"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Vuslat mevsimi

Muzaffer KARAHİSAR
18 Temmuz 2017, Salı
Vuslat mevsimi yaklaşıyor.

Dünya Müslümanları, Sevgiliye kavuşmanın esintilerini, heyecanlarını kalplerinde hissetmeye başladılar. Rabbimizi bize tarif eden, yaratılışımızın gayesini anlatan, insan olmanın şuuruna erdiren, kâinatın sırlarını, manalarını, sahibini bizlere Kur’ân-ı Kerîm’den ders veren ve insanlığa iki cihan saadetinin düsturlarını tebliğ eden sevgiliye doğru yolculuğun arefesindeyiz.

Her ülkeden hacılar, beyaz ihramlarıyla, mahşeri kalabalıklarla mukaddes topraklara vasıl olmak için yollara düşerler… İmanla, ihlâsla, tefekkür, tekbir, salât-ü selâmlarla Habibullah’a (asm) doğru koşarlar… Çünkü O son Peygamberdir (asm). Bütün peygamberlerin reisidir. Bütün evliyaların rehberidir. İslâmiyet, iman ve tevhit dâvâsının sahibi, Allah’ın gönderdiği yüce Resuldür (asm).

Meleklerle O’na (asm) gönderilen salâvat-ı şerifeleri bizzat kendileri, huzur-u saadette Peygamber-i Zişana sevinçle, istiğrakla gözyaşlarıyla, tazimle, tekbirlerle “Esselâtü vesselâmu aleyke ya Resulullah.” diye takdim, tes’id ederler. Selâmın alındığı ve cevap verildiğinin manevî huzuru hissedilir: “Ve aleykesselâm.” ya da “Ve aleykumüsselâm.” Yani: “Sen de ey ümmetim, saadette ol, selâmetin daim olsun. Dünyada ziyaretim sana nasip olduğu gibi, ahirette de şefaatim nasip olsun. Allah’a kul, Resulüne ümmet olarak ömrün geçsin.” manasına gelir.

Hacılar beyaz kefenleri andıran ihramlarıyla mahşeri kalabalıklarla, ömrünü, dünyasını, kalbini ve ruhunu gençlikle, cehaletle, gaflet irtikâp etmiş olduğu günah kirlerinden temizlemek ve yeniden diriliş için Kâbe’ye yönelirler. “Lebbeyk Allahümme lebbeyk. Lebbeyk lâ şerîke leke lebbeyk. İnne’l-hamde ve’nni’mete leke ve’l-mülk, lâ şerîke leke.” “Allah’ım! Dâvetine uydum. Emrine boyun eğdim. Senin hiçbir ortağın yoktur. Dâvetine icabet ederek huzuruna geldim. Hamd Sana mahsustur. Nimet ve mülk Senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur.” İhlâsla, teslimiyetle, samimiyetle dudaklardan dökülen, kalbin tasdik ettiği tövbeler, istiğfarlar, duâlar, niyazlarla Allah’ın şefkat ve merhametine iltica ederler…

Bütün Müslümanlar, kardeşlik duyguları içinde aynı Allah’a, Resule, gayeye yönelik samimî münasebetlerle, huşu, huzur ve sevinçle Arafat’a vakfeye çıkarlar. Ümmet-i Muhammed (asm), acizliğini, fakirliğini vesile ederek el açar, hata ve günahlarından nadim olup yalvarırlar. Hep bir ağızdan çıkan duâlar, âminler arş-ı âlâya yükselir. Her duâ, niyaz, zikir, istiğfar ve aciz kul olmanın şuuruyla, vecd ve istiğrakla yakarışlarla medet istenir, rahmet kapısı ümitlerle çalınır… 

Vakit tamam olduktan sonra, bölük bölük Arafat’tan dönen insanlar, kuş gibi hafif, “Anasından yeni doğmuş gibidir.” müjdesine mazhar olmanın huzurunu, sevincini, sürurunu hissederler.

***     

Bir hatıra

Rahmetli Tahirî Ağabey, Ravza-i Mutahhara’da Ali Ulvi Kurucu’ya ağlayarak anlatmış: “Bir tarihte Nazif Çelebi tayyare acentesi olmuştu. Aşır Efendi Caddesi’nde beni gördü. “Tahirî Ağabey müjde! Tayyare acentesi oldum. Beş tane kontenjanım var, hazırlan seni hacca götüreyim.” dedi.  

“Nazif Bey, çok teşekkür ederim, beni ihya ettin. Fakat Üstadıma danışmadan bir iş yapmam. Bana mühlet ver de danışayım.” diye cevap verdim.

“Sana üç gün müsaade. Gidemeyeceksen yerine başkasını alalım…”

Koştum, Üstad’a vaziyeti anlattım… Kabri Cennet olsun. Allah Cennette cem eylesin. 

Dedi ki:

“Tahirî, sana hac farz oldu mu?”

“Efendim, benim neyim var ki, hac farz olsun. Biliyorsunuz, fakir bir adamım. Bir kalemim bir kâğıdım var.”

“Tahirî, şeytan bazen sağdan gelir, seni hizmetten alıkoymak ister. Eğer tayyareye bineceksen, seyahat edeceksen, o başka…. Müslümanların imanı tehlikede iken, sen nasıl kendini düşünürsün? Asırlarca İslâm’ın müdafii olmuş bu necip milletin gençliği bugün imana muhtaç, küfür salgını, dinsizlik felâketi var.

Yazın güzel, okunuyor, çabuk da yazıyorsun. Birkaç risale daha fazla yazıp hizmet etsen daha iyi değil mi? Kitapları bastırıyoruz, mazlûmuz, zebunuz, zayıfız. Böyle bir zamanda kendini düşünüp, dâvâyı ihmal edip, Cennette kendine mevki ayırmak için hacca gitmek olur mu? Ben buna razı değilim. Ama yine sen bilirsin….”

“Üstadım ben de bunun için sormuştum…

“Tahirî, soracak başka sual mi yoktu! Hac sana farz olduysa, zaten sormana lüzum yok, tabiî gideceksin. Ama şu halde, sen bana sormadan diyecektin ki: Nazif Bey, ben yangın söndürmeye gidiyorum. Yangına giden adam, gezmeye gidemez… Nazif Bey’e benden selâm söyle, yerine başka birini göndersin.” (Ali Ulvi Kurucu Hatıralar, 3)

Okunma Sayısı: 1043
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı