"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Uğurlar ola Hafız Nebi!

02 Aralık 2018, Pazar 00:06
Nebi Çoban 1930 yılında Isparta’nın Çobanisa Köyü’nde dünyaya gelir.

Risalelerde ismi geçen Kuleönülü Hafız Mustafa Ertürk vesilesiyle 10 yaşında hafız olur. 12 yaşında üç beş talebe arkadaşıyla Sav’a gelir. Bir süre İbrahim Gül’ün evinde kalırlar. İbrahim’in oğlu Mustafa ile Risale yazarlar. Yazdıklarını Üstada gönderirler. Safiyane hizmetlerinin meyvesini 12 yaşında Sikke-i Tasdik-i Gaybi’ye, 14 yaşında Emirdağ Lâhikası’na geçerek elde ederler. “Risale-i Nur’un küçük ve masum şakirdlerinden elli-altmış talebenin yazdıkları nüshaları bize göndermişler. O parçaları üç cild içinde cem’ettik. İşte bu mecmuadaki Risaleler, bu masum çocukların Risale-i Nur’dan ders aldıkları ve yazdıklarının bir kısmıdır. Onların bu zamanda bu ciddî çalışmaları gösteriyor ki: Risale-i Nur’da öyle bir manevî zevk ve cazibedar bir nur var ki; mekteblerde çocukları okumağa şevkle sevk etmek için icad ettikleri her nevi eğlence ve teşviklere galebe edecek bir lezzet, bir sürur, bir şevk Risale-i Nur veriyor ki çocuklar böyle hareket ediyorlar. Hem bu hal gösteriyor ki; Risale-i Nur kökleşiyor.”

Babası Ahmet celâlli adamdır, efedir. Üstada çok muhabbeti vardır. Amcası Halil İbrahim de aynı yolun yolcusudur. Evini dershane olarak Hafız Mustafa’ya (Ertürk) tahsis eder. Onların isimleri de “Efeler, Eşkıyalar, Ahmetler” kadrosundan Risaleye kaydedilir.

Üstada merhaba, Hafız Ali Ergün’e uğurlar ola

Nebi 13 yaşındayken (1943) Bediüzzaman ve Hafız Ali gibi seçkin talebeleri Denizli Hapsine düşer. Misci’nin Mustafa Çavuşun refakatinde babası ve amcası Halil İbrahim’in de içinde bulunduğu yirmi kişiyle Üstadı ve talebelerini görmeye giderler. Yanlarında Nur Talebeleri için hazırladıkları çorap, gömlek, entari gibi giysilerle 15-20 gün yetecek gıda maddesi götürürler. Nihayet hapishaneye varırlar. Eşyaları meydana indirirler. Nur Talebeleri bölük bölük gelerek hasret giderirler. İhtiyaçları olan giysileri ve gıdaları alıp dönerler. O gün Hafız Ali hastanede olduğu için görüşemezler. Fakat Üstadla görüşme fırsatı elde ederler. Koğuşuna giderek pencereden elini öperler. Çocuk aklıyla o gün en çok dikkatini çeken şey Üstadın elinde hiç kemik olmamasıdır.

Babası şaşkın gözlerle Üstadı arar, fakat bir türlü göremez. Abisi Halil’in uyarısıyla kendisine gelir. “Ülen deli! Üstad orda duruyor, herkes elini öpüyor, sen ne duruyorsun?” “Hani nerde?” diye bağırarak kendine gelir Ahmet. Ortalık ana baba günü gibidir. Herkeste bir sevinç, bir sevinç... Manzara Hapishane Müdürünün kalbini yumuşatır. Ahmet’i yakasından tuttuğu gibi Üstada doğru sürüklemeye başlar. Bir ara Ahmet düşer. Elindeki yoğurt kabı Müdürün üstüne dökülür. Ortalık karışır. Ortam durulduğunda Üstad çoktan menziline çekilmiştir. Ahmet elini öpemeden bakar kalır. Mahzunlaştıkça mahzunlaşır. Teselli etmek yine abisine düşer. “Ben iki kere öptüm, biri senin oluversin, hem bir daha gelirsin.”

Müdürün üstü başı berbat olunca sinirlenir. Misli Mustafa Çavuş atik davranır. Yumuşatmak için yanındaki gülyağını Müdüre verir. Daha büyük ceza verilmesini engellemek için şaka yollu “Ceza verelim bunlara, bunlar cezasız olmaz, başka yere gitmesinler” der. “Ne cezası verelim?” “Hapishanenin bahçesini bellettirelim.”

Müdür kabul eder. Nebiler istedi bir göz, Allah verdi iki göz. Bu vesileyle Üstad ve talebelerine daha yakın olacaklardır. O neşeyle bahçeyi öyle bir bellerler ki, neredeyse hapishaneyi yıkacaklardır.

Ekmekli mesajlar

Savlı Hanımlar maznunlara ekmek göndermişlerdir. Nebiler ekmekleri teslim ederler. Mevzu çok sonra anlaşılır. Hanımlar bir kurnazlık yapmışlar, ekmeklerin arasına mektup sıkıştırmışlardır. “Tohum kalmadı. Bediüzzaman Hocadan bize bir haber getirin. Mahkeme ne zaman?...” Tohum dedikleri Risaleler ve Üstadın mektuplarıdır. İşte Nurlar zindanları böyle böyle fetheder.

Küçük haberci Nebi

Üstad ve talebeleri Denizli’de 12 kez Hâkim karşısına çıkarlar. Hapishaneye yürüyerek götürülürler. Nebiler de onları görmek için yolun iki yanına dizilirler. Nebi küçük olduğu için jandarmalar mazlûmlara yaklaşmasına engel olmaz. 

Nebi fırsat bulunca koynundaki Risaleleri ve mektupları maznunlara verir. Onlar da yanlarındaki Risaleleri verirler. Böylece haberleşme sağlanır.

O gün küçük Nebi’nin canını en çok acıtan şey 90 yaşındaki Savlı Hasan Can’ın Üstadla kelepçelenerek mahkemeye götürülmesi olur.

Hafız Ali: Namazı kalbimle, gözümle kılıyorum

O gün öyle biter. Babası Ahmet Üstadın elini öpemememin mahmurluğunu bir türlü üzerinden atamaz. “Bediüzzaman’ın elini öpemedim, gayri Hafız Ali’nin yanına gidiyorum ben” diyerek hastanenin yolunu tutar. Nebiler de peşine takılır. Savlı Hasan Kurt da yanlarındadır. Hafız Ali’nin yanına vardıklarında ölümün çok yakınlarda dolaştığını hissederler.

Hafız namazı vaktinde kılmak konusunda çok hassastır. Fakat hastalığı ilerlediği için vakitleri kestirememektedir. Yanında saati de yoktur. Ziyaretçilerden ricada bulunur. “Namazı kalbimle, gözümle kılıyorum. Bir saat alın gelin, namaz vakitlerini bilemiyorum.” İsteğini hemen yerine getirirler, koluna bir saat takarlar.

Hafız bir ara Nebi’ye seslenir. “Ver elini.” Nebi elini verir. Arkasından o mübarek elleri dudaklarına götürür. Cennete kanatlanan o eli son defa öper. Hafızın aklı, fikri yazıdadır. Nebi de Hafız’ın yazdığı Risaleleri model alarak kullanmaktadır. O gün o nüshalardan birisi yanındadır. Bu vesileyle, eli kalemli, dili duâlı Hafız henüz günahlara bulaşmamış Nebi’den duâ ister. “Bak benimkinden yazıyorsunuz, beni de aklına getir, bana duâ et. Artık ben gidiyorum, benim vaktim geldi...”

Hafızla vedalaşırlar. Ertesi gün acı haber gelir. Hafız öte tarafa geçmiştir. Kabrini ziyaret ederler. Hafızla vedalaştıktan sonra Sav’a dönerler.

Hafız Nebi, Hafız Ali’ye gidiyor

Yaş kemale erince imamlık yapmaya başlar. 30 yıl kendi köyünde, 12 sene de Deregömü Köyü’nde imamlık yapar. Ataları gibi biraz celâllidir. Hz. Ömer fıtratındadır. Bu durum Üstadın da dikkatini çeker. “Gece sarıklı, gündüz bıçaklı” diye takılır. Buna rağmen hapishane yüzü görmez. O gün bu gün Hafız Nebi tam da Üstadın dediği gibi “gece sarıklı, gündüz bıçaklı” yaşayıp dururken 1 Aralık 2018 günü toprağa düşer. Doğduğu köyün topraklarına emanet edilir. 

Allah rahmet etsin.

Okunma Sayısı: 2062
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • İsmail ÖNGEL

    2.12.2018 12:53:49

    Rabbim gani gani rahmet eylesin... Kabri pürnur olsun inşallah...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı