"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Üstadına pervane olan talebe: Mehmet Feyzi Pamukçu

07 Mart 2018, Çarşamba
Mehmet Feyzi Pamukçu 1912’de Kastamonu’da dünyaya gelir.

Uzun yıllar Bediüzzaman’a hizmet eder. Denizli’de 9 ay, Afyon’da 10 ay Üstad ile hapis yatar. Lâhikalarda çok sayıda mektubu, Şuâlar’da Afyon müdâfaası vardır. Feyzi sırlarla süslenmiş Üstad’ın sır kâtibi olur. İlim, feyz ve takva yönünü esas tutar. Kelâm, İslâm Felsefesi ve mantık dersleri alır. Münzevî yaşar. Afaktan ziyade enfüse odaklanır. İlim ve feyz kaynağı olur.

1937 yılında askerdir. Üstad Kastamonu’ya sürgün edileli bir yıl olmuştur. Üstadın ismini ilk kez o günlerde duyar. Dünya yorgunluğuyla ruhu çalkalanmaktadır. Manen katmerli sıkıntılar içindedir. Sahil-i selâmete çıkaracak mürşid aramaktadır. Bir gün mâna âleminde “Aradığın mürşid geldi, yanına git” denir. Rüyadır, deyip aldırmaz. Bir yıl sonra yine “Beklediğin zatın yanına git” denir. O günlerde bir rüya daha görür. Her yer insandır. Yer-gök bir sesle çalkalanmaktadır. Dünya heybet ve azametle sallanmaktadır. Kalabalık akmaktadır. Feyzi’nin kalbi deli deli atmaktadır. Birden tırpanla ekin biçerken çıkan ses gibi müthiş bir ses işitilir. Kalabalık sese durur. Az sonra bir ses daha duyulur. “Açılın, zamanın vazifeli sahibi geliyor.” Başı göklere değen heybetli bir zat kalabalığı yara yara gelmektedir.

Uyanır. Rüyanın tesirinden günlerce kurtulamaz. Biraz açılmak için Nasrullah Câmii’ne gider. Buraya “dışarıdan gelen bir şeyh veya bir mürşid var mı?”, diye sorar. Var, derler; Üstad’ı tarif ederler. Rüyada bahsedilen olup olmadığını anlamak için Üstad’a gider. Avludan içeri girer girmez karşısında Üstad’ı bulur. Ve aleykümü’s-selâm kardaşım, gel, diyerek yanına çağırır. O an rüyadaki zatın o olduğunu anlar. Sekir halindedir. Kalbi yerinden çıkıverecek gibidir. Deniz gibi dalgalıdır. Sanki Kastamonu’yu Karadeniz istilâ ediverecektir. Hayli zaman sonra Karadeniz gibi durulur. Kendine gelir. Üstad’ın ayaklarına kapanmak ister. Müsaade etmeyince hürmet ve muhabbetle ellerini öper. Kıyamete kadar devam edecek İlâhî bağın kurulduğu andır. O an binler can verilecek kadar değerlidir. O an cihan verilecek kadar kıymetlidir. O anı hayatı boyunca unutamaz.

Üstad, İstikbalde Kastamonu’da kendisinin varisi olacak Feyzi’nin gelişinden son derece memnundur. Sarılır. “Hoş geldiniz, safa geldiniz kardeşim Mehmed. Ben buralara sizin için geldim. Kardeşim Feyzi ben seni bir yıl evvel çağırdım, niye gelmedin, bir yıl kaybın var…”

Bir süre sonra müsaade isteyip ayrılır. Döndüklerinde talebesi sözü aralar. ‘Hocam ilk görüşte ona bağlandınız, bu nasıl oldu?’ Feyzi kerameti ifşa eder: Ben medreseden çıkarken içimden ‘Esselâmu aleyküm Ey Said’ diyerek ona selâm verdim. Eğer gerçekten veli ise selâmımı alır, dedim. Sen de gördün ki, yanına vardığımda selâmımı duymuştu ve ayağa kalkıp selâmımı aldı.

O günden sonra Üstad’a pervane olur. Üstad, Hizb-i Nuri ve bazı Risaleler verir. Onu ilk önce 32. Söz celb eder. Okumaya başlar. O gece bir rüya daha görür. Büyük bir şose, büyük bir kalabalık, hava sümbülî, alacakaranlık… Asrın vazifeli şahsiyeti gelmektedir. Ekin biçildiğinde çıkan tırpan sesleri işitilir. Üstadın vazifeli zat olduğunu bir daha anlar. Yıllar sonra rüya gerçekleşir. Denizli Hapsine gönderilir. Rüyadaki yolun Denizli Hapsi yolu olduğunu görür. Üstad da oradadır.  Abası da aynıdır.

Üstad insanları eşref-i mahlûkata çıkaracak isimler verir. Mehmet Fevzi’nin Fevzi’sini de Feyzi yapar. Fevzi, Üstadla feyze erer. Kendi ocağını yakacağını, manevî sırlarını taşıyacağını hissettiği için Fevzi’nin yanına bir de “sır kâtibi” unvanını ekler. Üstadın Kastamonu hayatının en önemli şahidi olur. Üstad, Kastamonululara “Size kendi yerime Feyzi’yi bırakıyorum” diyerek nurlu adresi gösterir. Yüzlerce insan Feyzi ile Risalenin feyzine erer.

Üstad bir yıldır kâtipsizdir. Yazısı yavaş olduğundan birçok hakikat kaydedilmemiş, ilham uçup gitmiştir. Üstad bundan çok muzdariptir. Artık Feyzi gelmiştir. Kastamonu’da neşredilen Âyet-ül Kübra başta olmak üzere Münâcat, Hasbiye gibi beş, altı Risale’nin yazılışına şahitlik eder.

1943’te Üstad Denizli Hapsine gönderilir. Arkasından üst üste tutuklamalar gerçekleşir. Bunlardan biri de Feyzi’dir. Feyzi kelle koltukta, kefen boyunda karakol karşısındaki evde Üstad’a hizmet etmektedir. Risaleler’i okur, okutur, yazar, yazdırır. O gün imana ve ahlâka dair bir Risale’yi bir grup gence yazdırırken basılır. Akabinde tutuklanarak Denizli’ye gönderilir.

46 yaşında Efendimiz’in (asm) soyundan gelen Melek Hanımla evlenir. Birlikte hizmet ederler. Ömrünün çoğunu inzivada geçiren, Rabbi’nin rahmetiyle muamele ettiği, bebekler gibi pamuklu bezlerle sardığı Üstad’ın biricik Feyzi’si her büyük zat gibi maalesef zaman zaman ehl-i dünyanın baskı ve sıkıntılarına maruz kalır. Melekmisal Hatice’siyle her zorluğun üstesinden gelir. Evliliğinin 2. yılında Üstad dünyadan göçer. Artık Feyzi’yi Melek teselli edecektir. Ne var ki o da 1985 yılında Üstad’ın yanına gider. Feyzi’nin dünyayla bağı kesilir. İyice içine kapanır. Son iki yılını kabri andıran penceresiz, hücrevarî, karanlık bir odada geçirir. Gün geçtikçe annesinin, Üstadı’nın, eşinin en çok da soyundan geldiği Efendisi’nin (asm) hasreti arttıkça artar. Ölümün yakın olduğunu hisseder. Vasiyetini yapar. Annesinin ayakucuna defnedilmesini ister.

Ömrünü Üstadının yolunda insanlığın Mi’raca ulaşmasına adayan Feyzi, Mi’rac Gecesi’ne tekabül eden 4 Mart 1989 günü ikindi namazı için abdest alır. Abdeste ezanlar eşlik etmektedir. Kastamonu için ikindi, Feyzi için vefat vaktidir. Sular azalarından, ruhu bedeninden süzülür. “Allah, Allah” zikirleriyle Rabbine, Peygamberine, Üstadına, annesine ve Melek’ine kavuşur. 77 yıl önce rahmine düştüğü annesinin bu sefer kabrine, 30 yıl önce kalbine düştüğü eşinin kabrine düşer. Gümüşlüce’deki aile kabristanında annesinin ayakucunda, Melek eşinin yanında ebedî uykuya dalar. Ruhuna el-Fatiha.

Okunma Sayısı: 3143
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali R. Yardimoglu

    7.3.2018 20:48:33

    Rahmetullahi aleyh..

  • Gündüz Alp

    7.3.2018 11:51:15

    Sevgili kardeşim, Üstad gibi bir zatın feyiz kaynağından feyiz alan Mehmet Feyzi gibi şahıs ve şahsiyetleri bize tanıttığın, istifademize sunduğun için teşekkür ve dua ediyoruz. Eline ve yüreğine sağlık. Gittikçe çoraklaşan toplumsal yapı içinde, Risale-i Nur gibi feyiz kaynağından beslenenlere ne mutlu! Kutsalını yitiren, yitiğini (Molla Nasreddin'in iğnesini samanlıkta araması misillü) yanlış yerde arayanlar için, Mehmet Feyzi ve emsali zatlar ve onların hayatları hayatları bir yol göstericidir. Ve Denizli nasıl kutlu bir şehir ki, başta Bediüzzaman olmak üzere nice mübarek şahıslara aylarca hatta yıllarca ev sahipliği yapmış ve misafirhane olmuş. Kıymetini bilene! Selçuklu'nun Pervanesi gibi her şehrin de bir pervanesi vardır. Selam ve muhabbetle.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı