"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İyilik yapmak

Muzaffer KARAHİSAR
10 Nisan 2018, Salı
Cuma namazı çıkışında caminin avlusunda iki genç, proje çalışmalarını tanıtıyorlardı.

Yaptığımız bir iyiliği yazmamız, yapılan iyilikten sonra içimizden geçen duygularımız ve iyilik görenin tavrı ve hissiyatı soruluyordu. Yazıp gösterdikleri sandığa attım. Ayrılırken tebrik edip başarılar diledim. Onlar da teşekkür ettiler. 

Orada yaşlı bir amca, gençlere beni mazur görün anlamında: “Ne yalan söyleyeyim, aklıma hiçbir şey gelmiyor! Ne yazsam ki” diyordu. Biraz sonra kendi zihnimi yokladım. Nefsimi sorguladım, vicdanî muhasebe yaptım. Şahsi ibadetlerin ve mensup olduğumuz hizmet aksiyonu dışında; riyadan, gösterişten uzak yaptıklarımı hatırlamaya çalışırken az-çok zorlandım. 

Oysa her insan, Allah’ın kendisine lütfettiği nimetlerden ihtiyaç sahibi olan insanlara, varlıklara tasadduk etmeyi, iyilik yapmayı sevgili Peygamberimiz (asm) her fırsatta tavsiye etmiştir: “Her iyilik sadakadır.” “İnsanların iyisi, insanlara iyilik eden kimsedir.”, “Bir mümini sevindiren, beni sevindirmiş olur.” buyurmuştur.

İyilikten sayılırsa... Yıllar önce, soğuk bir kış günüydü. Sabahın erken saatinde her taraf karla kaplı, Poyraz olanca şiddetiyle esiyordu. Yetiştirme yurdundaki görevime giderken, iliklerime kadar üşüdüğümü hissettikçe boynumdaki kaşkolun ucunu pardösünün içinden çıkarıp elimle ağzıma, burnuma tutarak yürüyordum. 

Her sabah olduğu gibi, düzenli şekilde okullara giden, çırak olarak çalıştığı iş yerlerine sevk edilen o gençlerden karşılaştıklarımızla selamlaşıyoruz. Yurda yaklaştığımda bir çocuk dikkatimi çekti. Yurttan çıkmış, giydiği ceketle işe gidiyordu. Yanıma çağırdım. Parkesini niçin giymediğini soracaktım ki, saçlarının da ıslak olduğunu fark ettim!

Mevlüt, az konuşan, sessiz, kimsesiz, çekingen mizaçlıydıı. Belli ki duş alırken yatakhane kapanmış. Çırak olarak çalıştıkları işyerine zamanında gitmeleri kuralı gereği, yurt nöbetçisinin: “Haydi çocuklar, kimse kalmasın!” uyarısı ile kimseye bir şey söyleyemeden, herkesle beraber geç kalmadan apar topar yola çıkmış olmalı.  

Bir ustanın yanında su tesisatçılığı işkolunda çırak olarak çalışıyordu. İnşaatların beton plakalarını eski usul çekiç-murçla delerek su borularının montajını yapıyorlardı. Her tarafı açık inşaat yapılan binada, soğuk betonları el gücüyle delmekti onun işi. Şimdiki gibi beton delici hilti, matkap gibi teknik malzemeler olmadığı için, her iş bilek gücü yapılır, delinir, kırılırdı. 

Konuşmaya bile zaman yoktu. Mevlüt’le birlikte hızlı adımlarla yurda dönüyoruz. İçimden kendi çocuğumuz olsa bu vaziyette dışarı çıkmasına müsaade eder miyiz, diye geçti? “Benimle karşılaşmasaydı zavallı çocuk, o keskin soğukta akşama kadar neler olurdu?” diye hâlâ aklıma geldikçe ürperirim.  

Mevlüt’le birlikte yurda girdik. O zamanlarda yurtta saç kurutma makinesi olmadığı için, kalorifer ocağında saçını kurutması için gönderdim. Ancak kaloriferciden çekinerek ocakların bulunduğu yere giremeyeceğini düşünerek paltomu çıkararak arkasından gittim.

Baktım aşağıda bekliyor. Beraber kaloriferhaneye girdik. Ocağın kapağını açtım ve Mevlüt’e başını ateşe tutmasını söyledim. Kuvvetli ateş karşısında başından buharlar çıktı ve saçları çabucak kurudu. Rahatlayıp ferahlamıştı. Yüzüme baktı, gülümsedi. Bundan sonra başı ve vücudu ıslakken dışarıya çıkmamasını söyledim. 

O her sözüme, tamam, olur, evet gibi cevaplar veriyordu. “Yatakhane kilitlenmişti, nöbetçi öğretmen, işyerlerinize çabuk gidin, diye bizi çıkardı. Onun için böyle çıkmıştım” demekten bile acizdi. Sonra kilitlenmiş yatakhaneyi açıp dolaptan parkesini alıp giydi. Kaşkolunu, beresini taktı ve yola koyuldu. 

Mevlüt, kimsesizliğin verdiği ürkeklik, çekingenlik, cesaretsizliğiyle en küçük derdini kimseye söyleyememenin sessizliğiyle karlı, rüzgârlı bir soğuk günde, beton yığını inşaatlara gitmek üzere caddede gözden kayboldu...

Mevlüt ve arkadaşları zorluklara sabrederek çıraklık ederek yetişip usta oldular. Sıkıntılı bir süreçten sonra huzurlu, başarılı, mutlu bir insan olarak hayata tutundular. İmanlı, ibadetli, ahlaklı ve dürüst ustalar olarak iş yaptılar, yuva kurdular. Çoluk çocuk sahibi birer fert olarak toplumdaki yerlerini aldılar. Demek: “Rahat, zahmettedir.”

Allah’ın verdiği nimetlerle donatılmışız. Zihnimizi her yokladığımızda bir çırpıda karşılık beklemeden yaptığımız sayısız iyilikler, hayırlar, fedakârlıklar ve güzel davranışların hatırımıza gelmesi temennisiyle...

Okunma Sayısı: 1724
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı