"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ahireti tam bildikleri halde...

Ömer Faruk ÖZAYDIN
19 Kasım 2018, Pazartesi
Vatan müdafaasında canlarını feda ettikleri, nice şehitler veren kahramanları gördükleri, İslâm âleminin parça parça edilişini müşahede ettikleri halde, ehl-i imânın, gelen düzene biat etmeleri muhabbet-i hayattandır.

Ancak biri var ki, yeni Türkiye (dünya) düzeni kurulurken ona da vazife verilmek istenmiş, dine karşılık servet, makam ve dünyaları teklif ettikleri halde dönüp arkasına bakmadan peygamberlerin yaptığı gibi dünyadan alâkasını kesmiş inzivaya ve mağaraya çekilmiş, Rabbine iltica etmiştir.

BEDİÜZZAMAN (ZAMANIN GÜZELİ)

Şeyh Said ayaklanması bahane ve kasden isim karıştırılarak, potansiyel tehlike korkusuyla mağarasından da sürgün yemiştir.

Bediüzzaman Van’dan alınıp Burdur, Isparta, oradan yol geçmez, kervan geçmez Barla’ya sürgün edilirken bir kaç yiğitten başka kimse yanına yaklaşamıyordu ki şu gelen;  “Acaba hizmet-i Kur’ânîyede arkadaşımız ve o hizmet-i kudsiyenin tedbirinde Üstadımız ve ustabaşımız olan Said Nursî’nin yüzünden, bizim gibi hak yolunda ona dost olan ehl-i haktan kim zarar görmüş? Ve onun has talebelerinden kim belâ görmüş ki, biz de göreceğiz ve o görmek ihtimali ile telâş edeceğiz?”1 ders ki, talebeleri ikaz etmek için desise-i şeytaniyeden korku damarı, makam ve mal sevgisi yazdırılmış. 

“Dünyanız başınızı yesin ve yiyecek” diyerek ne işkence ettiler, ne ile korkuttular ise hiçbir şeye ehemmiyet vermeyerek (sıratelmüstakim) doğru bildiği yolda bir an inhiraf etmeyerek, aldığı vazifeyi bîhakkın yapmıştır. 

Zehirse verin içeyim, dedi, kurşunsa göğsünü siper etti. Hapis ise, “Yusuf Aleyhisselâm mahpusların pîridir ve hapishane bir nev’î Medrese-i Yusufiye olur” dedi. 2 Açlıksa oruç tuttu, para ise elini sürmedi, hediyeleri kabul etmedi. Velhasıl dünyaya ait ne varsa elinin tersiyle itti, sadece ve sadece Rabbine el açtı, yalvardı, yakardı, enin ederek Hatemü’l Enbiyanın (asm) ümmetî, ümmetî şefkatine ittibaen Hatemü’l Evliya olduğunu gösterdi ve milletinin imân selâmeti için Cehenneme razı gelerek, gözyaşlarıyla seccadeleri ıslattı. Kısaca Kur’ân’a göre şakîlerin karşısında Said olduğunu ispat etti ve “Said anasının karnında da Saiddir” müjdesine mazhar oldu.

Yine Nurcular hapse atılırken bir kısım Müslümanlar en azından seslerini çıkarmayarak “Bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın” moduna girdiler. 

Keza sıkıyönetim devirlerinde Nurculardan başka gece sokağa çıkma cesaretini kimse gösteremediği gibi darbelere de onay verdiler.

ZULÜMLERE BOYUN EĞDİLER

Ezan-ı Muhammedî (asm) bir türküye çevrildiğinde âlim geçinen zâtlar, minareleri inleterek saldırmazlık antlaşmasına ihanet ettiler.

Kendileri mütedeyyin oldukları halde, dine yapılan tecavüzleri görmezden gelip, askerî bütün mahsulâtı reise vererek onun “ebedî şef” olmasına ve devrim kanunlarının hayata geçmesine sebep oldular.

Bu köşede tarih hafızasını çokça zikrettiğimizden oraları tay’ ederek son süreçteki kayıplara karışanlar bu âyetin şumulüne girmek için âdeta yarış ettiler.

En başta âlimler düzene biat için olmadık fetvalar verdiler. Yeni mehdiler, yeni deccaller ürettiler. Akrabaya yardım âyetini yolsuzluğa, rüşvete alet ettiler.

Hırsızlık yapmanın yüzde yirmisini helâl saydılar. 

Boğulan yavruların cenaze namazını kılmadılar.

Sonradan masumiyeti anlaşılan şeker hastalığından komaya girip hapiste ölen vatan evlâdlarını hainler mezarlığına gömdüler.

Dershanelerde bebelere Kur’ân dersi veren hocaları ve talebeleri korkuttular.

Dershaneleri ayakta tutan aidatlara mani oldular.

Kendi içimizden hakikatin gür sesi haksızlığın karşısında diye Yeni Asya aboneliğini durdurdular.

Kendisini Nurcu sayıp bizi de bida’cı diye tekfir edip savcılığa şikâyet ettiler.

Vurdular da vurdular. 

Ne için; “Onlar dünya hayatını ahirete tercih ederler.”

Aman adı Müslüman, ama yaptığı ne olursa olsun iktidarda kalsın. Bir nevi kendini tatmin hastalığı. İmâna ve Kur’ân’a faydası var mı yok mu kimin umurunda. İşte Müslümanın dünya hayatından beklediği...

Kim bunlar denildiğinde “İmanları beraber olduğu halde ve ahireti tam bildikleri halde” acı hakikati ortaya çıkıyor. 

Bediüzzaman, doktoru olduğu asrı masaya yatırmış, hastalığı da tam teşhis etmiş;

“Bu asır, hayat-ı dünyeviyeyi hayat-ı uhreviyeye, ehl-i İslâm’a da bilerek severek tercih ettirdi.” 3 

Okunma Sayısı: 1590
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Hasan

    19.11.2018 14:15:19

    Etkileyici güzel yazı elinize sağlık....

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı