"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Risale-i Nur hizmetinin meşakkatindeki lezzet

Ömer Örtlek
14 Ocak 2018, Pazar
Risale-i Nurlar’la tanışmak, okumak, başkalarına anlatmak en önemlisi de insanın kendi hayatında yaşaması Nur hizmetlerinde önem arz etmektedir.

Bir de Risale-i Nurlar’la ilgili zorlukları yaşamak ayrı bir güzel durumdur. 1961 Yılında Adana İmam -Hatip Lisesi’nde öğrenci iken, Tepebağ Mahallesi’nde küçük müstakil eski Adana evlerinden birinde kiracı olarak bir odasında üç kişi ikamet etmekteydik. Evin diğer bölümünde de ev sahibimiz Naciye Abla ve ailesi kalmaktaydı. Bununla birlikte haftanın 3-4 günü de İstiklâl Mahallesi’nde Abdullah Yeğin Ağabeyimin kaldığı Nur dershanesinde de kalmaktaydım. Ancak 1961, Türkiye için zorlukların yaşandığı bir yıldı. 1960 askerî darbesinin etkilerinden olan takibatların, tutuklamaların ve olumsuzlukların fazlasıyla hisse- dildiği bir dönemdi. Yine bu dönemde Risale-i Nur okuyorum, ya da Nurcuyum diyebilmek büyük bir cesaret isterdi.

Bir gün Abdullah Yeğin Ağabey, kaldığı Nur dershanesine emniyet güçleri tarafından baskın yapılacağı haberini almıştı. Bu haber üzerine Yeğin Ağabey, beni dershaneye çağırdı ve “Ömer kardeşim, kuvvetle muhtemel baskın yapılacak dershanedeki Risale-i Nur kitaplarının bir kısmını Özgür Ca- mii’nin dolaplarına koyduk, sen de kalan diğer kitapları yanına al ve evinde sakla” demişti. Ben de, Yeğin Ağabeyimin verdiği kitaplarla eve doğru gidiyordum. Yolda yürürken kitapları evde nereye saklayacağım diye düşünüyordum. Eve vardığımda kaldığımız odada kitapları muhtelif yerlere saklamıştım. Fakat kaldığımız yer sadece bir odadan ibaret olduğu için saklayamadığım kitaplarda oldu. Ev sahibimiz Naciye Abla ise, Risale-i Nur’u seven ehl-i tarik bir hanımefendiydi. Saklayamadığım kitaplar kucağımda, Naciye Abla’nın kapısını çaldım. Kendisine durumu anlattım. Cenâb-ı Allah ondan razı olsun. Beni kırmadı. Hemen ahşap bir sandık getirdi. Birlikte kitapları sandığın içine yerleştirmiştik. Sonra Naciye Abla bu sandığı bizim ahıra koyalım, orada samanların altında saklayalım. Bu şekilde kimse bulamaz dedi. Yine Naciye Abla ile birlikte sandığı ahıra taşımış ve saklamıştık.

Sabah olduğunda birlikte kaldığım amcazâdem rahmetli Dursun Örtlek (Nur hizmetlerinde Hayrullah Nurdağ müstear ismiyle bilinir, 1998 yılında İstanbul’da vefat etmiş ve Kazlı Çeşme Mezarlığı’na defnedilmiştir), benden daha erken vakitte okula gitmişti. Kendisini okul müdürümüz rahmetli Hulusi Özkul Bey odasına çağırmış ve Dursun kardeşime “Ömer’e söyle hemen okula gelsin onunla konuşmak istiyorum” diye söylemiş. Bu konuşma üzerine Dursun kardeşim hemen eve geldi ve bana “Hulusi Hoca seni çok acele çağırıyor” dedi. Bende hemen okula gidip, Hulusi Hocamız ile görüştüm. Hocamız, bana “Ömer, bugün okula gelme derslere girme, polis senin evine baskın yapacak, hemen kitaplarını evden çıkar başka bir yere sakla” diyerek beni uyarmıştı. Sonradan öğrendim ki, emniyet okul idaresine benim hakkımda takibat yapıldığını bildirerek, yine idareden benimle ilgili malûmat istemişti. Hocamız ile görüşmemizden hemen sonra eve geldim. Kaldığımız tek göz odaya önceki gün sakladığım yerlerden Risale-i Nurlar’ı topladım. Bu kitapları da yine Naciye Abla ile ahırdaki sandığa koymuştuk. Naciye Abla ile birlikte, Polis baskınını sorunsuz bir şekilde atlatmıştık. Abdullah Yeğin Ağabeyimin verdiği görevi yapabilmenin verdiği huzurun lezzeti paha biçilmezdi. Elbette bu işi o dönemin şartları içerisinde tek başıma yapamazdım. Konu Risale-i Nur olunca, Cenâb-ı Allah umulmadık anlarda Nur Talebesi olmayan şahıslar aracılığıyla yardımını göndermişti. Allah’a şükürler olsun. Bir kez daha Risale-i Nur’un bereketi ve muhafazası görülmüştü.

Kitap saklama ve baskın meselesi sorunsuz atlatılmıştı. Daha sonra Abdullah Yeğin Ağabeyin kaldığı dershaneye gitmiştim. Yaşananları Ağabeyimize anlatmıştım. Kendisi de bana “Nur hiz- metinin meşakkatinde ayrı bir huzur, ayrı bir lezzet vardır” diyerek sohbet yapıyordu. Aylardan Ramazan Ayı idi. O gün dershanede Yeğin Ağabey ile kalmıştım. Yeğin Ağabey çok merhametli ve şefkatli bir büyüğümüzdü. Kendisi, bizler uyurken, kimseye zahmet vermez, sahur yemeğimizi hazırlardı. Dershanede kaç kişi kalıyorsa, hepsini tek tek uyandırır ve sahur vaktinin geldiğini haber verirdi. Birlikte sahur yemeğini yerken, diğer kardeşlerimize başımızdan geçen kitap saklama konusunu anlatıyordu.

Cenâb-ı Allah bizlere yardımcı olan ve bizleri koruyan Naciye Abladan, Hulusi Özkul Hocamızdan, Dursun Örtlek’den (Hayrullah Nurdağ) ve Abdullah Yeğin Ağabeyimizden razı olsun. Onlara rahmet eylesin. Bizleri ve onları Cennetinde buluştursun. Amin.

Not: Bazı kardeşlerimiz telefon numaramı arzu etmişler. Numaramı paylaşıyor, gösterilen teveccühten dolayı teşekkür ediyorum. 

Tlf. (0535) 306 13 28

Okunma Sayısı: 1455
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı