"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Maho Ağa

Ömer Faruk ÖZAYDIN
07 Ocak 2018, Pazar

- Maho ağamdan daha mı eyi bilacahsan?

- Benimki niye eskik?

- Onlar sendikalı

- E ben de Harranlıyam”

Türk sinemasına bir dönem damgasını vurmuş komedi tarzında çekilen “Kibar Feyzo” adlı filminde “Maho ağa” repliğini orta yaşlardaki herkes hatırlar. 

İslâmî değerlere ters, sol tandanslı bu film her ne kadar dejenere bir yapı ise de, ağa anlayışını kendi tarzında güzel mizanse ettiğinden hafızalardan silinmedi.

Filmde zalim bir ağanın köylüye yaptığı baskı ve zulümlere Maho Ağa (Şener Şen), saf bir karakteri oynayan (Kemal Sunal) Kibar Feyzo rolüyle cevap verilmişti.

Film her ne kadar dinî ve millî değerlerimize ters olsa da, Türkiye gerçeğini karikatürize etmesi bakımından mânidardır. 

Ağalık, Osmanlılarda saray, ordu ve yönetim örgütlerinde bazı görevlerin başında bulunanlara (Kızlar ağası, Kolağası, İhtisap ağası vb.), öteki uşaklara göre saygın durumda olan uşaklara (Akağa); rütbesiz erlere denirken; kırsal kesimde büyük toprakları olan, varlıklı güçlü, sözü geçen kimselere miras kaldı.

Cumhuriyet döneminde ise ağa, bey, paşa gibi sanların kullanılması 1926’da yasaklanmasına rağmen ağalık, toprak zenginliği yanı sıra Kemalist Devletin ileri bir karakolu olarak devam etmiştir

Çocukluğumuzda, yaşadığımız çevre itibariyle ağa; köyün ileri geleni, bilge, yardımsever, herkesi evinde besleyen; imam, muhtar, sıhhiye memuru ve muhacirin yardımına koşan, fakirlere aş ekmek veren bir ocaktı. Oda’sı da (câmi olmayan yerler için) ibadethane ve ilim yuvası olsa da, topyekûn dinden uzaklaşma ile, şahısların sûistimal ettikleri bir kurum haline gelmişti. 

Her ne kadar Cumhuriyetle beraber kaldırılmış olsa da, gelişmemişliğin ve cehaletin sembolü ve halkı maraba olarak gören ağalık tahakkümün en küçük yerleşim bölgesi olan köyden başlayarak partilere, cemaatlere ve memlekete yayılmış durumda. 1946’da çok partili hayata geçilmesine rağmen parti içi demokrasi yerleşmediği içinkendi partisinde bile lider sultasından dem vurulur hep.

İnsanlık demokrasiyi cumhuru ve çoğulculuğu kalkınmasına medâr yaparken, nedense İslâm âlemi hâlâ istibdatla yatıp kalkıyor. Hangi İslâm memleketine baksanız bir diktatörün ya da bir kralın taht-ı idaresi altında. Halkı fakir, çöplüklerden ekmek kırıntısı peşinde yerlerde sürünürken, ağalarımız saraylarda altın klozetlerle def-i hacet gideriyor, altın tabaklarda firavun sofralarını geride bırakan enva-ı matumatı işkembelerine indirirken, Karun’u kıskandıracak zenginlikte işretten divane olmuşlar. Hesap soran yok, milletin iradesi yok, seçim yok, sayım yok. 30’ar 40’ar sene idareden ancak ölüm veya ağır hastalıkla ayrılabiliyor, yerine ise yine yakınları veya evlatları taht-ı saltanatı devralabiliyor. Seçim olan memleketlerde bile sandık sadece göstermelik. Ara sıra adil seçimler olsa da akabinde gelen darbeler, memleketleri 50 sene geriye gö- türdüğü asıl yaramız...

AVRUPA’DAN TERSİ BİR GÖÇ VAR MI?

Mazlûm milletler sefaletten ve istibdattan Hıristiyan memleketlerine karın doyurmak ya da zulümden kaçmak için hicret ederken, demokrasi küfür rejimi deyip, tek adam rejimlerini müdafaa edenlere, Avrupa demokrasisine ölümü göze alarak kulaç atanları gözlerine sokmak lâzım. Sahi tersi bir duruma şahit olan var mı? Yani bir Avrupalı “memleketimden bunaldım kendimi bir İslâm diyarına atayım” diyene rastladınız mı? (İslâmiyeti seçenler müstesna)

Şahıs merkezli yönetim ve dinî kalkınmayı pek bir seviyoruz. Halbuki dinimiz hürriyeti şûrâyı temel esas yapmıyor mu?

Kur’ân-ı Hakim; “Onların işleri istişare iledir, istişare ediniz” gibi âyetlerle danışmayı emrederken, çok hükümlerde olduğu gibi, Kur’ân yerine menfaatler ön plana çıkıyor. Tabi nifak komiteleri bu zaafımızı işleterek hegamonyalarını çok rahat icra e- debiliyorlar.

MEMLEKETTEN TRAJİKOMİK MANZARALAR

Asgarî ücret: 1800 TL olması beklenilen asgarî ücret, 1403 TL açıklanınca haklı eleştirilere Cumhurbaşkanı; “1400 TL’den 1603 TL’ye çıktı daha ne istiyorsunuz, yüzünüze gözünüze dursun” demiş.

Bu beyanat bize yine Maho Ağa filmini hatırlattı. Maho Ağa repliğinde; “Aşınızı ben veri(yorum)m ekmeğinizi ben veri(yorum)m yüzünüze gözünüze dursun, kafamı kızdırmayın baķın sataram köyü ha!”

696 sayılı KHK: Malûmunuz epeydir tartışılan ve ucu açık (..) diye “muğlaklık” tartışmalarına katılan 11. CB Abdullah Gül’e de ayar çekildi. Yine Maho Ağa filmi akla geldi ki, bu gün çekilseydi acaba şöyle mi eklenirdi repliklere; “Kafamı kızdırmayın, bu köye MAHOL ilân eder, MHK (Maho Hükmünde Kararname) çıkartır, anarşist diye sizi adamlarıma döğdürtürüm.

Güleriz miyiz, ağlar mıyız halimize?

16 Nisan referandumuyla fiilî olarak gelen başkanlık, 2019 (önce de olabilir) seçimleriyle tek adam rejimi perçinlenecek.

Türkiye yüz seneden fazla nice bedeller ödeyerek kazanmaya çalıştığı demokrasiye bir an evvel geri dönmelidir. Memleket ağalık sistemiyle bir köy gibi yönetilemez. 

Etrafımıza baktığımızda güvenilir bir memleket var mı dememize rağmen bu özenti niye?

Okunma Sayısı: 2546
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdurrahman KOÇAK

    7.1.2018 12:46:40

    Maateesssüf İslam ülkelerinde monarşi, krallık, diktatörlük devam ediyor.Demokrasi olmayan yerleri kim ne yapsın, neden avrupalı biri gidip yaşamayı düşünsün bu yerlerde amma avrupa, abd ye yazınızdada bahsettiğiniz gibi insanlar yüzde 99 risk alarak bir şekilde gitmeye çalışıyor.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı