"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Çiçek mevsiminde Barla

Muzaffer KARAHİSAR
17 Nisan 2018, Salı 01:05
Bütün tabiatın çiçek renkleriyle boyandığı zamanındayız.

Her çeşit kır çiçekleri arzı kaplar, ağaçları süsler bu mevsimde. İnsan gözünden duygularına, hissiyatına ve ruhunun enginliklerine kadar renklerin coşkusu sirayet eder. Güzelliklere müştak olan insan fıtratı; süslü, renkli sanatlarla yeryüzünü tanıtan, kâinatı konuşturan, güzellikleri okutan ilahi aşkın tefekkürünü idrak eder Cennetasa baharda. 

Bahar aynı zamanda seyahat mevsimidir. Her yıl otobüs dolusu katılımcıyla yaptığımız mutad Barla seyahatleri, çiçeklerin açtığı renk mevsiminde gerçekleşirdi. Kış günlerinde fazla dışarıya çıkmayan şehir insanı, köhnemiş menfaat asrında, maddenin, menfaatin zihinleri bulandırdığı monotonluktan, yeknesak bir hayattan, kasvetli beton yığınlarının içinde hapis, bunalmış ruhlarına nefes aldırmak ihtiyacı duyarlar. 

Anadolu topraklarında, tabiatın canlı sinesinde neşelenmek, güzel manzaraları tefekkür etmek, temiz havada nefes almak, berrak sularından kana kana içmek…  Aile fertleriyle çoluk çocuk doyasıya gezmek, eğlenmek, dinlenip ferahlamak için yapılacak o sevinçli seyahat günü iple çekilir. 

Hele bu yolculukta gidilecek yerin adı Barla ise, sormayın gitsin! Şevk-i cezbe ile zikr-i İlahiyi terennüm eden dağların ihtişamı, çamların kokusu, gölün mavi enginliği, ufuklarda uzayıp giden derinlikler, bulutların uzaklara süzülerek uçmaları, kırlarda çiçeklerin içimizi okşayan tatlı renkleri.

Yeniden hayat bulan, canlanan, kusursuz yaratılan tabiatta kuşlar, kelebekler, arılar, karıncalar… Tarifi imkânsız güzellikler, sahibinin isimlerinin tecellileriyle sarar etrafımızı… Daha Barla’ya varmadan içimizde sevinç çığlıkları belirir. Manevi bir iklimin lahuti zenginlikleri kuşatır duygularımızı. 

Barla’da ziyaret yerlerine vardığımızda bir heyecan, bir telaş başlar! Yolun sol tarafındaki temaşa, tefekkür ve dinlenme mekânı Cennet Bahçesi genelde sona bırakılır. Sağ taraftaki hediyelik eşya, çay ve gözleme kulübeleri hızlı geçilir. Yokuş başına yönelince camiye varmadan sağda, dört direk üzerine bina edilmiş, direklerin arasına duvar örülmemiş, yüksekte kartal yuvası gibi duran ahşap bir ev nazarımıza çarpar, geçeriz. 

Bir an önce Üstadın evine ulaşma sevinci, dikkatimizi beş asırlık Çınar ağacının heybetine, coşkun akan çeşmeye ve yaşlı kadınların sattıkları çeşitli köy ürünlerine yöneltir. Taş merdivenlerden çıkılır. Tarihe tanıklık etmiş nurlu evde Bediüzzaman’ın hatıra izlerini taşıyan odalara ve ders salonuna hürmetle, edeple girilir. Risale-i Nur’dan okunan bahisler huşu verir iç âlemlerimize. Müstesna mekânların insanlara nasıl huzur verdiğini, manevi iksirlerin kirlerden nasıl arındırdığı hissedilir...  

Barla ‘da kısa sürede, guruptan kopmadan telaşla peşpeşe yapılan bir dizi Musmescidi, , Cennet Bahçesi, mezarlık ziyaretleri… Namaz, ibadet, dua, tesbihatlar sonrasında…  Eğirdir gölü kenarında piknik ve dinlenerek zaman geçiyor… Çam dağlarından üstümüze doğru uzayıp gelen ikindi gölgesi ve batı ufkundaki kızıllıklar akşamın yaklaştığını haber verir. 

Barla’nın nurlu menzillerinde zaman rüzgâr gibi uçar gider. Onun için rahmetli Hilmi Doğan: “Mümkün olsa kalacaktım bir ömür boyu Barla’ da.” demiş.   

Dönerken otobüste o gün yaşadıklarımız, gözümüzün önünden geçer. Yeşil sarmaşıkların kuşattığı Yokuşbaşı Camii minaresinin yakınında, duvar örülmemiş ahşap direkler üstüne kondurulmuş, gökyüzündeki boşluktan uçuverecekmiş gibi görünen eski evi hatırladıkça ürperirim. Her gidişte başımı kaldırıp baktıkça o evin penceresinden bakan, gelip geden ziyaretçileri seyreden, bazen el sallayan yaşlı, acuze bir kadın görürdüm. Orada ne yer, ne içer, o yüksekliğe nasıl iner-çıkar merak ederdim.

Oturduğu yerden Üstadın evi, önündeki Çınar’ın dalındaki tahta menzil, Cennet Bahçesi ve uzaklarda sıra dağların heybetli manzaraları görünüyordu. Son zamanlarda o ahşap evde yaşlı teyze görülmez oldu. Giriş kapısına da siyah bir kilit vurulmuş. 

Aslında küçük bir hediye ile asra yakın yaşamış, acuze teyzeyi niçin ziyaret edip gönlünü almadık? Güler yüzlü Barla insanından yardım alıp görüşmedik? Geceleri Çınar ağacındaki hususi mekânda ibadet ve tefekkür ederek sabahlayan, onların tabiriyle “Huca efendiyi” ona niçin sormadık, anlattırmadık? 

Belki genç nesillere anlatacakları vardı. Bediüzzaman’ı uzaktan da olsa görmüş, yaşantısına tanık olmuş mübarek bir fani bildiklerini, gördüklerini ebediyete alıp götürmesi… Peş peşe gelen sorular zihnime takıldı. 

Bir taraftan gülüş çığrış, ilahilerle, marşlarla sevinçle yaptığımız seyahat, ziyaret mekânlarından aldığımız manevi haz; bir taraftan da eksikliğimin, ihmalimin verdiği pişmanlıkla hayıflanmam.

O gün, aynı anda iki ayrı duyguyu birlikte yaşamıştım.

Okunma Sayısı: 1496
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı