"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Canlıların dünyası

Muzaffer KARAHİSAR
18 Ekim 2016, Salı
Hisler, duygular, ümitler, arzular, hayaller ismini bilmediğimiz binlerce zahiri ve batini latifeler, sırlar, duygularla donatılmışız.

Bunların bir kısmı verilmeseydi varlığını, faydasını, ne işe yaradığını ve nasıl bir şey olduğunun farkına bile varamazdık. Var olanlarla yetinmekten başka bir şey gelmezdi elimizden.

Başka canlılar, insanlarda olduğu kadar maddi ve manevi zenginliklerden mahrumlar. Onlar, yaşantılarında kendilerine verilenlerle yetinmekteler. Yine de yaşantılarıyla, hisleriyle, zekâlarıyla, yetenekleriyle insanları hayran bırakan duyarlı, dostane, harika, sempatik algıları, hareketleri, davranışları var. 

Geçtiğimiz yaz tatilinde, Ela Nur ve Elisa kardeşler, şehrin kasvetli, boğucu, gürültülü ve beton yığınlarını andıran binaların sıkıcı dünyasından uzaklaşmanın sevincini yaşadılar. Kaldıkları devre mülkte berrak gökyüzünün altında, yeşil çimenlerin, renkli çiçeklerin, temiz havanın ve insana huzur veren sükûnetin, sadeliğin içinde koşup oynarken sevinçten, mutluluktan rüya da gibi hissettiler kendilerini.

Bahçedeki ağaçları, çiçekleri sulamanın yanı sıra hayvanlarla dostluklar kurmak, su ve yiyecek verip bakmak, ilgilenmek yarışına girdiler. Bu ilgiden kuşlar, karıncalar, kediler, köpekler bol bol nasiplerini aldılar. Hele fındık ismini koydukları sempatik, yavru köpek, onların sevgisine, ilgisine karşılık vermeye başlayınca gece gündüz dilden düşmeyen sevimli bir maskot, eğlenceli bir arkadaş, sadık bir dost oluverdi.

Onu yıkayıp temizlemek, sevip okşamak, en iyi yiyeceklerle beslemek, bahçede hazırlanan özel bir köşede uyutmalar, daha neler neler…. Nereye gitseler, ne yapsalar fındık yanlarında olmadık şımarıklıkları, muziplikleri, oyunları, gösterileri yapmakla meşgul. Onlar ip atlarken ipin ucundan asılmak, yarışırken arkalarından koşmak, parktaki kaydıraklarda, salıncaklarda beraber kaymak, sallanmak… 

Fındık’ın annesi ara sıra emzirmeye gelirdi, yavrusunun karnı tok olduğundan ve çocuklarla olan şamatalı yaşantısından annesine dönüp bakmazdı. Zaten çocuklarında istediği buydu. Bir an bile ondan ayrılmak istemezlerdi. Fındık’ın duruşundan, bakışından, yatışandan anlam çıkarıyorlardı. Bazen de beni senden çok seviyor rekabeti başlardı. Bir birlerine benim sözüme daha çok bakıyor, benim komutumu yerine getiriyor atışması yapılırdı…

Tatil zamanının sonuna doğru küçüklerde Fındık’la ilgili telaş, endişe başladı. Ayrılınca yavru köpeğin soğukta ne yapacağı, nasıl vakit geçireceği, yiyeceğini nasıl temin edeceği düşüncesi onların küçücük kalplerindeki merhamet duygusuyla acıyıp üzülüyorlardı.

Bir ara akıllarından Fındık’ı evlerine götürmek geçse de apartmanlarda köpek beslemenin zorlukları, komşuları rahatsız etme endişesi ve daha önemlisi yavru köpeğin annesinden, çevresinden ve alıştığı hür ve serbest hayattan götürüp apartmanın bodrumundaki karanlık kömürlüğe hapsetmenin yanlışlıkları anlatılmıştı kendilerine.

Neşeli oyunlar, koşuşturmalar, yarışlar, sevinçler yerini durgunluğa ve Fındık’tan ayrılmanın üzüntüsüne dönüşmüştü. Hele tatile gelmiş bazı merhametsiz insanların, yiyecek bekleyen aç kedileri tekmeleyerek kovduğu, köpeklere antipati duyduğu için havlamasından rahatsız olup taşla, sopayla bağıra, çağıra kovaladıkları, olmadık eziyetleri ettikleri kötü durum, akıllarına geldikçe üzüntüleri bir kat daha artıyordu. 

Bunların hiç birini bilmeyen Fındık onlara garip oyun çıkarmalar, şımarıklıklar, kuyruk sallamalar, konuşuyormuş gibi öylesine havlamalar, mızıldanmalarla sevgisini, bağlılığını, sadakatini gösteriyordu.

Ayrılık gün gelip çatmıştı. Herkes evdeki eşyalarını toplayıp bavullara doldururken Ela Nur ve Elisa kardeşler, Fıdık’a son yemeğini verip vedalaşacaklardı ama fındık ortalıklarda yoktu. Yiyeceğini köşesine koydular ve buruk bir şekilde içeriye girip eşyalarını toplayıp yola koyuldular. Tatil köyünün çıkış kapısındaki yolun kenarında Fındık onları bekliyordu. 

Baba’sına aracı hemen durdurmasını söylediler. Fındık, onların gideceğini hissetmiş ve uğurlamaya gelmiş gibi orada duruyor, kuyruk sallıyordu. İki kardeş koştular Fındık’ı sevdiler, başını okşadılar, yine geleceklerini söylediler! Ayrılırken Elisa, “Biz ayrılıyoruz. Hadi bakalım pati ver.” Deyince Fındık, öğretilmiş gibi patisini uzattı, vedalaştılar. Tekrar arabaya bindiklerinde Ela Nur ve Elisa’nın süzülen gözyaşlarını Fındık gördü mü? Bilinmez, ancak kulaklarını sallaya sallaya, nefes nefese bir süre arabanın arkasından umutsuzca koştu, koştu…

İki kardeş, gözden kayboluncaya kadar sadık dostlarına bakıp el salladılar… 

Okunma Sayısı: 762
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı