"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mukaddes ışığın izi Rabbe götürür

Oğuzhan Usta
23 Aralık 2018, Pazar
Hangi canlı veya hissedebilen varlık, çevresindeki uçsuz bucaksız tarlaların görüntüleri arasında, ruhunun derinlerindeki kıpırtıları hissetmez?

Her ağacı, her çiçeği, her koruluğu kendi renkleriyle yoğurup tekrar edilemez bir görüntünün, el değmemiş eşiği haline getirip; ağaçların ve çiçeklerin yapraklarına, toprağın o sıcacık bağrına içten bir kucaklayışla sarılan, bin bir renkle, dalgalanmayla kalbimizdeki o huzur deresinin akışını güzelleştiren, ılıklaştıran gün ışığını sevmez? Bu ışık meyvelere, çiçeklere, böceklere hayat verdiği gibi kalbimizdeki iyilik, ruhumuzdaki güzellik ve bedenimizdeki kişiliğe de huzurlu bir hayat vermez mi?

O ışık sabahları  üzüm bağlarındaki salkımları kristalize bir görünüme kavuşturup, onların her bir şerbetli tanesine altın renklerden örgüler işler. Sarınç dağının doruklarına çıkan çiftçilere patikaların taş olmasına karşın yürüyende bir yünün ya da ıslak çimenlerin üzerinde gidiyormuşçasına hafiflik veren çayırlardaki renk huzmesine aşırılık, farklılık ve canlılık katar ve akşamları göğün maviliğinde yüzer. Her çırpınışında, her dalgalanmada göğün başıyla beraber yerin yatağını da tatlı bir pembeye, keskin bir kızıllığa büründürür. O ışığın yoğunlaştırdığı havayı soluyan sonrasız bir dinginliğe bürünür. O ışık anlamlardan yayılan bir parıltıdır, insanı dinginliğe büründüren bir ırmaktır, zarif çizgilerle örtülmüş duygulardır. O ışık Cennettin sıcak bağrından sızan bir ayna, Rabbin sanatını renklendiren, o sanatı bir ressam titizliğiyle boyayan aracıdır. Bu yüzdendir ki gün ışığının parıltısının yaydığı her yerde, güzelliklerde, dinmez hevesle Rabbimin sonsuzluğunu, onun yüceliğini görürüm.

Bir erik ısırıp kaç kere şükürler ettim Yaratan’a. Çançiçeğinin kokusunu içime çekip kaç kere teşekkürler ettim Rabbime. Oluğun suyundan içip kaç kere minnettarlığımı ifade edecek kelime bulamadım Rezzakıma. Bizlerin gözleri önüne serdiği, ince bir ustalıkla, sonsuz bir süreklilik ve tecditle, ne yücedir o Ustaların Ustası. 

 Kırlarda gezintiye çıktığımda her şeye kendinden bir parça koyduğunu gördüğümde, onu en derin duygularla hissettiğimde, hiçbir kusurun tabiatın o sıcak kalbinde barınmadığını anladığımda büyülendim. Tabiatın, benim ve duygularımın sahibine şükürler ettim. Keşke bir kelime olsaydı onu övebilecek, keşke bir kalp olsaydı onun sevgisini taşırmadan içimde yaşatabilecek, keşke bir kulak olsaydı Cennetten bir ninniyi bize duyurabilecek. Ama ne mümkün… Önümüze altın bir tepside, sonsuz şerbetlerin bulunduğu kadehler konulmuş. Onlardan nasiplenmemiz, tatlarını hissetmemiz istenmiş. Ve bu kadehlerin içindeki şerbeti sonsuz bir hayatta içmek, hiç sona erdirmemek, hep güzelliklerinin, hülyalarının içerisinde yaşamak isteyenler için Kur’ân’da ki uyulması gereken amellerin ya da kalplerimizdeki vicdan terazilerinin, iyilik hislerinin peşinden gitmemiz istenmiş.

Kur’ân kitabınız, kalbiniz vicdanınız olsun…

Okunma Sayısı: 593
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı