"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Maziden kalan bir nostalji

Muzaffer KARAHİSAR
17 Ekim 2017, Salı
“Zaman sel dolaplarını süratle çalıştırıyor.” Etrafımıza baktığı zaman hiçbir şeyin kararında kalmadığını görüyoruz. Gözümüzün önünde sürekli değişen, eskiyen, yaşlanan, harap olan, çürüyüp yıkılan, göçüp giden o kadar şeyler var ki mevsimler, mekânlar, insanlar… Her birinin gidişi arkasından bakanlara ayrılığın buruk acısını hatırlatıyor.

Geçen sonbahar mevsiminde, uzun yıllar çocuklara hizmet vermiş yetiştirme yurdu binasının yıkılışını görünce, bir yuva yıkılışı, bir ocak sönüşü gibi üzülmüştüm. O binada hizmet etmiş biri olarak duygularımı ve hissiyatımı: “Yıkılmış Bir Bina ki…” başlığıyla kaleme almıştım.      

“Gönül imparatorluğunun çöküşü gibi harabeye dönmüş bina, kepçe darbeleriyle yıkılırken, geçmiş yıllardan kalan anıların izleri, sevgi, kardeşlik, arkadaşlık duyguları hüzünle yıkılacak, acı-tatlı ne varsa maziden kalan her şey silinip yok olup gidecekmiş gibi geldi, bana.” demiştim. 

O yuvanın havasını teneffüs edenler, zamanı gelince kuş misali uçup gitmiş, yerini başka gelecek kardeşlerine bırakmışlar. Yaşlı, emektar bina, uzun yıllar binlerce çocuğun unutulmaz hatıralarını süsleyen sıcak evi, yurdu, yuvası olmuştu. 

Mazinin hatıra izlerini taşıyan eski binanın her bir köşesinde sanki, “Şurası söyleşip güldüğümüz yer…” nağmeleri terennüm ediyordu. Şimdi yeller esiyor, yerinde. Her şey boş, yabancı, yetim ve hepsi başka biçimde görünüyordu.

O yazıyı okuyan yurt mensupları, kendi aralarında sosyal medya ile hızlıca paylaşmışlar. Okuduktan sonra çocukluk yıllarının hatıra abidesi olan binanın kepçe darbeleriyle yıkılışının hikâyesini merakla okumuşlar… Yorumlarında; aynı özlemleri, hisleri, duyguları, üzüntüleri yaşadıklarını ifade etmişlerdi.

Zamana karşı direnen ve çocukların hatıralarını çeyiz sandığı gibi içinde muhafaza eden o mekân, yurt hayatının enstantanelerini çağrıştıran daha başka neler olduğunu hatırlamaya çalıştım. Antika görünümlü teksir makinası, lambalı radyo, eski model daktilo, klasik telefon ve bekçi saati…

Gündüzleri idare katındaki camekânlı dolapta kilitli duran, akşam olunca gece bekçisinin kullandığı, binanın her tarafında anahtarı bulunan, kurmalı, mekanik meyer marka, orijinal bir bekçi saati vardı. Kalıp şeklinde siyah deri muhafazanın içine yerleştirilmiş, kayış askılı, metal pirinç ve cam kapaktan bakınca, saatin kaç olduğu görünürdü.  

Duvarda itina ile asılı duran, nasıl çalıştığını, ne işe yaradığını her çocuğun merak ettiği, dokunmanın yasak olduğu saatin bulunduğu dolabın kilidinin biri bekçide olurdu. Müdür yardımcısı her gün o saati kendi anahtarıyla açar, kurar içine özel kâğıdı yerleştirirdi. Bekçinin binayı düzenli dolaştığını cihazın içindeki rulo kâğıttaki anahtar izinden görürdü. 

Aslında saat, gece boyunca bekçinin çalışmasını kontrol amacıyla kullanılırdı. Ancak gece bekçisi göreve gelince saati yerinden alıp itina ile omzuna takınca ayrı bir havaya girerdi. O cihaz, sanki kendini denetleyen bir alet değil, ona güç veren devletin gizemli bir madalyası, payesi, aletiymiş gibi heybetli bir tavırla koridorlarda, katlarda dolaşırdı. Aksayan durumları nöbetçi amire bildirirdi.

Saati merak edip görmek, dokunmak isteyen, ne işe yaradığını, nasıl çalıştığını soran gençlere fazla açıklamaz: “Ne yapacaksın? Devletin zimmetli demirbaşı! Hassas alet, benden başkasına emanet edilmez…” benzeri cevaplarla geçiştirirdi. 

O emektar eski saati, otuz sene, her gece özenle elinde taşıyan gece bekçisine emekli olurken, geçen yılların anısına armağan olarak takdim etmek düşünülebilirdi. Belki de geçmiş yılları anımsatan antika bir zaman göstergesi olarak yeni yapılan binanın şeref köşesinde yerini alabilir.

O eski binanın yerine yeni bir hizmet binası yükseliyor. Filizlenen, yeşeren umutların yükselişi gibi yeni ufuklar, aydınlık gelecekler; çocuk kalbini şefkatle okşayıp sevgi tohumları ekecek gönül erlerini bekliyor. 

Göçüp giden her şeyin, ayrılıkların arkasından bakarak üzüntüler, figanlar, eseflerle ağlamak yerine “(Ya Baki, entel Baki) Ey beka sahibi olan Allah’ım sen bakisin. Sen bana yetersin. Beni terk edip giden, son bulan, tükenen hiçbir şey baki muhabbete layık olamaz” deyip teselli bulmak gerekir.

Okunma Sayısı: 796
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı