"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Köye dönüş

Muzaffer KARAHİSAR
07 Ağustos 2018, Salı
Zamanın ve mekânın insan duyguları üzerinde etkisini hep düşünürüm.

Geçip giden günlerimizin nerede, nasıl, ne zaman? Soruları beraberinde zaman ve mekân içinde yaşanmış hatıraları, olayları, iyi ve kötü günleri kişiye özel bir çeyiz sandığı gibi içinde gizemleri muhafaza eder… Yeri geldiğinde ömrümüzün geçmişte kalan kısmını iç içe bulunan iki dairenin penceresinden bakarak konuşulur. Her kelimede şu zaman, burada şöyle olmuştu, diye hafızamıza yazılmış hatıra defterinden itina ile çıkarıp duygularımızı da katarak anlatırız. 

Hayatta bastığımız yer ve içinde bulunduğumuz zaman dilimi, bedenimizi bu iki unsur içinde hava zerreleri gibi sarıp sarmalayıp sıkıca kayıt altına almıştır. Etrafımızdaki, renkler, cisimler, unsurlar, canlılar,  ünsiyet ettiğimiz her şeyin fani olduğunu bile bile önce müptela oluruz, sonra meftun oluruz, nihayetinde müştak olur bağlanırız. Uyku, yakaza hali, hayal köprüsüyle zaman ve mekân âlemlerinin dışına çıktığımız da olur.     

Hayatın her safhasında, adaletin tecellisinde, sözün güzelliğinde, ibadetin huşusunda, tefekkürün enginliğinde derken çok şeylerde zaman ve mekân etkisini düşüne biliriz. Ancak bir insanın, asra yakın ömrünü renklendiren, kanaviçe gibi işleyen zaman ve mekânın ufkuyla kendi dünyasında mutluluğun sırlarını aradığına, beraber bakalım.

Doğup büyüdüğü köy hayatı, O’nun ihtiyarlığını da görüyordu. Kendinin haricinde o kadar değişmeyen şeyler vardı ki etrafında evler, yollar, bağlar, bahçeler…  Zaman zaman baktığı aynada kendindeki değişikleri söylüyordu. Gerçi sonradan inanmadığı için bakmaz oldu. Eski yapı, mütevazı ahşap evinde eşyalarıyla, can yoldaşı kedisiyle, kendi âleminde alışkanlıkları, sorumlulukları, ibadetleriyle günleri mutlulukla geçip gidiyordu… 

Akşam karanlığında eve gelmeyen kedisini aramaya çıkmıştı. Alacakaranlıkta köy caddesinde epey gitmişti. Girdiği çıkmaz sokakta dönüp kaldı. Ne kadar düşünse, uğraşsa da evin yolunu bulamadı. O’nu fark eden bir köylü, elinden tutup evine götürmüştü. Birkaç unutkanlığı ve mağduriyeti herkesin diline düşmüştü. Oğlu köye ziyarete gelince herkes, yaşlı kadının kayboluşunu, yaşlılığını, bakımsızlığını, tek başına yaşama tehlikesi gibi ne kadar olumsuzluk varsa abartarak sayıp döktüler!

Oğlu, Annesini hemen hastaneye götürdü. Doktor, Alzheimer başlangıcı var. Biraz da bakımsız kalmış, endişelenecek bir durum yok, ilâçları kullansın, der. Kendi durumu, şartları ve iş hayatı Annesiyle ilgilenmeye fırsat vermiyordu. Unutkanlık, ilâçlar ve bakımsızlık… Bunları düşününce bakım merkezine yatırmaktan başka çare gelmedi aklına. Paralı bir bakım merkezine götürüp hastane diye yatırdığı yaşlı kadın, ilk günde köyüne, evine, toprağına bir an önce dönmek istiyordu.

Bilmediği zaman ve mekânda alışık olmadığı ışıklar, renkler, sesler ve kalabalık insanların içine girince şaşırdı. Bilmediği, beklemediği ve alışık olmadı bir atmosferde irkilip şaşırmıştı. “Öte git, beri gel, orası benim yerim, sen kimsin, buraya nereden geldin, git buradan…” Bakım altındaki alzheimer hastalarının konuşmaları bağırma sesleri, hareketleri geceleri uğultuyla beyninde yankılanıyordu. Her şeyi altüst olmuş, iştahı kapanmış, benzi solmuş, oturduğu-kalktığı yeri karışmış, ibadet zamanlarını şaşırmış, dünyası kararmıştı. Zayıf, sessiz, şaşkın, durgun, çekingen bir vaziyet almıştı. 

Yurtdışından gelen Kızı, Kardeşini de alarak Annesini ziyarete gittiklerinde durumunu görünce şaşırdılar. Kısa zamanda bu kadar zayıflayacağını, değişeceğini ve durgunlaşacağını beklemiyorlardı. Annelerini aldığı gibi aynı doktora götürdüler. Doktor, hastasını hatırladı! Hastadaki zayıflamayı, melekelerinin azaldığını, etrafa ilgisizliğini ve psikolojisindeki gerilemeyi fark etti. Hastaya ne yaptıklarını, sordu? Onlar da Alzheimer başlangıcı olduğu ve köyde bakımsız kaldığı için bakım evine verdiklerini söylediler.

Sakin duran doktorun birden tavırları değişti. Önce şaşırdı, sonra kızıp öfkelendi. Yani şimdi sizler bu yaşlı ve hafızası zayıflayamaya başlayan zavallı kadını doğup büyüdüğü, tanıdığı bildiği, alıştığı, yaşadığı ortamdan alıp bilmediği bir yerde alzheimer hastalarının arasında atıl vaziyette tekdüze bir yaşantıya mahkûm ettiniz öğle mi? Evindeki kurulu düzenden, bildiği eşyalardan, cisimlerden, zamandan, mekândan koparıp aldınız, çok yazık!

Sonra devam etti: bu durumdaki insanlar, kendini evinde güvende hisseder. Horozun ötüşünden, güneşin doğuşundan sabah olduğunu anlar. Sürülerin eve dönerken akşam vaktini hatırlar. Kedisine bakar, tavuğunu yemler, bahçesini sular, rahatlar, ferahlar... İhtiyaçlarını rahatça karşılar. Komşusuyla hal yarenliği yapar, hizmetini gördürür. Ama siz, O’nun lehindeki her şeyi, tersine çevirmişsiniz!   

Tez zamanda yaşlı kadını kendi evine, yuvasına götürmekten başka çare görünmüyordu. Bir evladının yaşlı annesine bundan daha sıcak, sevindirici, müjdeli bir söz olamazdı. “Hadi Anne! Köye gidiyoruz…” o sessiz, durgun, ezik piri fani kadın, birden hareketlendi. Konuşmaya başladı, köyden, evden, komşulardan, tavuklardan bahsetmeye başladı. Sevincine, neşesine, heyecanına diyecek yoktu! Artık köy adını, tadını, kokusunu yüreğinde hissediyordu…

Okunma Sayısı: 1177
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı