ağırlasak, diye içinden geçirir. Hâlleri Üstad’a mâlum olur. Mehmed’e döner. “Ben de İnebolu’ya geleceğim.” Mehmed bu sefer “Üstad yetmiş yaşında. Bu haliyle İnebolu’ya nasıl gelir?” diye düşünmeye başlar. Üstad gene devreye girer. “Kardeşim, merak etme, ben İnebolu’ya geleceğim.” diyerek endişesini giderir. Rahatlar. “Üstad yalan söylemez. Hilâf söylediği de mümkün değildir. O halde bu nasıl ve ne zaman gerçekleşecek?” diye merakla o günü beklemeye başlar.

İnebolu’ya döner. Bir akşam üzeri evdeyken kapılar, pencereler kapalı olduğu halde Üstad odada belirir. Mehmed’in karşısına oturur. Sohbet etmeye başlarlar. Hayli zaman sonra Mehmed’in aklı başına gelir. “Üstadım kusura bakmayın, unutmuşum. Size bir meyve suyu veya çay ikram edeyim.” Üstad ellerini Mehmed’e uzatır. “Dur, dur, zahmet etme.” Sonra yavaşça yükselerek gözden kaybolur. O zaman anlar ki Üstad fiziken mümkün olmayan şeyi bu şekilde kerametle yerine getirmiştir.

YANGINLAR İÇRE BÜYÜYEN BİR HİZMET  

Bir gün komşunun evi yanıp kül olur, fakat Mehmed’in evi hiçbir zarar görmez. Nar (ateş) nuru yakamaz. Risale-i Nur okunan evleri ve bedenleri ateş yakmaz. Bunun bir örneği daha gerçekleşir. Mehmed’in vefatından yıllar sonra komşu evlerden birinde yangın çıkar. İtfaiye müdahale eder. Komşular çatıda Mehmed’in alevlerin yayılmasını önlemeye çalıştığını görürler. Bu olayla bir daha anlaşılır ki Nur Talebeleri çağ yangınında tulumbacıdırlar (itfaiyeci).

1959 yılında derin yapılar ülkeyi istikrarsızlaştırmak için planlarını uygularlar. Üstad olanların farkındadır. Hükümeti uyarmak için Ankara’ya gider. Haberi işiten Selahaddin Çelebi, Osman Burgaz ve Mehmed Işık bayramlık kıyafetlerini giyerek yola çıkarlar. Yollar tutulmuştur. Gölbaşı mevkiinde karşı yönden gelen bir araç sür’atle yanlarından geçer. İçlerinden bir ses geri dönüp aracı takip etmelerini söyler. O sese uyarlar. Araca yetiştiklerinde Üstadı görürler. Üstad arabayı durdurtur. Elini öperler. Polislerin yolları tuttuğunu söylerler. Bunun üzerine Üstad bazı mühim eşyalarla birlikte bir valizi Mehmedlere teslim ederek yola devam ederler. Bütün gazeteler Üstaddan bahsetmektedir. Emniyet ve MİT alarm halindedir. Menderes tedirgindir. Üstadın şehre girmesine izin vermez. Üstad gücenir. Artık çok geçtir. Kader hükmünü vermiştir. Nitekim 27 Mayıs ihtilâliyle Menderes idam edilir.

Mehmed 1960 darbesinin olduğu günlerde sıkıntılı bir rüya görür. Fakazlı’ya anlatırken rüya gerçekleşir. Baskın olur. Kendisine gönderilen tebrik kartına Risale’den cümle yazıldığı gerekçesiyle tutuklanıp, bir hafta yatar.

Ölüm, ölüm, güzel ölüm

1966 yılında aniden rahatsızlanarak hastaneye kaldırılır. Kadim dostu Hasan kendisini ziyaret eder. O günlerde gördüğü bir rüyada akıbeti görünür. “Kardeşim Hasan, bu hastalık benim son yolculuğuma çıkışıma vesile olacak!” Hasan teselli eder. Olur mu!, diyerek sakallarını tıraş etmek ister. “Hayır kardeşim, ben sakal sünnetiyle kabre girmek istiyorum!” Hasan’a ellerini uzatır, vedalaşır. “Allah’a ısmarladık!” Bu sefer ağabeyi devreye girer. “Niye böyle diyorsun kardeşim. Doktor geldi, teşhisi koydu. İnşallah tedavi olacaksın.” Onlar ne söylerse söylesin artık kader son sözü söylemiştir. Mehmed öbür âleme göçecektir. Ağabeyine seslenir: Beni Eyüp Sultan Kabristanı’na, ablamın yanına yatırın.

Yıllar önce Üstadı İnebolu’daki evine Mehmed’i görmeyi gelmiştir. 25.08.1966 tarihinde bu sefer Azrail Meleği hastanedeki odasına gelip rüyasını gerçekleştirir. Kırk iki yaşında ruhunu alıp Üstad’ın yanına götürür. Namazı Eyüp Sultan’da kılınır. Eyüp Sultan Kabristanı’nda toprağa katılır. O günden sonra Eyüp Sultan Kabristanı Nur Talebelerinin uğrak yeri olur. Mustafa Polat, Zübeyir Gündüzalp, Tahiri Mutlu, Bekir Berk, Mustafa Sungur gibi mümtaz Nur Talebeleri gelip yanına yatar. Ruhlarına Fatiha…

Okunma Sayısı: 8997
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Gündüz Alp

    25.7.2018 11:55:17

    Değerli Mustafa bey kardeşim, ölümün "sıradanlaştığı" şu günümüzde çok anlamlar içeren yazınız için teşekkürler. Her zaman olduğu gibi teşekkür ediyor, eline sağlık diyoruz. Nebevi ikaz "Ölümü temenni etmeyin!" Zira semeresi itibariyle hayatın mı yoksa ölümün mü hakkımızda hayırlı olup olmadığını bilmemiz mümkün değildir. Öyle zannediyorum ki ciddi, samimi ve gayretli bir Mümin için "hem yaşamak hem de yaşatmak" ölümünden daha hayırlı ve semerelidir, desek hata etmiş olmayız. Öyle bir acaip dönemde yaşıyoruz ki ölüm bile sıradanlaştı, ders verir olmaktan çıkartıldı. Mübarek zatların hayatı gibi ölümü de dersler veriyor. Artık uğruna ölünecek değerler yer değiştirince ölümler de sıradan hale geldi. Yunus'umuz:"Bu dünyada gider olduk/Kalanlara selam olsun/Bizim için hayır dua/Kılanlara selam olsun" diyor. Muhabbetle.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı