"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Nurun avukatı: Ahmet Feyzi Kul

Mustafa ÖZTÜRKÇÜ
02 Ağustos 2018, Perşembe
Çağını, yüksek şahsiyeti ve telifine mazhar olduğu Kur’ân hakikatleri şaheserlerinin zuhura başlamasıyla aydınlatan Bediüzzaman’a, o karanlık ve korkulu yıllarda, talebe olma mazhariyetine eren şahsiyetlerden birisi de, Ahmet Feyzi Kul’du.

 NUR MEKTEB-İ İRFANINDA, MUALLİM VE TALEBE MÜLÂHAZALARI - 10

Çağını, yüksek şahsiyeti ve telifine mazhar olduğu Kur’ân hakikatleri şaheserlerinin zuhura başlamasıyla aydınlatan Bediüzzaman’a, o karanlık ve korkulu yıllarda, talebe olma mazhariyetine eren şahsiyetlerden birisi de, Ahmet Feyzi Kul’du. Aydın havalisinde, Nurlar’ın müdafiliğini yaparak, o yüksek hakikatlerin kalp ve gönüllerde ma’kes bulmasına vesile olanlardandı. Korkmadan, yılmadan, muallimi olan Bediüzzaman’a bağlılığının yanı sıra, Nurlar’ı kendi malı gibi bilen bir Nur Talebesiydi.

Bediüzzaman’ın, onun için “Nur’un avukatı” dediği Ahmet Feyzi Kul’un, Üstadı’na ve Nur hakikatlerine olan ilgi ve alâkasını belirtirken, şu ifadeleri izhar eder. Der ki: “Risale-i Nur’un avukatı ve Aydın havalisinin Hasan Feyzi’si ve o civarın bir Hüsrev’i kardeşimiz Ahmed Feyzi, üç seneden beri Sikke-i Tasdik-i Gaybi’nin Risale-i Nur’a verdiği yüzer işaretle tasdik ediyor. Tam bir kat’î bürhan olarak hem hadislerden, hem âyetlerden mana ve cifir muvafakatleriyle Risale-i Nur’un şahs-ı manevisini pek kuvvetli bir surette ispat ediyor. Risale-i Nur’un şahs-ı manevisinin bir mümessili olan Nur şakirtlerinin şahs-ı manevisine bazı işaret-i hadisiyeyi, Nurun tercümanına veriyor. Hakikat ise, tercüman, bir derece telif itibarıyla, o şahs-ı manevinin bir nev’î mümessili olmak itibarıyladır. Yoksa haddim ve hakkım değildir ki, ben o kudsî işarete medar olayım.”1

Nur kudsî mekteb-i irfanında, büyük bir rükün teşkil eden Ahmet Feyzi Kul, hocası, muallimi ve üstadı olan Bediüzzaman’a  ve okun şaheserlerine karşı his ve duygularını dile getirirken, şu derin ve çok üstün manaları izhar eden şu ifadeleri kullanır. Der ki:

“Ey bakiye vasıl olmuş fâni! Ve ey matlubun bâb-ı rahmetinde oturan mahbub! Ve ey derecâtın ekmeli olan sıfat-ı abdiyete sülûk edebilmiş bahtiyar! Ve ey Şems-i Tâbân-ı Zülcemâlin karanlıklara aksettirdiği ziyâ-yı hidayet! Ve ey Habib-i Kuddûsün tarik-i ulviyetinde karanlıkları yararak uçan şehâb-ı şâşaanisâr! Hatîât ve mâsiyet deryasının korkunç dalgaları arasında inleyen, Hâlık-ı Kerîmin bunca iltifatını nankörlükle karşılamaktan başka bir vaziyeti bulunmayan bu ednâ-yı mevcudat, nail olduğun derece-i makbuliyetten bir katresinin olsun, kendine ihdasını senin şevket ve kereminden bekliyor. Ne olur, beni kendine alıp hizmetinle müşerref kılsan. Ne olur, Habib-i Kibriya’ya benim de kendisinin hizmetine intisabım için ve Onun uşşağının asgarî ve hikmet ve nurunun dellâlı olmaklığım için yalvarsan, ah! Her an ayaklarının altını öpmek ateşiyle mütehassir ve nalân, ahkar-ı mahlûkat. Ahmed Feyzi”2

Nur mektebi içinde, Bediüzzaman’ın his ve duygu dolu bu talebesinin izhar ettiği, terbiye ve nezaket dolu hakikatlerin manası oldukça etkili ve manidardır, diye düşünüyoruz.

Dipnotlar:

1- Emirdağ Lâhikası, s. 238.

2-Barla Lâhikası: Yeni Asya Neşriyat, s. 73.

Okunma Sayısı: 1276
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı