"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İnsan ikiyüzlülüğe neden ihtiyaç duyar?

Nurenda Yaşar
14 Ekim 2018, Pazar
Mü’minlerdeki su-i ahlâkın gün yüzüne çıktığı şu ahir zamanda bazı hasletlerimizi ve davranışlarımızı sürekli gözden geçirmek gerekir.

Doğrusu çoğu zaman gaflet insanı sardığında kişi enfüsi tefekkürünü yapmakta zorlanıyor ve fark edemediği hastalıklarına ilâç arayışına da girmiyor. Son günlerde İşaratü’l- icaz adlı eserde çağımızın belki de en önemli ve tehlikeli bir hastalığı olan ikiyüzlülük ve münafıklık halini okumam üzerine bazı noktaları anlayabildiğim kadarıyla paylaşmak istedim.

Fiilî bir yalancılık olan iki yüzlülük; insanın temelini kendi iradesi ile atıp sonrasında kendi iradesiyle kurtulamadığı ve insanın kalbini bir fesat aleti haline getirip, fıtratını bozan ve birçok suî ahlâkın menşeî olan, maddî manevî, dünya ahiret hiçbir menfaati olmayan bir halettir.

İkiyüzlülük, bir anda kişiye yerleşen bir hal değildir. Bir insanın ikiyüzlü olması için belli aşamalardan geçmesi lâzımdır. Bebeklerde ve çocuklarda ikiyüzlü gibi sayılabilecek davranışlar olmasına karşın onlar bu şekilde tanımlanamaz. Çünkü bir insanın ikiyüzlü şeklinde tanımlanması için yaptıklarının sorumluluğunu üstlenebilecek bir benlik gelişimi basamağında olması gerekir.

Kişide ikiyüzlülüğün yerleşebilmesi için 3 ayaklı bir zemin gerekir. Bu üçayağın ilki, “enaniyet”tir. Ene; insan olarak dünyaya gelen herkese yüklenmiş bir emanettir. Verilme sebebi vahid-i kıyasîdir. Dolayısıyla bir terbiye arenasındadır sürekli. İşte kişinin ene terbiyesi sürecindeki bir takım bozukluklar, kişinin ene denilen cihazı yanlış kullanmasını netice verir ve doğru kullanılamayan bir ene, nefsin boyunduruğu altında sadece kendine hizmet edecek bir hale gelir.

İkiyüzlülüğün ikinci ayağı ise “korku”dur. Korku damarı insanda güçlü bir dayanak noktası varsa anlamlıdır. İnsan eğer kendi dayanağını bulmazsa ihtiyaçlarını karşılayamaz ve bu maddî ve manevî ihtiyaçlarını karşılayamamanın verdiği güvensizlik hali kişide korku meydana getirir. Korku eğer dayanak noktası bulmazsa kişiyi riyaya götürür.

İkiyüzlülüğün üçüncü ve en önemli ayağı “kizb”dir. Kizb, henüz ikiyüzlülüğü netice vermeden evvel sadece dildedir. Fakat sadece dilde kalmaz artık bütün vücuda yayılır ve kişi fiilî bir yalancı olur. Fiillere sirayet ettikten sonra artık adı değişir ve riya olur.

Bu sürecin tohumları ne yazık ki çocuklukta atılır. Özellikle korku bu üçlü dinamiğin en düzeltilebilir basamağıdır. Çünkü korku eneyi yanlış kullandırtır ve yanlış kullanılan ene kizbe bulaşır. Bu yüzden korku damarına çok dikkat etmek gerekir. Bir çocuk dürüstlük fıtratı üzerinde iken ne yazık ki korku damarı ona kizbi öğretir ve kizb bu sürecin en tehlikeli ve yavaş yavaş geri dönüşsüzlüğe giden basamağıdır.

“İnsanların en fenası; birine ayrı, diğerine ayrı görünen ikiyüzlü insanlardır.” Resulüllah (asm) bu hadisinde ikiyüzlülüğün en fena bir halet olduğunu söyler. İkiyüzlülüğün bu kadar tehlikeli olmasının sebebi; insan nevinde yaptığı büyük tahribattan ötürüdür. İnsan yaratılırken ahsen-i takvimdedir ve bir takım iyi ya da kötü değer yargıları vardır. Değer yargısı insanlara mahsus bir haldir. Başka canlılarda yoktur. Ancak ikiyüzlülük işte kişideki değer yargılarını bir bir öldüren büyük ve tehlikeli bir süreçtir. Çünkü ikiyüzlü insan bir aşamadan sonra artık “ben buyum” diyebilme özelliğini yitirir. Yaptığı her davranışta nefse takılmış olan enesini tatmin etmeye çalışır, yalana bulaşır, eneyi tatmin edemediği her an korkar ve sonuç olarak bir kısır döngüde hayatını sürdürür. Ene, yalan ve korku üçgeninde.

İkiyüzlülük bu kısır döngü üçgeninde başlarda zevk verir. Çünkü kişi bu fiili yaparak menfaatlerini elde ettikçe nefsini besler ve yavaş yavaş aklını yüceltir. Diğer insanlardan daha akıllı ve “işini yürüten” elde etmek istediklerini elde eden bir konumda görür kendini. Hatta ileri gidip diğer insanlarla alay boyutuna da geçebilir. Burada kişi mü’min bile olsa artık çoktan münafık sıfatlarıyla boyanmıştır ne yazık ki.

Sonuç olarak, ikiyüzlülük münafığa ait bir halettir ve münafık ise insanların en aşağısıdır. Dolayısıyla mü’min olan kişinin münafığın bu en önemli sıfatı ile sıfatlanması düşünülemez. Çünkü bu vasıf “dosdoğru ol” emrinin zıddıdır. Bundan dolayı münafıklığın bu aşağılık haletinden korunmak gerekir. Bunun için de ilk ve en temel basamak olan korku damarını sıhhatli kullanmak gerekir. Neden korkacağını ve kime sığınacağını bilen insan yetiştirmek gerekir. Aksi takdirde bu bozuluş sürecinin faturaları çok ağırdır.

 

Okunma Sayısı: 723
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı