"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tepedeki ev

Muzaffer KARAHİSAR
12 Aralık 2017, Salı
Ravza-i Mutahhara’nın ruhumuzu cezbeden, kalbimizi mest eden manevî güzelliğinden, coşkun okunan ezanlardan, huşudan, huzurdan yeni ayrılmıştık.

Şehrin çıkış noktasındaki görevliler, güleryüzle, ikramlarla uğurlasalar da veda ettiğimiz Fahr-i Âlem Efendimiz’den (asm) buruk ayrıldık. Salâvat-ı şerifelerle gönlümüzü teskin ederek Mekke yolculuğumuz başlamıştı. 

Ağustos sıcağında etrafımızda seyrettiğimiz uçsuz bucaksız çöl manzarası… Güneşin yakıcı sıcağı, ışıltılarla dalga dalga kurak çöllere serap gibi yansıyor. İçimizde tarifi imkânsız ayrılık hasreti, gördüklerimizle birleşince duygularımız Mecnunu hatırlatıyordu.

Neyse ki serpiştiren yağmur damlacıkları, gelip geçen bulutların serinlik veren akışı ufkumuzu değiştirdi. Tefekkürle Rabbimizin her yerde tecelli eden hikmet ve rahmet eserlerini düşündük. Asırların ötesinden çöle inen Nur, kâinatı ve mevcudatı aydınlatmış, insanlara sahibini, malikini tanıtmıştı. Günde beş vakit minarelerden okunan ezanlar, o ulvî hakikatlerin ilânnamesi...

Akşam vakti geldiğimiz Mekke’de Kâbe heyecanıyla birlikte, gündüz gibi aydınlatan sokak lambalarıyla etrafı görmeye çalışıyorum. Şehre girişte işlemler kontrol edilirken otobüsteki yolculara pet şişelerle zemzem dağıtan genç, “İstanbul!” demesi üzerine Arapça teşekkür ve birkaç kelâm serdederken baktım, öğrendiği Türkçe’yi fasih dille telâffuz ediyordu.

Kenar mahallelere yeni apartmanlar yapılmış. Şehir merkezine doğru tarihî evleri olan eski mahalleleri görüyoruz. Yüksek tepelerde, kayalık sırtlarda küçük evler, eski yapısıyla, tarihî dokusu ve mütevazı duruşuyla çağın gökdelen anlayışına direniyorlardı. 

Kâbe’ye yakın, Ebû Kubeys Dağı’na nazır yüksek bir tepenin üstünde eski, küçük, şirin bir ev gözüme ilişti. O evin önündeki patika yol dâhil, çok katlı otel inşaatı için kayalar parçalanmış! Zemine kadar kazılarak büyük bir uçurum meydana gelmiş! Sonrası gökyüzüne yükselecek soğuk, mağrur beton yığınları… 

Kim bilir o metruk ev, kaç aileye yurt yuva olmuştu? Kaç insan, yüksekten gördüğü Kâbe’nin feyziyle ve ibadet aşkıyla, istikametle o küçük yuvada ailesiyle ömür sürüp ahirete intikal etmişlerdi? Bilinmez! 

Merakla etrafıma bakınıyorum. 1439 senedir Mekke’de çok şeyler değişse de değişmeyen o kadar çok şey var ki meselâ Kâbe, etrafta görünen haşmetli kayalıklar, dağlar, tepeler, mekânlar ve oralarda yankılanan ezanlar sesleri… 

Onların hepsi zaman ötesinin şahitleri olarak Sevgili Peygamberimizi (asm) ve O’nun (asm) güzide sahabelerini hatırlatıyor. Sonra asırlarca dolup boşalan Müslümanların o kutsal mekânları… Hoşâmedî ziyaretleri…

Rahmet ve bereket şehri Mekke-i Mükerreme’de ibadet aşkıyla geçen günlerimizi hayalen hatırlıyoruz. Kâbe-i Muazzama’yı görme kavuşma, heyecanı “Lebbeyk…” sesleri, nidalarıyla hac için gelen Müslümanlarla birlikte umre, tavaf, say, vakfe, Kâbe’de daire ve saflarda namaz, Kur’ân, Cevşen, tesbih, duâ, zikir… 

Kulaklarımızda çınlayan ezan sesleriyle Rabbimize bütün ruhumuzla teslimiyetin, ilticanın, yakarışın insan ruhuna verdiği manevî huzuru ve lâhuti lezzetlerin verdiği inşirahlar… Her bir dakikası kıymetli vuslat zamanları… 

Gelip geçerken tepenin zirvelerinde gördüğüm o eski küçük evde Kâbe’ye yönelip namaz kılmak isterdim. Sonra Arafat, Sevr, Nur… Faran dağlarının temaşası… Ebû Kubeys Dağı’ndan güneş doğuşunu, Safa Tepesi tarafından Kâbe’ye yansıyan manzaralarını… O yüksek mekândan Mekke’yi seyretmenin hazzı… 

O tepedeki ev, zaman tüneli gibi Asr-ı Saadete alıp götürse… Karşıda görünen Ebû Kubeys Dağı’nın üstünde gerçekleşen “Şakkul Kamer Mu’cizesi” gerçeği gördükleri halde müşriklerin; Kinde, inatta, inkârda ısrarları… Müslümanların; imanla, ihlâsla, tevekkül ve teslimiyetle Peygamberimizi (asm) tasdik ettiklerini hayalen görürdük.    

O mukaddes mekânlarda her şey Rabbimizin (cc) emirlerini, her yer Peygamberimizi (asm) ve sahabelerini hatırlatıyor. Tepedeki küçük bir ev, tedai-yi efkârla güzel hakikatleri akla getirirse; Allah’ın evi Kâbe, insanlarda ne kadar ulvî ve kudsî âlemlere yüceltir, hangi manevî iklimlere, derinliklere pencereler açar? Kıyaslanmaz. 

Okunma Sayısı: 1061
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı