"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Gönül aynasındaki renkler

Muzaffer KARAHİSAR
09 Ekim 2018, Salı 00:10
Hayata her noktadan pozitif bakan, olumsuzlukları gülerek karşılayan, telaşsız, korkusuz, kuşkusuz insanlar vardır.

Hatta karşılaştığı zorlulukları aktarırken, esprilerle sohbete renk katarlar. Anlattıkları olayları el, kol hareketleri ve yüz ifadelerindeki mimiklerle desteklerler. Süratli, hızlı, etkili konuşma gücü ve ifade zenginliği olan insanları dikkatle ve sabırla dinleyenler, anlatanı tanımaya çalışırlar. Bu anlatılanlardan elde edilecek intibalar, sonuç çıkarmayı kolaylaştırır. Her zaman anlatımda kişilikle fikirlerin örtüşmesinin makbul olduğu söylenir. 

İnsan kendi âleminde çok bilinmezleri olan bir meçhuldür. Derinliklerinde hayalleri, umutları, düşleri, idealleri, emelleri ebede kadar uzanır… İnsanların iç dünyalarında neler yaşadıkları bilinmez. Bazen sakin görünen simanın benliğinde fırtınalar eser. Bazen de asık çehrenin gerisinde engin şefkat, derin merhametler gizlidir.     

O seri konferanslar veren bir hatip değil. Meşhur bir fikir adamı, yazar da değil. Siyasi, içtimai, sosyal bir misyonun, sivil toplumun temsilcisi de değil. Rütbesi, makamı, mevkisi, menfaati yok. Kimsesizliğin duygularını tatmış, bütün acılarını yaşamış ve ham iken pişmiş, yanmış bir gönül erbabı.

Uzun yıllar geçti tanışmamızın üstünden. Çocukluğu yuvada geçmiş. Küçük yaşta babası vefat edince hayata bir yanı eksik, öksüz başlamış. Cengiz’in kurumda bakımı devamı ederken, elinden tutup götüren olmadığı için beş sene annesinin yanına izinli gidememiş. O, mahrumiyetle mutluluğu; mağduriyetle müferrah olmayı, iyi-kötü, güzel-çirkin gibi bütün zıtlıkları kendi iç dünyasında birleştirip mezcetmeyi;  yaşadığı olaylar, hayat şartları ona öğretmiş. 

Hayattan edindiği tecrübeleri genç kuşaklara ustalıkla aktarmasıyla bilinir. Cengiz, yetiştirme yurdundan reşit olup çıktığı sene, yine başka bir yetiştirme yurdunda teknisyen olarak işe başlar. Biraz bocalar, gelgitler yaşar. Sonra yurtta koruma altında kalan çocuklarla diyalog kurar, hasbihal eder. Onları spora, sosyal faaliyetlere yönlendirir, rehberlik eder. Başarılı olmaları için kendi hayatından kesitler aktarıp örnekler vererek onlara rol model olur. 

Yıllar içinde artık bu iyilik hizmetlerinin zevkini almış, usta konumuna gelmiş gönüllü neferlerdendir. Cengiz, onlar için teknik personel değil; bir kardeş, bir ağabey, bir baba, bir psikolog gibi uzun yıllar kurum çocuklarına fahri hizmet etmiş, hayatını adamış, emek vermiş bir isimsiz kahraman.

Bir vesile ile son görüşmemizde, geçen sene sekiz gün yoğun bakımda yattığını kendi üslubu ve esprili tarzıyla anlatıyordu: 

“Allah beni çok seviyor. Yoğun bakımdan sonra verdiği sıhhat, afiyet ve hayat nimetlerinden anladım bütün bunları. Dokuz yüz kan şekeriyle, sekiz gün yoğun bakımda kaldıktan sonra bak, sapa sağlam ayaktayım.  

Gözümü açtığımda bilmediğim bir yerde serumlar, iğneler, ışıklar, aletler, cihazlar ve kıpırdamadan yatan insanlar vardı. Vücudumun her tarafına cihaz bağlanmış, mecalsiz, hareketsiz yatıyorum. Gözümün ucuyla baktım, yan tarafta bir kişi paspas yapıyor. Ona bura neresi, diye sordum! Yoğun bakımda olduğumu öğrendim. Yani ölümle hayat arasında soğuk, sıkıcı, sessiz bir yer. Sigara ve çay istedim! Sigara olmaz ama çayı hemşireye sormam lazım, dedi.   

Etrafımı tanımaya çalışıyorum. Herkes beyazlara bürünmüş cenaze gibi orada öten cihazlardan başka ses seda yok. Sağ yanımda kel kafalı bir amca vardı. Karşıda bıyıklı bir kimse, öbür tarafta bir teyze yatıyordu. Onun ara sıra sesi çıkıyor, konuşuyordu kendi kendine. Ertesi gün oradaki insanlar değişiyordu. Kel kafalı amca ne oldu diye sorduğumda, sizlere ömür diyorlardı. Ya bıyıklı? O da ölmüş… 

Baktım gelen gidiyor, giden gelmiyor! Ölenleri hemen götürüyorlardı. Giden on kişi kadar olmuştu. Paspasçıyla şaka matrak ahbap olduk. Beni ne zaman götüreceksin, diye sordum. “Nereye?” dedi. “Morga” dedim! Epey güldü… 

Yoğun bakımda ölü gibi yatmaktan usanmıştım. Görevlilerin olmadığı bir anda üzerimdeki bütün cihazları tek tek söktüm. Sonda gibi çıkmayanları belime dolayıp kendime çatıda zula bir yer buldum! Kendime küçük bir serbestlik fırsatı tanıdım.  Dönüşte baktım herkes telaşla beni arıyor! Hemşire “Neredesin seni arıyoruz?” sorusuna rahat ve sakin bir ifadeyle, “Çay-sigara molası!” dedim…  Yüzünde karışık vaziyette öfke ile gülme ifadeleri vardı.          

Anlattıkları, söyledikleri ve yaptıklarıyla ıssız ve kimsesiz bir yolda yalnız başına yürüyordu. Gönül aynasında, kimsesiz çocuklardan yansıyan yığınlarca ışıltılar, renkler ve çiçekler vardı…

Okunma Sayısı: 1414
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı