"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Said Nursî ve siyaset

Ömer Faruk ÖZAYDIN
27 Kasım 2016, Pazar
“Dünya, büyük bir manevî buhran geçiriyor. Manevî temelleri sarsılan garp cemiyeti içinde doğan bir hastalık, bir veba, bir taun felâketi gittikçe yeryüzüne dağılıyor. Bu müthiş sâri illete karşı, İslâm cemiyeti ne gibi çarelerle karşı koyacak?” diyordu asrın doktoru.

İşte böyle bir zamanda ehl-i hamiyet çare aramış; din-i mübin-i İslâmı yeniden ihyâ etmek için çeşitli cemiyetler, fırkalar ve teşkilâtlarla İttihâdı tesis etmek ve İslâma hizmet etmek istemişlerdi.

Bediüzzaman Hazretleri de kendi ifadesiyle bir dönem:

“Evet o zamanda kırk-elli sene evvel hissetmiş ki; bazı münafık zındıkların siyaseti dinsizliğe âlet etmeğe teşebbüs niyetlerine ve fikirlerine mukabil, o da bütün kuvvetiyle siyaset-i İslâmiyetin hakaikına bir hizmetkâr, bir âlet yapmağa çalışmış. Fakat o zamandan yirmi sene sonra gördü ki: O gizli münafık zındıkların garblılaşmak bahanesiyle, siyaseti dinsizliğe âlet yapmalarına mukabil, bir kısım dindar ehl-i siyaset dini siyaset-i İslâmiyeye âlet etmeğe çalışmışlardı.”

Sonra gördü ki: “Bir sâlih âlim kendi fikr-i siyasîsine muvafık bir münafığı hararetle sena etti, siyasetine muhalif bir sâlih hocayı tenkid ve tefsik etti. Eski Said ona dedi: “Bir şeytan senin fikrine yardım etse, rahmet okutacaksın. Senin fikr-i siyasiyene muhalif bir melek olsa, lânet edeceksin.”

Bunun için, “euzubillahimineşşeytani vessiyaseh“ diyerek menfî siyasetten uzak durdu.

Bediüzzaman için “bir kişinin imanını kurtarmak sahra dolusu kırmızı koyunlardan efdaldir” hadisi her şeyden daha mühimdi. İşte böyle bir devirde başladı iman ve küfür mücadelesi. Bir yandan bütün kuvvetlerle dine ve mukaddesata hücum edilirken, diğer yandan sıfırlanmak istenen dini yeniden ihyâ hareketi başlıyordu bütün engellemelere rağmen. 

Menfî siyasetin ve ifsad komitelerinin bütün kirli ayak oyunlarıyla mücadele aynı kulvarda mümkün görünmüyordu. “Onu gördüğünüzde siyasetle mukabele etmeyin“ emrine imtisal, hakkın intişarı için an şarttı. “Zira Kur’ân-ı Hakîm’in hizmetinin bütün siyasetlerin fevkinde bir ulviyeti var ki, çoğu yalancılıktan ibaret olan dünya siyasetine tenezzüle meydan vermiyor” diyordu...

M. KEMAL’İN TEKLİFİNİ KABUL ETMEDİ

Bediüzzaman’a soruyorlar:

“M. Kemal’in 300 lira maaş, milletvekilliği, vaiz-i umumî teklifini neden kabul etmedin? Eğer kabul etseydin ihtilâl yüzünden kesilen yüz bin adamın hayatlarını kurtarmaya sebeb olurdun!” sorusuna verdiği cevap: 

“Eğer o teklifi ben kabul etseydim, hiçbir şeye âlet olamayan ve tâbi’ olmayan ve sırr-ı ihlâsı taşıyan Risale-i Nur meydana gelmezdi.” 

“Eğer ben onları kabul etseydim” ifadesi, aslında yol haritasını gösteriyor bizlere. Ya düzene biat edecek, ya da kendi yolunu çizeceksin emr-i Peygamberiyle (asm).

İşte âlimlerin bile anlamayacağı bir duruş ki; o günden sonra her gün boğazına dayanmış bir testereyle 40 sene azap, çile, zindan ve türlü türlü işkencelerle ölümü bu hayata tercih edecek bir bedel ödeyecekti. 

Milletin “imanı selâmette olsun” diye ruhu gül gülistan olacaktı bir ateş pahasında...

Öyle ya bir mürşidin, bir muslihin arayıp da bulamayacağı cinsten teklifler gelmişti. Din ve diyânetin çok mühim mevkilerini elde etmiş olacak, onunla irşad vazifelerini yaparken, devleti de arkasına alarak rahatla dünyadan geçip gidecekti.

Müslümanların yapmak istediği şey Müslümanları iktidara getirmek, tepeden aşağıya doğru bir İslâmın hâkim olmasını temin etmek değil midir?

Bundan güzel ne olabilir ki?

Halbuki ahirzamanı, hadîslerini ve bir kısım hakikatlarını gözleri gördükleri halde daha intizar eden zahirperest insanları güç ve iktidardan vazgeçirmek, imân hakikatlarının en küçüğüne bile ruhunu feda ettirmek öyle kolay iş olmasa gerekti.

İnsanın en mühim vazifesi; imanın mahalli olan kalbiyle alâkadar olması lâzım gelirken, menfî siyasetin cazibedarlığı sebebiyle en uzakta ve lâzım olmayana gözünü diker. Büyük dairenin cazibedarlığı cihetiyle küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bıraktırıp lüzumsuz, malâyani ve âfâkî işlerle meşgul eder. Sermaye-i hayatını boş yerde imha eder. Zira, bu asrın acip bir özelliğidir; “Elması elmas bildiği halde şişe cam parçasını ona tercih eder.”

Okunma Sayısı: 2130
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • demokrat

    27.11.2016 11:56:24

    bu anlattıklarınızı bırakın milletin anlaması;bir de piyasada nurcu geçinenler anlayabilse...

  • mirza said

    27.11.2016 07:07:06

    boyuna kadar siyaset çamuruna batmış ve bazı maddi imkanlar sebebiyle siyasilerin yanlışlarını bile doğru kabul edip lanse eden, ayrıca nur camiasının ayrışmasından zevk alan ve bu konudaki gayretini esirgemeyen, siyasilere desteğini dillendirerek "gerekirse dershanelerimiz ve derslerimizi tatil ederiz" diyen nurcu görünümlü çakmalara ve cahillere duyrulur.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı