"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Sübliminal mesajlar

Ömer Faruk ÖZAYDIN
20 Ağustos 2017, Pazar
Sübliminal; bir mesajın veya sembolün, bir resim veya objenin içine ustaca yerleştirilmek suretiyle bilinçaltına gönderilmesidir.

Tarihin derinliklerinden gelen gizem, sır, semboller üzerinden mesajlar veren tahrif olmuş ve bâtıl dinler ritüellerini böylelikle ayakta tutarlar.

Dün olduğu gibi bugün de var olan sübliminal mesajlar; günümüzde sulandırılarak havadan nem kapma, öküz altında buzağı arama paranoyasına dönüştü neredeyse. Gün geçmiyor ki bir resimden veya bir cümleden bir mânâ çıkartılmak suretiyle karalamak istediği kişi ve kurumları su-i zan altında bırakmasın.

Öyle paylaşımlar öyle haberler servis ediliyor ki; kişiyi dinsiz göstermek adına bulanık suda (güya) sübliminal mesajlar avlayarak, bu defa kendileri mesaj verip objeler üzerinden hüküm çıkartmaya, hedef saptırmaya çalışıp dinin hayırhahı rölüne soyunuyorlar.

Algı üretmek nasılsa bedava. Sevmediğiniz birini toplum nezdinde karalamak çok ucuza gidiyor artık. Mebzul miktarda piyasada bulmak kolay. Yaftalamak ötekileştirmek hatta dinsiz göstermek çabaları öyle arttı ki, sanki histeri nöbetlerindeyiz. Dinin hassasiyetleri ve dinamikleriyle oynamaya başladık, din değerleri icad ettik kendimizce.

Eğer ecdadımız makberden kalksa bu halimize; “Hey mirasyedi yaramaz çocuklar! Netice-i hayatımız siz misiniz? Heyhat! Bizi akîm bir kıyas ettiniz!” demiyecekler mi?

İMAN YAKİNDİR

Akıl, kalp ve vicdan ekseninde cereyan eden din, dışardan müdahelelerle bir milim değişmeyeceği gibi, okumalarla da hüküm verilerek mahiyeti değişmez. İman bir ifadeyle yeterli olup bizim kabulümüze vabeste, aksi ise kişi kendi ikrar etmeyene kadar binler şüphenin hiçbir değeri yoktur. 

Meselâ bir kâfir sıfatımız veya fiilimiz olsa, yüzde 99 sıfatımız ne ile yargılanacak?

Ya da o sıfat başka şeyden kaynaklanmışsa(...) tekfire cüret edenin hali nice olur?

Kaldı ki bu zamanda bazen yüzde on, yüzde yirmiye bile hasret kalmışken, yüzde yüz masum sıfat taşıyabilecek bir babayiğit bulunabilir mi? Elimizde iman ölçer âleti mi var ki, her önümüzden geçeni radarımıza yakalatıyoruz.

Oysa mahalli iman kalptir. Kalbin derinliklerini görecek bizde ne hâl var, ne de kerâmet. Çünkü biz kendimiz bu zamanın ufûnetli çamurundan ve suyundan kana kana içmiş ve nefsimizi günah batağından arındırmamışız ki başkasına, gözümüze gelen bir çöple koca bir dağı örtmek misali kara bakalım. Temiz olan ise zaten kendinde bir hak görmez ki birilerine kara çalsın. 

Üstad-ı küll olan (asm) kendisine bildirildiği halde hangi münafığı deşifre etmiş ya da kime ne ad takmış? 

Oysa İslâm başkalarının hareketi üzerinden, vazife ertelemeyi ve işlerini onların yanlışı üzerine bina etmez. Sembollerimiz şeairimizdir ve açıktan yaşanır. Ne gizeme takılırız ne gizemlilere. 

Vazifemiz; ihlâsla Cenâb-ı Hakk’a yakınlaşıp (kendini sevdirmesine mukabil) ubudiyetle kendimizi O’na sevdirmek olan kullukta; başkasının niyetini okuma yerine, kendi niyetini ve amelini düzeltmektir aslolan. Hattâ varsa başkasının ayıbını örtmek, Settar-ül uyub olan Allah’ın emirlerini dinlemektir. 

Net bir emir; “Kadınlarınızdan fuhuş yapanların aleyhinde olmak üzere içinizden dört şahid tutun.” (Nisa, 15)

Bu âyete göre gizli günahların ispatı mümkün değilken, bir emareden yola çıkarak insanımızı delâlete atmak hangi İslâmiyet iledir? Geriye kaldı amel. Varsa yanlış, o kardeşimizi ikaz ve günahından dolayı acımak ve duâ etmektir. Vazifemiz bir kişinin imanını mı kurtarmak, yoksa Cehennem zebaniliği mi? 

Bu gün Siyasalcıların yaptığı niyet okumalar, dün Kemalistlerin yaptıklarından ne farkı var? Senelerce irtica ile korkutulup devleti ele geçirecekler paranoyasıyla dindarlara zulüm edilmedi mi?

En son 28 Şubatta; “türbanın bir mesaj olduğunu, İran’a döneceğimizi, bizi zorla çarşafa sokacaklarını” ileri sürmüyorlar mıydı? 

Demek ki paranoyanın dini de yok, mevsimi de. Geçen sene 1 dolar vardı, sahte baskıymış.

Kola zaten sübliminal mesaj verip, Filistin kanı emiyordu, boykot etmiştik. 110. Şubesi birinci elden açılışı yapıldığına göre, demek ki tedavülden kalkmış.

Şimdi de “Hero, Mero, Namazlık” hikâyeleri alıcı bekliyor. Badem rengi tek tip elbise ise yolda.

Ayrıntılar gelecek..

Okunma Sayısı: 2644
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı