"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Üstad’ın izinden

Mustafa ÖZTÜRKÇÜ
25 Kasım 2018, Pazar
Seyahatların insan hayatına kazandırdığı, maddî ve manevî yönleriyle oldukça, faydalı izler bıraktığı tartışılmaz bir gerçektir.

Van yolu notları

***

”Seyahat edin sıhhat bulun” şeklindeki Hadis-i şerif bu hususta ölçü olarak değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyoruz. Biz de, bu kutsî değerlendirmeyi esas alarak, sıla-i rahim ve Üstad’a mekân ve makam olmuş serhat şehri Van ve çevresine bir seyahatte bulunduk. Van şehri, Bediüzzaman Hazretleri’nin hayatında mühim bir yer kaplar. Mübarek ömrünün gençlik yıllarından başlayarak, yirmi yılı aşkın bir süre Van’da ikamet eder. ”Vatanım” dediği ve aynı zamanda da, Âlem-i İslâm’ın merkezi kapsamında da değerlendirdiği Van, bu sebeple Bediüzzaman’ın hayatında önemli bir mekân olarak yer alır.  

Adilcevaz'a bağlı Erikbağı Köyü’nde Risale-i Nur dâvâsı uğruna şehid edilen Nevruz Çakan'ın mezarı

Van’a yaptığımız bir seyahat sonunda intibalarımızı siz değerli okuyucularla paylaşarak, ulaştığımız birçok bilgileri arz edelim istedik. Van’a vasıl olmadan, uçak seyahatimiz boyunca tefekkürümüze medar olan, gökyüzü ve yeryüzü sahifelerinde gördüğümüz, harika san’at eserlerini müşahede ile başlamıştı seyahatimiz.

Binlerce metre yükseklikte seyrederken, bulutların üzerinden geçiyorduk. Cenâb-ı Hakk’ın birer güzel eseri olan bulutların hikmeti ve faydalarına dair, Bediüzzaman Hazretleri’nin Âyet-ül Kübra adlı eserinde şu sözlerini tahattur edip okuyorduk. Şöyle diyordu Bediüzzaman:

“Atılmış pamuk gibi bu câmid, şuursuz bulut elbette bizleri bilmez ve bize acıyıp imdadımıza kendi kendine koşmaz ve emirsiz meydana çıkmaz ve gizlenmez. Belki gayet kadîr ve rahîm bir Kumandanın emriyle hareket eder ki, bir iz bırakmadan gizlenir ve def’aten meydana çıkar, iş başına geçer. Ve gayet faal ve müteâl ve gayet cilveli ve haşmetli bir Sultanın fermanıyla ve kuvvetiyle vakit be vakit cevv âlemini doldurup boşaltır ve mütemadiyen hikmetle yazar ve paydosla bozar tahtasına ve mahv ve ispat levhasına ve haşir ve kıyamet suretine çevirir.” 

Bediüzzaman'ın kendi el yazısı ile, Cem'ül Cevami kitabının derkenarına  yazdığı yazısı

Yolculuğumuz sırasında Arz âlemini seyrederken, yeryüzüne serili barajların meydana getirdiği güzellikleri ve göllerin, dağların süslediği yeryüzündeki azamet ve haşmeti karşısında, yine Bediüzzaman Hazretleri’nin şu eşsiz tefekkürü ihtiva eden ifadeleri geliyordu hatırımıza.

“Gökte, fezada, havada ne geziyorsun? Gel, ben sana aradığını tanıttıracağım. Gördüğüm vazifelerime bak ve sahifelerimi oku.” O da bakar, görür ki: Arz, meczup bir Mevlevî gibi iki hareketiyle günlerin, senelerin, mevsimlerin husûlüne medar olan bir daireyi, haşr-i âzamın meydanı etrafında çiziyor”. (7. Şuâ)

Bediüzzaman Hazretleri’nin ifadeleri eşliğinde kâinata bakıp tefekkür yoluyla ruhumuzu mânen doyurmanın ardından, Van’a vasıl olmuştuk.

Adilcevazlı Bekir Ağa ve yeniden onarılan mezarı..

Van’da bulunan akrabaları ve dostları ziyaretten sonra, ”Üstad araştırmaları” kapsamında, Van’ı ve çevresini gezerek kutsî Nur hizmetimiz bağlamında çalışmalarımızı sürdürdük. 

ÜSTAD’A BEDİÜZZAMAN İSMİNİN VERİLMESİ

Üstad Bediüzzaman “Emirdağ Lâhikası” adlı eserde, kendisine verilen Bediüzzaman unvanıyla alâkalı olarak şöyle bir değerlendirme yapar;

“Meraklı kardeşimiz Refet Bey, Bediüzzaman-ı Hamedani’nin üçüncü asırdaki vazife ve te’lifatı hakkında malûmat ister. Ben o zat hakkında yalnız harika zekâveti ve kuvve-i hafızası bulunduğunu biliyorum. Elli beş sene evvel üstadlarımdan Siirtli Molla Fetullah Eski Said’i ona benzetmiş, onun o ismini ona vermiş.” (Emirdağ mektuplarından)

Bediüzzaman Hazretleri’nin kendisine verilen bu unvanına dair daha birçok yerlerde beyanları bulunmaktadır. Bunlardan birisi Şuâlar’da şöyle geçmektedir: “Bütün kıymet ve hayat ve şeref, o çekirdekten çıkan şecere-i Risale-i Nur ve mu’cize-i mânevîye-i Kur’âniye’ye geçmiş biliyorum. Ve öyle itikad ettiğimden, i’câz-ı Kur’ânî hesabına izhar ederim. Bütün kıymet, bir mu’cize-i Kur’âniye olan Risale-i Nur’dadır. Hattâ, eskiden beri taşıdığım Bediüzzaman ismi onun imiş, yine ona iade edildi. Risale-i Nur ise, Kur’ân’ın malıdır ve mânâsıdır”. (Şuâlar; 646) 

Kur’ân’dan süzülen Risale-i Nur hakikatlariyle özdeşleşen Bediüzzaman Hazretleri’nin bu harika unvanı ile alâkalı daha birçok yerlerde değerlendirmeler mevcuttur.

Bir çok hususiyetlere malik olan Bediüzzaman Hazretleri bu  unvanın dışında daha bir çok unvan ve lâkâbla da yâd edilmiştir. İbn-i Mirza, Said-ül Meşhur, Meşhur Molla Said, Eh’ ül acaib, Ebu Lâ Şey, Garibüzzaman, Şah-i Merdan Bediüzzaman Hazretleri gibi…

CEMÜ’L CEVAMİ KİTABI, ”BEDİÜZZAMAN“ ÜNVANINA ŞAHİTTİR

Cemü’l Cevami, Şafii Mezhebi’ne dair yazılmış bir kitaptır. İki yüz altmış küsur bir sahifeden ibarettir. Bediüzzaman Hazretleri’nin gençlik yıllarında bir haftada ezberlediği bu kitap, halen Van’da bulunmaktadır. Van’a bağlı Gürpınar İlçesinin Kiril Köyü’nde oturan Şeyh Salih Efendi’de bulunan, ancak vefatından sonra oğluna verilen kitap, Van’ın Haçort Mahallesi’nde oturan Molla Muhammed Şefik Efendi’de bulunmaktadır. Kendisiyle, uzun yıllar önce bir Van seyahatinde kısaca görüştüğümüz Şefik Efendi, babasından yadigâr kalan bu kitabı büyük itina ile saklamaktadır. Bu kitabın en önemli özelliği, Bediüzzaman’ın bu kitabı bir haftada ezberine alışı ve üzerine de kendi imzasını atmış olmasıdır.

KİTABI İLK OLARAK NASIL BULDUK?

1973 yılının karlı bir kış günüydü. Dostum N. Şahiner ile, aslen Bitlisli olup Van’a yerleşen sonra da Bursa’ya avdet eden ve Bediüzzaman’ı da sağlığında defalarca ziyaret eden Hacı Raşit Övet Ağabeyle birlikte Gürpınar’a bağlı Kiril Köyü’ne gitmiştik. Kitabın bulunduğu Şeyh Salih Efendi’nin konağında misafırliğimizin akabinde ısrarımız üzerine kitabı almış, Üstad’ın yazdığı sayfadaki el yazısı ve imzalı kısımlarını Van’da fotokopi çektikten sonra tekrar kendilerine iade etmiştik..

Kitap kalınca bir muhtevaya sahiptir. Molla Fetullahın Medresesi’nde kaldığı yıllarda bu kalın kitabı Bediüzzaman Hazretleri bir haftada ezberinin ardından, “Bu kitabı bir haftada ezberledim” diyerek Arapça yazısı ve imzası bulunmaktadır. Bu kitap, Üstad Hazretleri’nin “BEDİÜZZAMAN” unvanına şahitlik ediyordu.

Şeyh Salih Efendi’nin oğlu Molla Muhammed Şefik ile, yıllar sonra Van’da buluştuk. Kendisiyle bu defa görüşmemize sebep olan Arabistan’da  birlikte olan, Bursa’da Yeni Asya Vakfı’nın müdavimlerinden olan Nuri Algın Bey’in tavassudu olmuştu. Van seyahatimizde buluştuğumuzda, kitabı maddî değeri karşılığında bize vermesini, bizim de bu şaheseri Risale-i Nur Enstitüsü’ne meccanen bağışlayacağımızı istirham ettikse de, kitabın üvey annesinde olduğunu, kendisine vermediğini, alması halinde bize vereceğini ifa ettikten sonra kendisinden ayrıldık.

VAN’DA BİR SON ŞAHİT

Ahmet Çobanözü, Van’da tanıdık bir simaydı. Daha önce telefon yoluyla randevulaşarak, Van’ın Ulu Camii’nde bir öğlen namazı vakti karşılaşmış, hasret gidererek, Üstad’la alâkalı hatıralarını istirham ederek, yazmak istediğimizi de ”Başımla beraber” deyip, ”Baş, göz üstüne kardeşim” diyerek eklemişti. Isparta’da askerlik vazifesini sürdürürken, Bediüzzaman Hazretleri’ni ziyaret ederek görüşmüş bir son şahitti.

Şunları söylüyordu, Ahmet Çobanözü:

“1934 yılı Van doğumluyum. 1955-57 yılları arasında Askerliğimi, Isparta’da yaptım. O yıllar içinde defalarca Üstad’ı ziyaret etme imkânı buldum. Vanlılarla çok alâkadar olurdu. ”Elhamdülillah Van’da talebelerim çoğalmıştır.” diyordu. Benimle Van’daki talebelerinden olan, Molla Hamid, Hamid Kuralkan, Çaycı Emin ve Cahit Ünsal’a selâmlarımı söyle“ diyordu.

Üstad, sık sık Eğirdir taraflarına giderdi. Her gittiğinde bizim tugayın önünden geçerdi, askerler de onun geçtiğini görünce hep selâma dururlardı. Asker arkadaşlarım da, bu arada bana takılırlardı ”Bak senin şeyhin gidiyor” diye tebessüm ederlerdi. Üstad’ı onlar da çok severdi. Tugay komutanımız Fevzi Okan da onu çok severdi.

Van'da son şahitlerden bir şahsiyet, Ahmet Çobanözü

O yıllarda, Üstad’ın yanında, Zübeyir, Sungur, Bayram ve sonradan Üzeyir Şenler kalırdı.

Çoğu defa ziyaretçileri kabul etmezdi. Ama Vanlıları kabul ederdi.

Ziyaretimin birinde, Merhum Zübeyir Ağabey vardı. Gittiğimde “Ahmet gel” demişti, hemen gittim. Üstad’ı o yıllarda ziyaret etmekten dolayı çok sıkıntılar çekmiştim. Ama Üstad hasreti bu sıkıntıları bana unutturuyordu. Allah ondan razı olsun. Büyük bir şahsiyetti. Onu görmek, sohbetinde bulunmak büyük bir mazhariyettir diyorum.

1957’de Demokrat Parti seçimi kazanmıştı, fakat Van’da ağaların baskısıyla Halk Partisi’ni kazandırdılar. Bunu Üstad’a söyledik çok üzüldü” vah,vah vah..” diyerek üzüntüsünü belirtmişti.

Üzeyir Şenler’le de çok hatıralarımız oldu. Allah Üstad’dan razı olsun, onun eserlerinin bütün dünyada ve ülkemizde çok sık ve merakla okunması ve hakikatlerinin yaşanması, bizim en büyük sevinç ve mutluluk kaynağımızdır.”

Adilcevazlı Bekir Ağa’nın mezarının etrafını çevirterek önem veren, Adilcevaz Belediye Başkanı Necati Gürsoy’u makamında ziyaret ederek görüştük

ADİLCEVAZ’LI BEKİR AĞA, ADİLCEVAZ BELEDİYE BAŞKANI NECATİ GÜRSOY

Adilcevaz, Bitlis’e bağlı olup Van Gölü kıyısında şirin bir  ilçedir. Ceviz yetiştiriciliği ile öne çıkan Adilcevaz’ın cevizleri iri ve ince kabukludur. Bu yüzden, oldukça ilgi duyulan bir nimet olarak Adilcevaz’ın tanıtımında rolü büyüktür.

Daha bir çok güzel özellikleri bulunan Adilcevaz’ın öne çıkmış en önemli bir hususiyeti de, Bediüzzaman’ın sadık talebelerinden olan Abdulceliloğullarından Bekir Çelik’in mezkûr yerde manevî yönüyle ilgi ve alâkaya mazhar oluşudur.

Bediüzzaman Hazretleri’ne Barla yıllarında talebe olarak ona hizmette kusur etmeyerek büyük bir fedakârlık içinde çalışan Adilcevaz’lı Bekir Ağa’nın Adilcevaz‘daki, Trakbul (cevizli) mahallesindeki mezarı, yeniden onarılarak koruma altına alınıp yeni şekliyle ziyarete açıldı.

“Abdulceliloğullarından, Emrullah oğlu Bekir Ağa, Nam-ı diğer, “Bekir Bey” olarak da bilinen Bekir Çelik, ümmi olduğu halde, en zor ve sıkıntılı devirlerde, Risale-i Nurlar’ın yayılmasında büyük gayret ve fedakârlıkları olmuştur.

Risale-i Nur eserlerinden olan, Lâhika mektuplarında birçok mektupları bulunan Bekir Ağa, aynı zamanda saff-ı evvel talebelerindendir.

Yine, Lâhika mektuplarında, Bediüzzaman Hazretleri’nin de ona hitaben yazdığı mektupları bulunmaktadır.

Bediüzzaman Hazretleri’yle birlikte, Eskişehir Hapsi’nde de yatan Bekir Ağa, 1869 Adilcevaz doğumlu olup, 24 Nisan 1961 yılında vefat etmiştir.

Adilcevaz’da bulunan mezarı, Belediye Başkanı Necati Gürsoy’un talimatiyle yenilenmiş koruma altına alınarak ziyarete açılmıştır.

 Bekir Ağa’yı araştırmak maksadıyla gittiğimiz Adilcevaz’da, yıllar önce elde ettiğimiz külâhlı bir fotoğrafının yanı sıra, ailesi hakkında muhtelif bilgilerini topladığımız ve hakkında gazetemize yazılar yazdığımız Bekir Ağa’nın asıl mesleği çerçilikti. Köy köy gezerek, Risale-i Nurlar’ın neşrine ve okunması yönündeki faaliyetlerine de şahit olduğumuz Bekir Ağa’yı küçük yaşlarımızda görenlerdeniz.

Adilcevaz’a bağlı Erikbağı (Köçeri), (ki, bizim köyümüzdür) Köyü’ne gelerek, köyümüze Risale-i Nurlar’ın girmesine vesile olan Bekir Ağa’nın Adilcevaz’daki mezarını ziyaretimizden sonra, Adilcevaz Belediye Başkanı Necati Gürsoy’u makamında ziyaret ederek sohbet imkânı bulduk.

Çevre halkının ve kendisinin Bekir Ağa hakkında iyi intibaları bulunan Necati Gürsoy, Trakbul Mahallesi’nde bulunan Bekir Ağa’nın mezarını yenilemiş, etrafını onararak güzel bir hizmette bulunmuştur.

Bekir Ağa’nın ilçemizin mana erlerinden biri olduğunu, Bediüzzaman’a talebe olma mazhariyetine eren Bekir Ağa, Adilcevaz’ın manevî dinamiklerinden önde gelenlerindendir, onu çok seviyoruz..” diyerek görüş ve düşüncelerini de bizimle paylaştı..

Bu örnek davranışı dolayısıyla çevrede taktir toplayan Belediye Başkanı Necati Gürsoy’a, bu vesileyle biz de, tebrik ve teşekkür ederek makamından ayrılmıştık..

Adilcevaz araştırmalarımızı bitirdikten sonra, Gazetemizin Erciş Temsilcisi Ali Sinoğlu’nu ziyaret amacıyla Erciş’e gittik.

Van depremi sırasında en çok mağdur olan, Erciş ilçesi, halen tam anlamıyla toparlanmış sayılmaz olarak gördük. Yeni yapıların yanı sıra halen yıkık bina manzaralarıyla karşılaşılan manzaralar mevcuttur.

Ali Sinoğlu’nu ziyaret maksadıyla giriş yaptığımız Erciş’te bizi ilk karşılayan Kör Hüseyin Paşa’nın torunu Mustafa Suphandağı olmuştu.

Kendisinin yakın ilgi ve alâkasını gördüğümüz Ali Bey’i ziyaret için kendisine ait işyerine giderek görüştük. Ağabeyinin de yanında bulunduğu sırada, çaylarımızı yudumlarken, Erciş’teki Nur hizmetleri sohbetimizin konusu olmuştu.

Her yerde olduğu gibi şevk ve aşkla manevî hizmetlerini aksatmadan devam eden Ali Bey’i ziyaretimizden sonra Van’a gitmek üzere yola çıktık. 

”BEDİÜZZAMAN’IN RESSAMI” OLARAK TANINAN  HÜSEYİN AYÇA İLE BİRLİKTE

Seyahatımızın son durağında, Van’da ”Bediüzzaman’ın  ressamı” olarak da bilinen, işini ve san’atını çok güzel icra eden Hüseyin Ayça’yı, kendine ait işyerinde ziyaret ederek sohbet ettik. 

Van’da, nezih karakteri, olumlu yaklaşımları ve efendi sıfatlarıyla tanınan ve sevilen Ressam Hüseyin Ayça’nın Bediüzzaman’a ait mekânların yanı sıra, Van’ın tarih ve kültür değerlerini fırçasıyla gün yüzüne çıkardığını gördük. Bu vesileyle iyi bir san’atçı olarak da tanınan Hüseyin Ayça, aynı zamanda Yeni Asya Neşriyatın yayınladığı “Bediüzzaman takvimi”nin resimlerini de çizerek, Bediüzzaman’ın Van’daki mekânlarını tanıtmada bir ilke de imza atmıştır.

Kendisini işyerinde bu çalışmalarından dolayı tebrik etmiş, sıcak alâkasından dolayı da oldukça memnun kalmıştık.

Hüseyin Bey’in öne çıkan bu güzel husûsiyetlerine bir de misafirperverliğini eklemek gerekmektedir. Zira, bizimle yakın alâkadarlığı, kendi arabasıyla, bir çok mekânı gezdirmenin yanı sıra, Van’a bağlı Edremit ilçesini de gezdirme nezaketinde bulundu. Edremit, Van’ın büyükşehir olmasıyla birlikte merkez ilçe statüsüne geçmiş, Van Gölü kenarında şirin bir ilçe halini almıştır.

Edremit’in bir özelliği de, Bediüzzaman Hazretleri’nin Birinci Dünya Harbi vukuu bulmadan evvel, Van Gölü’nün kıyısında, gölün bir burun kısmında, adına “Medresetü’z zehra” dediği eğitim müessesesinin temelini attığı bir mekân olmasıdır.

Hüseyin Bey, bizi bu mekâna da götürerek orayı yakından gezmemizi de sağlamıştı.

Mezkûr mekânın valiliğe ait yazlık mekân olarak kullanıldığını gördük, birkaç fotoğrafını çekerek oradan ayrıldık.

Hüseyin Bey’in, ressam olarak imza attığı bir eseri de, Van’ın Beşyol mevkiinde yüksek bir yere asılı olarak duran Bediüzzaman Hazretleri’nin Sözler adlı şaheserinin kapağını çizmesi olmuştur.

Kendisine teşekkürlerimizle birlikte başarılarının devamı dileğiyle ayrıldık.

Etiketler: Van, Bediüzzaman
Okunma Sayısı: 2450
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali Tam

    25.11.2018 15:42:13

    Gayet güzel ve lezzeti ile ruhu doyuran bir makale tesekkürler. Bu tür seyahat izlenimleri hasseten merhum ve muazzez Üstadimiz Bediüzzaman Hazretlerinin iz biraktigi yerlerden nakiller bizim icin cok degerlidir. Gecen hafta Adilcevaz semasinda coklar tarafindan gayet kesif takke üzeri sarik gibi mustakil bir bulut görüntülenmis. Sübhan Dagina yakin bu görüntülere Sübhanallah dedik. Mübarek beldeler olarak oralari görmeden seviyoruz. Sizin kaleminiz de aklimiza yüce degerleri sekillendirdi. Allah razi olsun.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı