"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bizim yağ, bizim tuluğa

Ömer Faruk ÖZAYDIN
10 Haziran 2018, Pazar
“Bizim yağ bizim tuluğa, caminin içi dururken dışarıya verilmez” gibi deyişlerimiz topluma ince mesajlar ve dersler verir ki, herkes kendi çevresini görüp gözetsin ve mamur etsin.

“Komşusu aç iken yatan bizden değildir” hadîsi; en yakını gözetmenin mecburiyetini nazara veriyor ki, yanıbaşında aç varken karnı tok bir insan, kimliğini de yitirmiş demektir. Elbette uzaktakilere de bakılmalı ancak, yakını görmeyen uzağı nasıl görür. Komşuda duman tütmüyorsa beş mahalle ötedeki dumansızlıkla alâka, samimiyeti de sorgular. 

Keza iftar sofralarındaki israf ve gösteriş, komşu sofrasına nazar ettirir mi? İşte hadîs-i şerif onların bu nimetlerde hakları olduğunu hatırlatır.

Görüp gözetmekle beraber yardımın farz olduğu bir dinin mensuplarıyız. Rabbimiz, “Size verdiğimiz rızıktan” verin diyor ki, kazanç zannettiğimiz sadece onun verdiği nimetlerdir.

Zekât, beş farzdan biri olup malı haramlardan temizlerken, sosyal hayata bakan bir köprüdür. Hadîsin açık beyanıyla ki, “Yani Müslümanların birbirine yardımları, ancak zekât köprüsü üzerinden geçmekle yapılır. Zira yardım vasıtası, zekâttır.”1

Evet, zekât ve yardımlar olmasaydı İslâm âlemi bu günden beş beter halde olacaktı. Vaktiyle krizden dolayı, Arjantin IMF’den 6 milyar dolar yardım almasına rağmen halk sokaklara dökülüp dükkânları yağmalarken, aynı sıkıntıdaki Türkiye 1 milyar almışken krizi atlatmada zekât ve yardımların rolü hayretle ifade edilmişti.

ALLAH YOLUNDA OLANLAR

Zekâtların kime verileceği mevzusunu fıkıh köşemize havale ederek, orada geçen “Allah yolunda olanlar” cümlesinin talebe-i uluma baktığı ifade edilir.

Eskiden beri var olan ve masraflarını milletin karşıladığı, zekâtlarını talebe-i ulûm tabir edilen, kendini ilme vakfetmiş kişilere verildiği bilinir.

“Evet, hakikat ve âhiret için çalışanlara karşı bu millet bir hürmet ve bir muavenet fikrini daima beslemiş. Ve bilfiil onların hakikat-i ihlâslarına ve sadıkane olan hizmetlerine bir cihette iştirak etmek niyetiyle, onların hâcat-ı maddiyelerinin tedarikiyle meşgul olup, vakitlerini zayi’ etmemek için, sadâka ve hediye gibi maddî menfaatlerle yardım edip, hürmet etmişler.”2

Âlem-i İslâmın hali pür melâli ortada. Siyasetin ve radikalizmin revaçta olduğu, ifrat ve tefritten gelen hezeyanlarla biribirini kıran ve döken bir coğrafyada “Sıratel müstakim” olan Risale-i Nur reçeteleri yeterince anlatılmadığından asıl gayemiz olan İttihad-ı İslâm’a giden yolu bulamadık bir türlü.

Evet, Risale-i Nur Dünya’da neşvü nema buldu ancak, Nurlar’a inanmış başka gruplar siyasetin kapsama alanına girdiklerinden hakikatlerini tam neşredemiyor, içtimaî ve siyasî duruşu tam sergileyemiyorlar.

ZEKÂTLAR YENİ ASYA’YA

İşte hakikatın gür sesi Yeni Asya hem iç dinamiklere hem de dünya ölçeğinde Hz. Bediüzzaman’ın sesini ve getirdiği Risale-i Nur’u neşrederek bu gayeye hizmet etmekte, Risale-i Nur’un medyadaki dili olması hasebiyle, Bediüzzaman’ın tecdit hareketini korkusuzca neşretmektedir.

Risale-i Nur’un bir tarafı mehdiyet ise diğer boyutu deccaliyeti göstermektir.

Yeni Asya’dan başka mehdiyet ve deccaliyeti korkusuzca beyan eden başka bir cereyan yoktur. Haklı olarak bu sahanın öncüsü ve naşiri olduğu düşman tarafından da tescillenmiştir.

Hal böyle iken Yeni Asya cemaati aidiyetinde olup bütün hayratını başka yerlere vermek, dâvâya yeterince muhabbet etmemek demektir.

Bakın Üstadımız bu mevzuda; “Mesleklerinde elbette çok mühim ve bizim de malımız hakikatlar var. O hakikatların intişarına bize ihtiyaçları yoktur. Binler o şeyleri okur, neşreder adamları var. Biz onların yardımlarına koşmamızla, omuzumuzdaki çok ehemmiyetli vazife zedelenir.” 3 diyerek dışarıya akışı reddeder. 

Sadece zekât ve fitreler değil, neşriyata ve hizmetin bütün değerlerine sahip çıkmak, lâzım.

Yine Üstadımızın dediği gibi “Büyük bir çeşme var, şimdiye kadar sû’-i istimal ile şûristana dağılıp bazı seele ve acezeye (dilenci) neşv ü nema verdi. Bu çeşmeye güzel bir mecra yapınız, mesaî-yi şer’iye ile şu havuza dökünüz. Sonra da bostan-ı kemalâtınıza su veriniz. Bu, hiç bitmez ve tükenmez bir menba’dır.”4

Burdan hareketle; zekât ve fitrelerimizle beraber, daha önceleri ara sıra verdiğimiz ilânları senelik ve toptan, e-gazete aboneliği, dershane giderlerimize rağmen artık gazeteye diyelim. Muhabbet bir bedel ister.

Haydi Said’ler, pamuk eller cebe...

Bu vesileyle; Bu gece idrak edeceğimiz bin aydan hayırlı olan Leyle-i Kadrinizi tebrik eder, kurtuluşumuza vesile olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ederim.

Dipnotlar:

1. Bediüzzaman Said Nursî, İşarat-ül-İ’caz. 2. Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar. 

3. Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası. 4. Bediüzzaman Said Nursî, Münâzarât.

Okunma Sayısı: 1986
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı