"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kâinat kitabını okuyalım

Oğuzhan Usta
02 Aralık 2018, Pazar 05:54
Bir ikindi vakti tarlaya çıktığımda bedenim değil de ruhumla yürüyordum sanki.

Güneşin her bir ışınından pınarların doruklarından durmadan, şarıl şarıl akan sular gibi sonsuzluk fışkırıyordu. Bu sonsuzluk göğün mavisine bir sanatçı titizliğiyle karışıyor ve melekler yolu olan bulutları kızıla boyuyordu. 

Bir ardıç kuşu pelitin dallarından sıçrıyor ve bu san’atın büyüsüne kapılmışçasına güneşin o tatlı ya da sıcak bağrına kanat çırpıyordu. O an fark ettim ki aslında bu kuşun kanatlarındaki rüzgâra kapılmış bende uçuyordum. 

Her bir saniyede Rabbimin san’atına daha da aşık oluyor, güneşin açtığı bu huzur deresinde ilerlemek yerine, bir ev kadınının ördüğü örgüler gibi onu parmaklarıma doluyor ve bu güzelliğin, Rabbimin Cennetinden sızmış bu ışığın kaybolmaması için ellerim kanayıncaya ve iltihaplanıncaya dek kendime çekiyor ve o aracıyı kalbime bastırmak, orada sonsuzca yaşatmak için içten bir duygu hazmesi yaşıyordum. 

Ah, bu gerçek hazineler. Tabiatın bağrından çıkartılmış ve gözlerimizin önüne bir seyir gibi serilmiş bu gizli ve mücevher hazineler. 

Kalbi Rabbin san’atının inceliklerini her an görmeyi arzulayan, o inceliğin hazzıyla dolan, çarpan ve hangi zavallı kul güneşin o gökkuşağı gibi binbir renge, binbir kırmızı tonlarına evrilebilen, bürünebilen rengini, bir altının geçici hazzına değişir ki. Bu san’atı göremeyip altınım olacağına, üzerimde bir hırka olmadan bu sonsuz hazineleri göreyim.

Bir an düşündüm, hayır, bu akılla değil kalple düşünmekti. Nasıl ki güneş göğün kalbi işlevini görüyor, benim gibi bir sürü insanı etkiliyor, Rabbimin san’atına tebessüm ettiriyor, ben de Rabbimin bir san’atıyım ve kalbim sevgiyle dolu, benim ışığımda sevgi olursa, ben de bu san’at yolunda, bir sonsuz sevgi kolyesini takınıp insanların kalplerine huzur verebilirim. Ya da onların gözlerini gerçek hazinelere çevirmelerine yardım edebilirim. Her bir güzel söz, her bir tebessüm, her bir iyilik güneşin ışınları gibi benim kalbimin ışınları olacaktır. Ve bu ışık hüzmesi bir kişiyi aydınlatabilirse işte o zaman ben de bir güneş olabilirim. 

Değil mi ki kâinat insan için yaratıldı ve nefis sahibi olan insan kâinatın güzelliklerine aşık olmadı da şeytanın kurnazca oyunlarına kandı. Ve yine değil mi ki kâinat kitabı insanın gözlerinin önüne serildi, her bir sayfayı okuyabilmesi için gözler verildi, kalpler sevgiyle dolduruldu ve ilk âyet olan “Oku” emrini, yükümlendiği bütün özellikleri umursamayıp hiçe saydı. Kâinatın bu tekrar edilemez, resmedilemez san’atı Rabbimin gizli bir kitabı değil midir? Onun her bir lâtifesi, her bir sürükleyici üslûbu bu kitabın içerisinde bulunmuyor mu? Bir badem ve bir kirazın tatları farklıysa bunlar aynı cümlenin içindeki farklı harfler olmuyor mu? 

İnsanın ilk yükümlülüğü, geldiği bu Cennet aynası kâinatın yaratıcısının emrettiği gibi okumak olmalıdır. Okumak! Yalnızca harfleri değil, bir tabloyu, bir gürgen ağacını, bir ardıç kuşunu, Sarınç Dağı’ndaki kayaları okumak! 

Bu kitap ki, içinde en süslü dil kullanılmış ve bu dili anlayacak olan kalp en duygulu ve en bilinmez sırlarla donatılmış. Gelin, kalbimizi açalım ve kâinat kitabını tefekkürle okuyalım.

Okunma Sayısı: 807
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı